Tahsin Yücel'in sunuş yazısında resimlerden, görüntülerden oluşmuş bir metnin temel görüntüsü veriliyor; Uzakdoğu'da Mékong'u geçen bir vapurdaki on beş buçuk yaşındaki kız. Başında bir erkek şapkası, ayağında garip pabuçlar, inceliğini ve yabancılığını iliklerine kadar hisseden bir ruh. Metni oluşturan resimlerin doğduğu yer bu imaj, her şey bunun etrafına örülüyor. Zamanın bir önemi yok, anlatıcı bir an için yaşlı bir kadın, sonra kızın kendisi, olayları dışarıdan gözleyen biri derken bu görüntülerin arasına karışıp odaksızlığın bir parçası haline geliyor. Bilinç akışıyla destekli bu anlatım biçimi geştalta benzer biraz; bütünün parçalardan bambaşka bir şey olması. Bu yüzden parçalar kendi anlamlarının yanında bir araya geldikleri zaman tek bir izlek haline geliyor. Bir kelimede harflerin yerinin önemli olmaması gibi.
Bunca görüntünün arasında bir başlangıç noktası var, anlatıcının yaşlılığını incelediği bölüm. "Çabucak iş işten geçiverdi yaşamımda. Daha on sekiz yaşımda iş işten geçmişti. On sekizle yirmi beş arasında beklenmedik bir yöne gitti yüzüm." (s. 9) On sekiz yaş, anlatıcının kurgu-zamanında ileri geri gidişlerinin arasındaki asıl mevzunun bittiği yaş. Küçük kızla yirmili yaşlarının sonunda Çinli bir gencin deli tutkulu ilişkisi. Bence metinde iki mevzu var; biri kızın ailesiyle, yaşamıyla ilgili git gelleri, diğeri de bu ilişki. İkisi de birbirini etkiliyor, kızın hayatı sonuçta.
Kızın ailesi oldukça fakir, çıkış yolu için anne bir tek kızını görüyor ve matematik öğretmeni olmasını istiyor. Baskıcı bir kadın. Duras'ın kitaplarında aynı ailenin geçmişi de mevcutmuş, bu benim okuduğum ilk Duras kitabı olduğu için bilemiyorum. Neyse, kız başarılı bir öğrenci. Fransızca notları süper, öğretmenlerinin dediğine göre matematikte de iyi bir yere gelecek ama zamanı var. Yurtta geçen günlerden bir yabancılık hissinin doğduğunu anlıyoruz; ailecek Vietnam'da yaşamalarına rağmen kız yurtta kalıyor ve yurttaki nadir beyazlardan biri. Annesinin beklentisi büyük. Amaç bir şeylere erişmek değil, bulunduğu yerden kurtulmak. Annenin bu iteleyişi karşılıklı kin gütmeye kadar varıyor. Sevgiyle kin iç içe geçmiş.
Bu ilişki olayına üşengeçlikten giremiyorum, paragraflarca anlatılabilir, yine de bitirilemez. Özet geçiyorum; genç Çinli için kendi kızı gibi oluyor bizimki, öylesi bir sahiplenme ve kaybetme korkusu gelişiyor. Bizimki içinse yoğun olsa da geçici demeye dilim varmıyor, pek kalıcı olmayan bir durum. Ailelerin ilişkiyi desteklememesi, zorunlu ayrılık ve kızın bedeninin herhangi bir bedenden ayırt edilemeyeceğini kavraması. Kayıtsızlık hakim.
İkinci Duras kitabım itibariyle iyice emin oldum ki şayet insan terapi almıyorsa kendisini okumamalı. Allahım bu nasıl sert bir metin; bir insanın nasıl her kelimesine hüzün siner? Bu kadın durmaksızın içimi dağlıyor. Yine kısa, kesik cümleler, anlatmanın anlamsızlığına ikna olmuş ama yine de anlatan, içinden atmak isteyen ve ne kadar anlatsa içindeki umutsuzluğa çare bulamayacağını bilen bir yazarın metni bu. Marguerite Duras’ın dürüstlüğü ve gerçekliği bana zaman zaman Annie Ernaux’yı hatırlatıyor, bu kitapta (belki kişisel hikâyesi olduğu için) daha da çok hissettim bunu. Duras’nın 15 yaşındayken Hindiçin’de 27 yaşında bir adamla yaşadığı garip, saplantılı, sarsıcı, tutkulu ve acıklı aşk hikâyesini okuyoruz, bir yandan da yazarın sorunlu ailesine, annesiyle bir türlü kuramadığı ilişkiye ve içinde bulunduğu topluma ne yapsa ait olamayışına bakıyoruz. Söylenecek çok şey var ve söylenecek pek de bir şey yok belki. 90 sayfada içime öküz oturttuğunuz için teşekkürler sayın Duras, ne diyeyim. “Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.”
"Sevgili" Marguerite Duras ile ilk kez tanıştığım kitap oldu. Kitabın dili ve o puslu betimlemeleri gerçekten büyüleyici; yazar, hüzünlü atmosferi insanın ruhuna ince ince işliyor. Ancak dürüst olmak gerekirse, anlatımın çok kapalı ve kopuk olduğu yerlerde konudan uzaklaştığım ve anlamakta zorlandığım anlar da oldu. Özellikle o hastalıklı aile dinamiğini; annenin çocukları arasındaki o yaralayıcı adaletsizliğini ve kızın annesine karşı duyduğu o hem acıma, kin hem de nefret dolu karmaşık bağı çözmeye çalışırken yer yer yoruldum. Yine de yazarın bu kaosu ve sevgisizliği anlatış biçimi çok etkileyiciydi. Akıcı bir olay örgüsünden ziyade, kelimelerin estetiğini ve edebi derinliği önceliğine alanların kesinlikle şans vermesi gereken, iz bırakan bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazarın üslubu değişik geldi,olaylar onbeş yaşını anlatırken bir anda kırk yaşını anlatmakta,ben takip etmekte zorlandım..ama zaman kaybı değil.Klasik anlatımlardan sıkılanlar tercih edebilir
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fransız yazar Marguerite Duras'ın otobiyografik ögeler taşıyan bir eseri. Eserde , toplumsal değer yargılarına sıkışan bir kadının anlatılıyor. Özünde bir aşk romanı.
Karmaşık duyguların farklı bir anlatımla dile getirildiği genç bir kızın gözünden yazılan bir kitap. başlarda sıkabilir. yahut bazıları için doğru zamanın gelmesi gerekir.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük bir heves ile alıp sonra bu nasıl bir kitap dedigim bir kitap. Bazı kitaplar için dogru zaman gerekir diye düşündüğüm icin belkide dogru zamanda okumadigım icin begenmedim.