Bernhard'a sonsuz saygı, o tür bir bitiği tercih ederim. Dışa soluksuzca patlayarak açılan öfkenin müptelası olan Bernhard'a yönelir, iyi eder, Papini'nin olayı biraz daha farklı. Benmerkezciliğiyle yanıp kavrulan, odasında otururken düşünceleriyle bir başına kalamayan adamdır Papini. Tanrı olmaya giden yolda inkar ettiği tanrıyı devirip kendi hükümdarlığını ilan edecekken hiçlikle karşılaşan ve potansiyelinin maksattan kopmasıyla yıkılmamaya çalışan Papini'nin çocukluğundan itibaren otuzlarına kadar izini süreceğiz. İmgeleri yoğun, üzerine onlarca kez düşünülmüş, onlarca kez parça parça edilip birleştirilmiş duygularından fırlayan sözcükleri keskin, olamamış bir adam. Olmaya çalıştığı şeyler daha önce zaten olduğundandır; yeninin ve denenmemişin peşinden gittiğini söylemesine rağmen kullandığı araçlar, varmaya çalıştığı hedefler daha önceden başkalarınca belirlenmiştir. Bir anlamda kendi düşünce yapısından kurtulmaya çalışır ama mümkün değil. Tanrı olmak ister dedim, zaten olmuşu var. Aşağıda gördüğü insanlara öncü olmak ister, olmuşu var. Düşünülemeyen bir şey nasıl olunur?
Sondan gidiyorum, Papini bitik olmadığını, İtalya'da dolanan dedikodulara rağmen egosundan ve gücünden bir şey yitirmediğini söyler. Hâlâ ukala dümbeleklerini yerin dibine sokmakta, ağırbaşlı kerkenezleri bilgisiyle tokatlamaktadır. Genç olduğunu ve daima genç kalacağını söyler. Bu azmiyle ruhunun yaşlanması mümkün değil zaten, neyse, söyleyecek çok şeyi vardır ve yeni nesli överek, biraz da gençlere giydirerek b(i/e)tiğini sonlandırır. Yeni nesil bomba gibi gelmektedir; felsefe, edebiyat, teoloji ve dahi pek çok dalda sözü ve bilgisi olan tayfa putları yıkmak amacıyla ilerlemektedir. Papini korkmaz, bazı gençleri destekler ve çoğunu da er meydanına çağırır. Anlatıcı açısından görüyoruz, belki de ihtiyacı olan tek şey sağlam bir tokattı ve bunu yemesine rağmen yansıtmamış olabilir. Karşımızda bir dahi var. Dahi ve deli. Megalomanlığının sağlam bir temeli var ama temelden yukarısı sıkıntılı zaten.
Başa dönüyorum. Çocukluğundan otuzlarına demiştim, Papini anlatısını müzikteki terimlerle tempolara/bölümlere ayırır, her bölümde de alt başlıklar halinde farklı bir meramını anlatır. İlk meramı, metin boyunca sürecek yaşsızlığı olabilir. Adamımız hiç çocuk olmadığını söyler, çocukluğu yoktur. Gençliği ve yaşlılığı da yoktur sanırım, genç kalacağını söylerken ruhsal durumunu -bence ölümünden sonra bile- sabit tutabileceğini söylemek ister. Ailesinin yoksulluğundan, anlaşılmamanın acısından girer ve çekilmiş ilk fotoğrafındaki gibi olduğunu söyler, her zaman o fotoğraftaki gibi solgun ve donuk. Psikolojiye giriyorum ister istemez; Papini kendini çirkinler çirkini gibi görür. Miyop, karışık saçlı, kara kuru bir velet. Dikkat çekmez, hayalet gibidir. Okuldan nefret eder, durmadan okur. Gerçeğin ne olduğunu sorgulayarak başlar ve bu sorgulama felsefenin, haliyle metafiziğin ve edebiyatın kıyılarından geçerek bir nihayete varır. Papini öyle olduğunu düşünür ama yaşamı bir masa başında sayfalara tıkıştırmaya çalışmış adamların söylediklerinden çok daha fazlasının olduğunu hissettiği an boşluğun kara gözlerine bakmaya başlar. Bu noktaya kadar ayrıksı kişiliğini kurar, etkilendiği düşünürlerden bahseder, ateizmini ve fikir haydutluğunu borçlu olduğu kitaplardan dem vurur, düşsel yolculuklara çıkar, bir dünya şey. Oysa yaşamı gerçeğin -kitapların- yakınından dahi geçmez haliyle; aşağılanır, kitapçılarca dükkanlardan kovulur, babasının cüzdanından para aşırır ve daha çok kitap alır, daha çok okur. Yoksuldur, itilmiştir, nefretle doludur, kendini gerçekleştirmek ister. Etrafındaki güzel kadınlara, yakışıklı adamlara, her şeyi bilirmiş gibi yazan yazarlara, zenginlere, kendi haricindeki herkese sonsuz bir kin güder. Tanrı olma düşüncesi buradan doğar; herkes bir gün onun dehasını kabul edecek ve ona saygı duyacaktır. Bunun için önce evrensel bir tarih kitabı yazma çalışmasına girişir, sona erdiremez tabii. İlk yenilgisidir bu, kişiliğinin bir parçası haline getirerek devam eder.
