Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı Hakkındaki Yorumlar

Mutlu Yeşilova
31.01.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlıcamı geliştirmek için almıştım Ahmet cevdet paşanın muhteşem eserini çok beğendim
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Burak Fatih
29.06.2018
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ahmed Paşanın osmanlıca eserleri gerçekten tatından yenmiyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
KY-1078450 23.06.2011
Fatma Aliye Hanım'ın babası Cevdet Paşa'nın öğrenciliğini, kariyerinin ilk yıllarını ve Ali ve Fuad Paşa'larla ilişkisini hikayelere, anekdotlara yer vererek güzel bir üslupla anlattığı bu kitap 19. yüzyıl dönemi Osmanlı imparatorluğu hakkında bir önfikir edinmek için de güzel bir referans kaynağı. Bitirdikten sonra güzel bir tad bırakan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Eserden en çok aklımda kalanlar Fuad Paşa'nın Cevdet Paşa'ya yazdığı ve uzun süredir yazmamakla "vaki olan kusurunu" "kesret-i meşguliyetine" bağladığı zarif bir mektubu, Mustafa Reşid Paşa'nın irticalen yaptığı belagat, edebiyat ve lisan açısından fevkalade güzel bir konuşma, Cevdet Paşa'nın öğrenciliğinde bir zaman parasız kalışı ve aşağıdaki vakadır. Burada sözü geçen Mehmed Murad Efendi seyyiddir ve bir Nakşibendi şeyhidir. 19. yüzyılın büyük kültür adamlarından biri olan bu zat Fatih Çarşamba'da bir Darü'l Mesnevi yaptırmıştır, kabri de oradadır. Cevdet Paşa bu zatın kendisinin münkiri olan ve muallimlikle hayatını kazanan fakir bir alime gereken ders kitaplarını tedarik edip gönderttiğini yazar ve "zehi ali zevat" der, elhak öyle imiş, mürüvvetin böylesine "maşaallah" denir.

Carsamba Pazari'ndaki Murad Molla Tekyesi bir Daru'l-Funun demek olup orada her nev'i ulum u maarif tahsil olunurdu. Oraya butun rical u kibar gider. Her sene Ramazan-i serifde bir aksam Zat-i Sahane orada seyhin misafiri olarak iftar eylerdi. Istanbul'un ulema ve udebasi oraya devam eyledikten baska tasralardan, hatta pek baid memalikten oraya tahsil ve istifade icin gelirlerdi. Vukela ve rical kendisine hurmet eylerlerdi. Murad Efendi kursi-i vaaza da cikardi ki onun vaazinda ekseri vukela da bulunurdu. Cumle indinde ragbet ve nufuzu olan seyh gayet acik sozlu idi. Bir gun camide vaaz ederken butun heyet-i vukela mevcud oldugu halde Seyh Murad, "Bir deli gavur vardir, bir de gavur deli vardir. Deli gavur bizim bakkaldir. Francalanin bayatini, peynirin bozulmusunu, hulasa herseyin fenasini verir. Ben onu cagiririm. Bir guzel tekdir ederim. Heman yola gelir. Bir muddet oyle gider. Yine isi bozunca yine tekdiri yiyip duzelir. Gavur deli ise Evkaf naziridir ki camilerin kandilleri yaginin parasindan calar!" demekle orada hazir bulunan Evkaf naziri ne tarafa gizlenip nasil savusabileceginden mutehayyir, diger vukela mebhut kalirlar.

Teberrüken kimi tarihçe ve hatıratlardan not aldığım bazı vakaları da eklemek isterim.

Dunya halk olunali gelenler gidenlerin yerini tutuyorlar. Fakat gelenlerin icinde bazi mustesna insanlar vardir ki gidince yerlerini bos birakiyorlar. Ahlaki guzelliklerin mucessem bir misali olan merhumun en buyuk meziyetlerinden biri hazm-i kemal idi. Noksani kendinde, kemali baskalarinda gorur, her halinde ve kaalinde mahviyetkarane davranirdi. Kedilere gosterdigi merhamet ve sefkat sayan-i hayret idi. Ihtilattan ziyade inzivadan; mukalemeden ziyade mutalaadan hoslanirdi. Zahiren hayret deryasina dalmis gibi gorundugu halde gayet zeki, mutefattin, seriulintikal, nuktesinas idi. Gayet nazuk, terbiyeli, mutevazi, halim, ince kalbli bir merd-i fazil oldugu icin kimseyi incitmek istemezdi. Herkese iyi muamele etmek onun kendine mahsus siari idi. Ruhunun nezaheti yuzunde tecelli ederdi. (Ismail Saib Efendi hakkinda-Ibnulemin Mahmud Kemal Inal)

Sadrazam Sokollu Mehmed Pasa her gece teheccud namazina kalkar, namazdan sonra sabah namazina kadar yatmayip nedimlerinden birine eski tarihceleri okutur. Bir gun Sultan I. Murad'in Kosova savasindaki sehadetini dinlerken gozunden yas gelmis ve "bize de nasib eyle yarabbi teala" demis. Ertesi gun divan toplantisindayken bir meczup tarafindan sehid edilmistir.

Okculuk Osmanli devletinde her zaman onemli bir spor olagelmistir. Herkesin eline yay verilmez ve rastgelene atis usulleri ogretilmezdi. Usul ve adaba aykiri hareket edip bunda israr eden kemankesler yolsuz addolunur ve okcular seyhi tarafindan "bizimle oturma" denilerek okcular tekkesine alinmazdi. Atislara baslayan kimsenin tam bir kemankes olabilmesi icin 900 gez (1 gez: 66 cm) mesafeye ok atabilmesi lazimdi. Bunu basarabilen talibin adi aticilar siciline kaydedilirdi. Bu munasebetle yapilan merasim okcular seyhinin onunde yapilir ve merasim sirasinda ustadi tarafindan yeni kemankesin kulagina "kemankes sirri" soylenirdi. Kemankes sirri tabiri aslinda kisinin kendi hunerini Hakk'in inayetiyle birlestirmesinin zaruretini anlatmak icin kullanilir. Kemankes namzedi kabzayi ustasinin elinden alirken ustasi kulagina "Ve ma rameyte iz rameyte velakinnallahe rama-Attigin zaman sen atmadin, fakat Allah atti."(Enfal/17) ayetini okur, boylece, namzedin sporculuk hayati boyunca kazanacagi basarilardan dolayi gurura kapilarak kulluk sinirini tecavuz etmemesi gerektiginin suuru telkin edilirdi. Yarismalarda yarisacak kemankes ayak tasi denilen yere abdest alarak gelir ve orada bulunan diger kemankeslerin hep bir agizdan kendilerine has soyleyisleriyle: "Ne hava vu ne keman u kemankes/ Ancak erdiren menziline nida-yi ya Hak!" diye seslenmelerinin ardindan okunu atardi. Rekor kirildiginda okun dustugu yere menzil tasi dikilirdi. Birkac menzil tasi bulunan buyuk okcu II. Mahmud'un hicri 1251 (m. 1835) tarihli tasinin altinda Yesarizade Mustafa Izzet Efendi imzali su beyit vardir: "Kuvvet u sevkle alup kemanin kabzaya/ Atti tirin bin ikiyuz yirmibir gez padisah" (Son misranin ebced degeri rekorun kirildigi seneyle aynidir)
Yanıtla
5
1
Destekliyorum 
Bildir