Yakalanan Zaman / Kayıp Zamanın İzinde
Yakalanan Zaman / Kayıp Zamanın İzinde

Kitapyurdu Fiyatı: 206,25TL

83Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Yakalanan Zaman
Hastalığı ilerlemişken son bir sosyete gezintisine çıkıp insanların ve kendisinin değişimini anlattıktan sonra eserinin bittiğini göremeyeceğine dair derin bir kaygı taşıyor. Son birkaç cildin basıldığını göremiyor zaten, noktayı koyduktan bir süre sonra hayata veda ediyor. Zamanı olsaydı yakalamaya devam edecekti gibi geliyor bana, insan böyle bir tutkuyu sürdürebildiğince sürdürmek ister. Yakaladığı kâr. Okur için de. Kapanış metni bu. Anlatı zamanının güncel olayları dışında yeni insanlar, yeni mekanlar, yeni imgeler yok, aksine, madlenden Combray'ye, ilk metindeki uyku ve anneyi öpme meselesinden insanların aşk acılarına kadar hemen her şeyin üzerinden tekrar geçiliyor ve hepsi birbirine bağlanıyor. Ortalarda yer alan Zaman'ı yakalamakla ilgili bölümde bütün bu bağlanışları, anımsanan her bir ögenin birbirine nasıl eklendiğini görüyoruz, anı işçiliği diyeceğim buna, koca bir bütünü -yaşamı- olduğu gibi alıp üzerinde ince ince çalışarak parçalara ayırmak, sonra bambaşka bir şekilde bir araya getirmek için en küçük detaylardan bile fayda sağlanabilir, Proust bir metni okurken eş zamanlı olarak mekanı, zamanı ve kendimizi okuduğumuzu söyler, bundan yola çıkarak bazı eylemlerin sadece o eylemlerle ilgili sebepler sonucu ortaya çıkmadığını düşünebiliriz. Bir filmi bir daha izlemeyiz, bir şarkıyı bir daha dinlemeyiz veya durmadan dinleriz, bir yere sürekli gideriz veya bir daha hiçbir zaman gitmeyiz. Gittiğimiz zaman geçmişin bir parçasını çağırmış oluruz, şimdi zaten sürüp gitmektedir ve gelecek de bu ikisinden ibaret bir tahayyülün ürünü olduğu için onu da çağırmış oluruz, böylece o mekanı, zamanı ve kendimizi farklı bir biçime bürürüz. İyidir, ilerlememizi sağlar. Proust'un ilerleyişleri sayısız parçaya ayrılmıştır ve bu son metinde bütün parçalar toparlanır. Onca şey unutulmuş olsun, bütün o insanlar hatırlanmaz olsunlar, yine de bir bütünün parçası değilmiş gibi, müstakil bir esermiş gibi okunabilir bu. Bir yorum okumuştum bu esere dair, yıllara yayılmış bir okumanın Proust'un yapmak istediği şeyin okumadaki karşılığı olduğu konusunda. Makul, unutulmuş her şey tekrar hatırlanabilir ve yakalanabilir. Gerçi benim için geçerli değil bu, çoğu şeyi hemen unuttuğum için araya çok zaman girmedi, altı aya yaydım ciltleri. Yine de o tür bir okuma da kulağa hoş geliyor, bilince de hoş gelebilir. Orman manzarası, Combray Kilisesi, çan kulesi, yağmur, oda ve Gilberte'le çıkılan gezintiler, iç içe geçmiş parçalarla sağlam bir başlangıç. Robert'in hayatında pek çok kadın var, sonradan öğrendiğimize göre erkekler de giriyor araya ama amcası M. de Charlus'deki gibi "dejenere" bir durum yok ortada. Hep merak ettim ve Fransızca öğrenmediğim müddetçe veya bir Proust uzmanıyla konuşmadığım sürece öğrenemeyeceğim galiba; Proust "sapıklık" olarak adlandırıyor eşcinselliği, arada bir yerde bunun aslında pek de sapıklık olmadığına dair kısacık bir şey söylüyor ama bulamayacağım orayı şimdi, her neyse, "sapıklık" acaba Roza Hakmen tarafından hangi sözcükten, hangi bağlamdan, hangi sosyal şartların içinde var olan bir kavramdan çevrildi? Bu bir dursun, yıllardır cevabını aradığım soruların yanına koydum. Robert evlenir evlenmez ordudan