Kendisine benzer dostlarıyla -kaçıklar, şairler, filozof benzeri insanlar, işe yaramazlar vs.- dergi çıkarır ve bu süreçte dünyayı, insanları değiştirip müthiş bir uygarlık doğuracağını düşler. Bunun için pozitivizmi ve idealizmi çekiştirir, zıtlıklardan yenilik çıkarmaya çalışır. Gerçeğin kitapların dışında olduğunu keşfeder keşfetmez kendi algılarının biçimlendirdiği dünyayı irdeler, tanrılık fikri de böyle doğuyor aslında. Locke-Hume-Berkeley üçlemesinin biçimlendirdiği dünyayı benimser, ahlak kuralları gibi toplumsal mevzuları kendince biçimlendirir, bir manada tanrı olur. Yazı çizi işlerinde de belli bir başarıyı tutturur, yavaş yavaş tanınmaya ve saygı görmeye başlar ama başardıklarının uzun vadede hiçbir anlam ifade etmeyeceğini çözdüğü an beynindeki saatli bomba patlar, yapacak hiçbir şey yoktur, insanları yola getirmenin hiçbir anlamı yoktur, tanrı olmanın hiçbir anlamı yoktur ve yaşam kitapların sayfalarında değil, doğanın devinimindedir, zamandadır. Zamanın da pek umrunda olmadığımıza kani olan Papini için büyük yıkım, bir anlamda da yeniden doğuş. Yeniden doğmayı geçtim, bir parlak an için, zihnin bir üst mertebeye ulaşabilmesi için yıldızlara daha çok bakmalıyız. Sözlükte çok güzel bir entry gördüm, alayım: "Şuurunu bir tık yükseltmek isteyen denizi izlesin. Orada bir cins hakikat var."
Başka, Papini'nin kadınlara etkisiz eleman gözüyle bakmasında kendisinin fedakarlığını gösterme çabası var diye düşünüyorum. Kadınlar sadece alır, alır, alır diyor, vermezler, sadece duygu doğurmak içindirler, onun dışında pek de mühim bir mevzu değildir diyor. Dinler ve tanrı da öyle. Aslında her şey öyle. Papini için.
Ruhun yolculuğu, acılarla ve tekamüllerle dolu. Böbürlenişinden ve kendini alçaltmasından bıkmazsanız büyük bir yazarın otobiyografik çorbasını kaşıklayabilirsiniz.
Papini kitabının bir yerinde şöyle diyor: " Eğer söylediklerimi iyi söylediysem, neden onları daha kötü bir şekilde tekrar ediyorsunuz?" Dolayısıyla onu tekrarlamaktan imtina ediyorum çünkü beğendiğim bir kitap oldu. Düşünce olarak yoğun bir kitap, yazarı anlayarak kendinizi onun yerine koyarak bazen görüşlerine itiraz ederek çoğu kez onda kendinizi bulup düşüncelere dalarak okuyabileceğiniz bir kitap. İlk sayfalarda kendisini itici bulmuştum ancak kitap bittiğinde hayranlık duydum. Yazarın düşüncelerini olduğu gibi okuyucuyla paylaşması bence cesurca.
