Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerin ki üç gün. Kedilerin ömrü 13 yıldır aşkın ki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.
İlk yıl, “ Beni terk edersen kendimi ÖLDÜRÜRÜM ” denir.
İkinci yıl, “ Beni terk edersen, acı çekerim, ama kendimi toparlarım ” denir.
Üçüncü yıl, “ Beni terk edersen şampanya patlatacağım “ denir.
Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar, oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.
İlk yıl eşyalar satın alınır.
İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir.
Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır.
Hakikati aşkın mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları arasında bitmesidir.
Beni bu kitabı okumaya iten en büyük etken kitabın adı olsa gerek. Aşkın, sonsuzluğa ulaşan bir duygu yoğunluğu olduğunu düşünen bir insan olarak aşkın ömrünün üç yıl olduğunu savunan bu yazarın neye dayanarak bu fikri ortaya koyduğunu merak ettim. Bir diğer etkende kitabın arkasında yer alan - yukarıda belirttiğim - sözlerin iddialı oluşuydu. Duyguların ve heyecanın zaman zaman azaldığını hissetmek hepimizin yaşadığı bir olaydır. Böyle hissedince, acaba aşkta bitiyor mu sorusundan yola çıkarak bu kitabı okudum. Kitapta aradığım her duyguyu bulduğum söylenemez. Alice ve Antonie ‘nun ilişkilerindeki uç noktalar ve ayrılıkları kitabın sonucuna tezat. Ama sonunda yazarın ‘ aşkın ömrünün üç yıl olması ’ konusunda yanıldığını görmek güzeldi.