ayrılıyor, maddi sıkıntılar içinde yaşamaya başlıyor ve Gilberte'e yalan söylüyor durmadan. Hemen Albertine'e duyduğu aşka gidiyor anlatıcı, Gilberte'le Albertine'i, Robert'le kendini eşliyor ve Albertine'e duyduğu aşkın bitmiş olduğunu anladıktan sonra bir şeyin bitmesi halinde yaşanacakları, Robert'le Gilberte'in durumunu daha iyi anlıyor. Robert'in sosyetedeki davranışları, metresleriyle kurduğu yaşam da gözlemleniyor ve görüyoruz ki karargahta anlatıcıyı ağırlayan, en kötü zamanlarında anlatıcının yanında olan eski Robert'den eser kalmamış, karşımızda bambaşka bir adam var. Aslında metnin sonlarında ortaya çıkan insanların değişimi konulu bölüm daha en başta öncüllerini veriyormuş, şimdi fark ettim. Neyse, Robert'in sosyetedeki davranışlarından birçok insana açılıyoruz, özellikle Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sosyetedeki insanların değişimleri için önemli etkenler olarak ortaya çıkıyor. Gerçi bir yerde anlatıcı için insanların söylediklerinin değil, söyleyiş biçimlerinin önemli olduğunu görüyoruz ama bu mesele önemli; Dreyfus meselesinden sonra insanların onca çalkantı yaratmış bir olayı hemen unutup bir yenisine sarılmalarının yarattığı tepkiyi görmek oldukça ilginç, anlatıcı için bütün bunların kaydı tutulmalı, zira gerçeklik algısını son derece bozan bir şey bu hızlı değişimler. Üstelik, örneğin bir konu hakkında konuşan anlatıcının söylediklerini umursamayanlar, bahsedilen şeyleri anımsamayanlar, gerçekten anımsamayanlar ortaya çıktıkça neden zamana daha sıkı sarıldığını, belki de her şeyi yazıya dökmek istemesinin temel nedenini anlayabiliyoruz. Kişisel tarihimizde yeri olan şeyler bir başkasınca hatırlanmayabiliyor, inkar edilebiliyor, o bir başkasının olayların paydaşı olmasına rağmen. Bu durumda, eh, yaşananları bir yere çiviler gibi yazma dürtüsünü anlamak kolaylaşıyor. Anlatıcı biraz daha şanslı, zira Goncourt'un -hangisi, bilmiyorum- yazdığı bir günlükte anlatıcının bulunduğu davetleri düzenleyenlerin daha eski bir zamandaki davetleri başka bir gerçeklik algısıyla aktarılıyor, anlatıcı kendi anlatısıyla Goncourt'unkini kıyaslayarak bulunduğu yeri ve bakış açısını daha iyi kestirebiliyor. Günlükten bir parçayı uyumadan önce okuyor anlatıcı, okuduğu bölümü olduğu gibi alıntılıyor, böylece Guermantes tayfasının geçmişteki vaziyetlerini de görebiliyoruz. Ayrıca anlatıcıya, "Hade len!" deme şansını da yakalıyoruz: "Goncourt görmeyi de, dinlemeyi de biliyordu; ben bilmiyordum." (s. 2806) Goncourt'un bir şekilde gördüğünü anlatıcı başka bir şekilde görüyor, örneğin kendi yazdıklarından başka Goncourt'unkileri de gördüğü zaman, anlattığı kişilerin "gerçek" kişiler olduklarını anlıyor, bir idrak ânı. Edebi yetenekten yoksun olduğunu defalarca söylüyor anlatıcı, acaba edebi bir eser ortaya koymayı amaçlamadığı için mi? Yaptığı şeyi sanat veya edebiyat için yapmaktan çok kendisi için yaptığına dair bir inancım var. Kendisi için derken, Zaman'ın içinde kendini bir yere sabitlemek için. Buraya geleceğim gerçi, Zaman meselesi uzun. Dreyfus taraftarlığı, büyük savaşlarda tutulan saflar, çelişkiler, çatışmalar yine genişçe bir yer kaplıyor ama özellikle Robert'in savaş stratejileriyle ilgili fikirleri ve M. de Charlus'nün kan bağından ötürü, soylulukla ilgili meseleleri yüzünden içten içe Alman taraftarı olması meselesi oldukça ilginç. İş yine dönüp dolaşıp sosyetenin ikiyüzlülüğüne, kaypaklığına