Bir biyografi mi yoksa içsel yolculuğun bir akışı mı? Belki de bir itiraf. Papini bu kitapla hayatının ilk otuz yılını okuyucunun ellerine teslim ediyor, belki de ruhunu. Karmaşık bir iç döküş. Bitirilmemiş fikirlerden doğan bir bitik adam. Çocukluğu, gençliği ve otuz yaş olgunluğu içindeki acıları, umutları ve tüm zayıflılıkları okuyucunun ellerinde. Lakin o ne acıma, ne hoşgörü, ne övgü ne de avuntu istiyor. İstediği tek şey hayatının üç, dört saati ve Papini'nin ifadesiyle; "yine de, fikirlerime inat, benim gerçekten de bitik bir adam olduğuma inanmayı hala sürdürecekseniz şayet, en azından benim çok şeye başlamak istediğim için bittiğimi ve her şey olmak istediğim için artık hiçbir şey olmadığımı kabullenmeniz."
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kusura bakmayın ama kişisel gelgitleri süslü , uzun , çoğu zaman tutarsız , kısmen sıkıcı bir tekrar içinde gelişi güzel aktaran bir kitap. Gog daki aykırı bakış açısını beklerken hayal kırıklığı benim için. Muhtemelen benim anlayamadığım kadar derin ve yoğun olduğu için bu yorumu yapıyorum . Ama siz bilirsiniz tabi .
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ahmet Hamdi okuyorum, Pappini, Masa Dergi okuyorum, İzdiham okuyorum pappini.. Yani nereye gitsem Pappini ismi var. Baktım kurtuluş yok aldım. Sonra tüm yayınlara kızdım neden bu kadar az bahsediyorlar Pappini ve bitik adamdan. Yani bu yorumdan sonra derhal bir Bitik Adam okuyun ve bana hak verin.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Giovanni Papini'yi hep okumak istemişimdir, ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Bitik Adam kitabı ilk okuduğum kitabı oldu. İyi ki okumuşum. Kitabın ilaç gibi gelen yerleri var. Aslında yazar arayış içinde olan bir ömrü anlatsa da bazı kavramların dilimize yerleşmiş biçimlerini sorgulamaya açıyor arka planda. Nükteli dil çok iyi kullanılmış bu kitapta. Bitik Adam okuyanların şayet okumadılar ise Thomas Bernhard'ın kitaplarını da okumalarını tavsiye ederim (Eski Ustalar eseri öncelikli tavsiyemdir) Şimdi sıra yazarın Düşsel Konçerto ve Gog eserlerinde.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitabın dili sade ve akıcı.. fakat özel vakit ayırıp okumaya gerek olmadığını düşünüyorum.. otobüste, yolda vs. yerlerde okunup bitirilebilir. daha fazla vakit ayırmak, zaman kaybı olur..
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yemek tarifi bile yazsa okurum dediğim yazarlar listesinin en başına geçti Giovanni Papini!Düşsel Konçerto’yu çok severek ve imgelemine hayran kalarak okumuştum.Bitik Adam da hayranlığım konusunda düşüncelerimin altını çizmiş oldu.
Yazarın aynı zamanda bir okur olarak kendini ne kadar geliştirmiş oldugunu da belirtmeden geçmek olmaz.Bir insanın bir ömür kendi kimliğini arayış sürecini anlatıyor kitabımız.Okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap ve ilgiyi hak eden bir yazar...
Yayınevi son zamanlarda şahane kitaplarla kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Papini çok farklı, gizemli bir yazar. Bu kitabı da yine önümüze farklı lezzetler sunuyor. Derin olmasına rağmen okurken yormuyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Papini farklı bir yazar. Kalemi, asla sıkıcı olmayan betimlemeleri kendini her zaman çağdaşlarından bir adım öteye çıkarmış. Bu otobiyografisinde ise onun iç dünyasına girip acımayla karışık hisler beslemeye başlıyorsunuz kendisine karşı. Papini severler bu kitabı kaçırmasınlar.