1Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
05.05.2026
Velhasıl sevdim, çok sevdim...
“Ama burada ‘söze gelmeyeni yazmak için’ hiçbir haritada, hiçbir bellekte çizilmemiş bir yol bulmayı denediğim bu sayfalarda…” Kitaptaki bir öyküden aldığım bu cümle, bu çok acayip kitabın özü gibi. Nasıl tanımlamalı – sanki Proust ve Fuentes’in buluşması gibi diye düşündüm okurken sıklıkla. Proust’un bellek dehlizlerine Fuentes’in ihtişamıyla dalmış gibi bir şey Cartarescu. Yazar her ne kadar bir roman olarak tanımlasa da, 3 novella ve 2 öyküden oluşuyor gibi geldi bana bu kitap, bölümler arasındaki bağlantılar epey soyut zira. Sanırım kitabın en iddialı kısmının REM novellası olduğu düşünülüyor ama ben İkizler kısmını çok daha fazla sevdim. Bu novella sanki insanı yerine mıhlayan bir senfoni gibi kusursuz yazılmış; iniyor, çıkıyor, alçalıyor, yükseliyor ve sonlara doğru tempoyu artırıp müthiş bir final yapıyor. Velhasıl sevdim, çok sevdim. Fuentes tadı derken ne kast ettiğimi anlatmak için de şu alıntıyı ekleyip susuyorum: “Ve orada, ortada ipek koza gibi geceye bürünmüş SEN varsın, hiç kimsenin şimdiye kadar tanımadığı sen; kıvrık, yamuk, saldırı dişleriyle dolu çeneli sen, kabarmış burun deliklerinden ateş püsküren sen, yakıcı yeşim pullu, şeytan kanatlı ve anakonda kuyruklu sen. Pis kokulu kükürtatarlar içinde sen, sen kadın suskunluğunun, iletişimsizliğinin içinde, şiddet ve korku içinde.”