geliyor sonuçta, Dreyfus meselesinde taraf tutanların siyasi çıkar elde etmek için uğraştıkları, savaşlar çıktığı zaman anlaşılıyor, zira facianın boyutu büyüdüğü zaman eski davaların tarafları ortadan kalkıyor, eski düşmanlar başka bir amaç için bir araya gelip her şeyi unutabiliyorlar. Yıllar sonra bir davete katılan anlatıcı, geçmişte düşman olarak gördüğü bir gencin bir şey olmamış gibi yanına gelip sohbet etmesini garipsemiyor bu yüzden, zamanla birlikte değişen düşüncelerin bir temiz analizini yapıyor ve Morel'le M. de Charlus arasındaki bozukluğun neredeyse düzeldiğini de söylüyor ama gerçekleşmiyordu bu galiba, iki taraf da birbirinden çekiniyor ve yapılan yamuklar yapıldığıyla kalıyor. Gıcık arkadaş Bloch bile artık saygı duyulan, Yahudiliği önemini kaybeden bir adam olarak çıkıyor karşımıza, gençliğindeki bencilliği ve sivri dilliliği törpülenmiş, yeni bir adam olarak beliriyor ortamlarda Bloch. Önceleri kendisini umursamayan insanlar onun yanına geliyorlar, yeni zamanlar yeni ilişkileri doğuruyor. Her şeyin akışkan olduğunu bu son ciltteki biçimle belliyorum, insanlar buradaki şekilde hatırlamıyor. "Ben sizi yeni baştan yaratmak zorunda mıyım kardeşim?" diyesim geliyor bazen, çok önemli şeyler hatırlanmıyor, deliresi geliyor insanın. Seksen tane detay veriyorum, yine hatırlamıyorlar. Zaman'ı yakalamanın doğasıyla bitiriyorum. Gerçek cennetlerin kayıp cennetler olduğunu söylüyor anlatıcı. Unutulanları bir araya getirmeye çalışan şairlerin cennete kavuşma hevesleri olmasaydı arayışın saadetini böylesi bilemeyecektik belki, geçmiş her yönüyle imgelere siniyor ve dilde yoğunlaşıyor, böylece kendi arayışımıza çıkabiliyoruz ve başkalarının arayışını anlayabiliyoruz. Aradan parçalar seçeyim de alayım buraya, olayın anlamı ve önemi ortaya çıksın. Tabağa çarpan kaşıkla tekerleğe vuran çekicin sesi, Guermantes Konağı'nın avlusuyla San Marco Bazilikası'nın görüntüsünü canlandırabiliyor, seslerden görüntüler, görüntülerden insanlar, zamanlar, her şey hatırlanabiliyor, bütün duyular her an harekete geçmeye hazır. Aşkın benlikleri öldürüp dirilttiğinden bahsediliyor, bu benliklerin aranışı her bir aşkta farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Kayıp Zaman'ın ölü benliklerde aranabileceğini görüyoruz. Hazzın yaşandığı sırada değil, anıya dönüştüğü sırada anlaşılabileceği bir başka mesele. Sanat eserinin bu Kayıp Zaman'ı yakalamanın tek çaresi olduğu fikri yine bir mesele. Daha da özü şu: "Bizim tarafımızdan çizilmemiş işaretlerle, simgelerle yazılmış olan kitap, bize ait tek kitaptır." (s. 2965) Müthiş. Kendimize bakmak istersek dıştan içe doğru ilerleyen dünyaya bakmak zorundayız. Son. Büyük bir şey karşısında duyulan huşu. Hayranlık. Proust.
Meryem Küçük
Kitapkurdu
17.04.2026
kayıp zamanın izinde serisinin son kitabı, müthiş şiirsel bir dil
gülcan yalçın
Kaşif
17.04.2026
Okuması zor bir kitap kesinlikle ama okudukça da içine çeken bir yanı var. Edebi yönü yüksek bir eser. Seriyi tamamlayabilmeyi çok istiyorum
Veysiye Yavuz
Kitapkurdu
24.02.2026
ve sevgili proust kayıp zamanın izini nihayete erdirir.son cilde adını veren zamanın içinden ve dışından taşanlar... tüm bahsi geçen karakterler (büyük aşkı albertine, swann, odette, saint loup, gilbert...) burada bir kez daha en güzel halleriyle anılır. ah, elveda çaya batırılan madlen, albertine, combray'daki serin aksamüstleri!
