Her N.R. kitabını bitirdiğimde bu kadına hayranlığım biraz daha artıyor. Bu kitapta kesinlikle bu duygumu pekiştirenlerden biri oldu… Zaten kurgu yeteneği bence tartışma götürmez şekilde çok iyi ama bunun dışında her kitabında her karakterinin yaşadığı ortam, duygusal yansımaları ve sahip olduğu mesleğe ait satır aralarına sıkıştırılan detaylar o kadar ince ince işleniyor ki hem karakteri hem de onu o yapan süreci eksiksiz kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Aslında genel olarak Nora’nın tarzı bu, hiçbir satır hiçbir kelime öylesine yazılmamış, böyle olunca da her kitabı da, size verdiği gerçek bir okuma zevki tatmini ile, sonuca ulaşıyor.
Dolunayda Aşk’ a gelince , Tory’ nin 8 yaşındayken en yakın arkadaşı Hope’un vahşice öldürülmesinin üstünden yıllar geçer. Ancak Tory, ölülerin ve yaşayanların duygularını hissedebilme, eşyalara ya da kişilere dokunarak onların hayatlarından kesitler görebilme yeteneği ile aradan geçen onca yıla rağmen her şeyi hala o gün olmuş gibi yaşayıp durmaktadır Sonunda kaçmayıp kasabasına geri dönerek Hope’la olan geçmişiyle yüzleşmeye karar verir. Daha ilk günden aynı acıyı içinde hisseden Hope’un ağabeyi Cade Tory’e kimsenin göstermediği güveni, sevgiyi, ilgiyi gösterir. Cinayetler devam edip dururken sürekli içinizden ‘kesin katil bu, yok bu da olabilir’ diyip duruyorsunuz, kitabın sonlarına doğru ‘uff sonuç bu kadar bariz mi olacak’ derken yine final tam Nora’ya yakışacak şekilde soluk soluğa geliyor. Her bitirdiğime ‘bu galiba en güzel N.R. kitabıydı diyorum, artık resmen karıştım ama bu da gerçekten çok çok çok güzeldi.