mati47
Hezarfen
07.02.2026
kayıp zamanın izinde dünya edebiyatında beni en çok etkileyen kitap.Serinin son kitabı olan” yakalanan zaman” olayların sesinin kalktığı bölüm oluyor.Marcel Prost hey serinin en can alıcı noktası olarak hayatın anlamını sanat olduğunu dile getiriyor.Kayıp zamanın izinde zaman her şeyi alıp götürmüyor. Hayatta bazı anlar var ki bunlar aşkla edebiyatla sonsuza dek kalıyor. Prost’un kelimeleri o kadar can alıcı ki hâlâ çayın tadını yürüşlerde çiçeklerin kokusunu Albertina’nın kaçışını hafızamın köşesinde saklıyorum edebiyat tarihinde en zevk aldığım kelimeler kendimi unuttuğum bir dünya ve kaybolan zaman inşallah herkes bu izi takip eder ve bu zevkten mahrum kalmaz
Zühre Örnek
Kaşif
23.07.2025
Çocukken tanıdık O'nu Swann'ların Tarafı ile. Yazarla yaşadık, büyüdük. Tadı zihnimizde kalan harika bir seriydi. Okuması zor; uzun cümleler, duygusal tahliller... fakat sevenler için zor olduğu kadar da keyifli. Kesinlikle bitmesin isterdim. Sonraki senelerde yeniden okumak ve dinlemek istediğim seri oldu. "Şimdi hayat daha da yaşanmaya değer görünüyordu, çünkü karanlıkta yaşadığımız hayatın aydınlatılabileceğini, sürekli çarpıttığımız hayatın doğrultulabileceğini, kısacası, bir kitapta gerçekleştirilebileceğini düşünüyordum. Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek gerektirirdi!" s.339
KitapkolikEVv
Hezarfen
24.09.2024
Serinin son kitabı. Edebi değeri yüksek, okunmaya değer bir seri.
ipek karatosun
Üstat
26.04.2024
tadi damagimda kalan bir lezzet gibi bir seri oldu. butun seriyi okumak uzun zaman almis olsa da keyifliydi.
raufkare
Kitapkurdu
18.04.2024
Bilinç akışı tekniğiyle yazılan güzel bir kitap .herkesin okuması gereken kitaplardan
Damla Özdemir
Kitapkurdu
15.02.2024
Seriyi beğenerek okumaya devam ediyorum.
ftmkrdmn55
02.11.2023
Kayıp Zamanın İzinde serisinin son kitabı Yakalanan Zaman ile seri bitmiş oldu. Yazarın,aynı zamanda anlatıcının, yaşlılık dönemini anlatır. Bu dönem Birinci Dünya Savaşı yollarıyla başlar. Savaş döneminde Fransa sosyetesinin durumu anlatılır.
Blackstarr :(
Kitapkurdu
20.07.2023
Serinin son kitabı. Okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.
eagle_01
Üstat
25.06.2023
Seriyi sindire sindire okumak gerekiyor.Tavsiye ederim.
SMTZHR
Kitapkurdu
22.05.2022
Bu kitapta Proust altı kitap boyunca tanıdığımız kahramanların yıllar sonraki hâllerinin , bulundukları konumun bir portresini çiziyor bize.Ölenleri anarken, yaşayanların değişimini gösteriyor.
Zuhal Gelve
15.04.2022
Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” attığı son adım. Kayıp Zamanın İzinde hem komik romandır hem trajik roman.
zeynepozkannn
06.04.2022
Bittiği için üzüldüğüm serinin son kitabı. Bu kadar ustaca yazılmış bir kitabı okumazsanız çok şey kaybedersiniz
kitapdelisizehra
11.01.2022
Proust serisini okuyabilmek iyi bir okuyucu için level atlamak gibi bir şey...
Koray Ergün
30.09.2021
Bu kitapta Proust altı kitap boyunca tanıdığımız kahramanların yıllar sonraki hâllerinin , bulundukları konumun bir portresini çiziyor bize.
soner aydogdu
26.09.2021
Yedi kitap.. zaman zaman zorlansam da Marcel Proust’un kelimeleri, cümleleri ve betimlemeleri beni mest etti. Özellikle ‘zaman’ kavramına bakışı kalbimin ince sızısı oldu diyebilirim. O
spekertan
Kitapkurdu
19.09.2021
Tutamıyorum zamanı :) Seri mükemmel.