Tohumun adını bilmiyorum, şu mor çiçeklerin arasındaki, siyah. Çocukken bir tanesini yutmuştum, midemde kök salan ve gözlerimi çıkarıp dallarını büyüten ağacın kabuslarıyla uyuyamadığım geceler olmuştu.
The Evil Dead, Ash. Yabancı El Sendromu denen naneyle ilk karşılaştığım zaman ödümün kopuşunu hatırlıyorum, sonrasında Dr. Strangelove'da da gördüm. İnsanın kendi vücudu tarafından saldırıya uğraması, kendi vücuduna yabancılaşma kadar korkutan çok az şey vardır. Uykuda elim tarafından boğulmak, bıçaklanmak... Vücudun harekete geçip uyuyan bilinci yok etmesi, mesela.
Anlatıcının bacaklarında beliren turp filizlerini gördüğü an bütün kabuslarım, çocukluk ve yetişkinlik için ayrı ayrı, özenle kurduğum kabuslar geri döndü. Aynanın öbür tarafına iki günlük bir yolculuk; cehennemin katlarında Dante'nin bir parodisi, Kafka'nın çıkmaz sokakları, daha kimlerin neleri, hayır, Abe intiharından önce yazdığı bu son kitabında belki de ansızın beliriveren kanguru defteri fikrinin devamını gösteriyor. Pazarlama çalışanı fikir uydurmada başarılı, belki ilk kez üstlerinden övgü alıyor ve... Buna alışkın olmadığı için kendini kaybediyor olabilir mi? Belki karoşi öncesi muhteşem bir cinnet. Yediği yemek, içtiği bira, vücuduna aldığı herhangi bir şey halüsinojen bir etki yaratmıştır belki, kim bilir. Biz çıktığı yolculukta kendisini yalnız bırakmayacağız, karşılaştığı her abuk duruma hayatın sıradan bir gerçeği muamelesi yaparken kafayı kırmazsak. Olasılıklar olağanlıktan uzaklaştıkça gerçeklikten kopmama çabası zorlayıcı hale geliyor, okur oldukça zorlanacak.
Kutu Adam gibi emek isteyen bir okuma şart. Abe'nin son metni olduğunu söylemiştim, deli gibi yazarken neler olduğuna çokça dikkat ettiğini düşünüyorum. Anlatının random olaylardan oluştuğunu söyleyenler var ama karmaşanın kasıtlı olarak çıkarıldığını düşünüyorum, Abe çeşitli maddelerin etkisi altındayken -su, alkol, kesinlikle keyif verici madde- eklemli bir dünya yaratmış. Pink Floyd'un Marooned'u ve Echoes'u kendine yer bulur mesela, psychedelic ortamlara gidebilecek müthiş bir playlist.
Fikir kutusu, patronların yeni icadı. Anlatıcımız kanguru defteri diye bir şey uydurur, kutuya atar ve fikri en umut vadeden fikir seçilir. Kanguru defterinin açıklanması istenir...
"Çok korkmuş gibiydi.
Ben de en az onun kadar korkuyordum.
Korkunçtu." (s. 187)
Kutu Adam'a dönüşmüş olabilir mi?
Gazete haberiyle bitiyor anlatı, terk edilmiş tren istasyonunda bir ceset bulunmuş. Kaval kemiklerinde jilet kesikleri var. Yine bir kimliksizlik, ölünün kimliği bilinmiyor. Ölüm sebebi kesikler değil. Muhtemelen korkudan kaynaklanan şoktur, her şeyin farkına vardığı an ölmüştür. Belki.
Delirmek yirmi pare top atışıyla ve Kobo'yla kutlanmalıdır, bu akış çağında delirmeyenlerin sağlıklı olduğunu düşünmek mümkün değil. Delirmeye övgü diyesim geliyor, şahane bir anlatı.
Japon yazar Kobo Abe’ye muhtemelen çok yanlış yerden başladım, çok övülen Kumların Kadını kitabıyla başlamak lazımdı herhalde ama böyle oldu, ne yapalım. Gerçi kendisini ne kadar seveceğimi bilemiyorum; Murakami’nin en çok etkilendiği yazarların başında geldiği için soru işaretlerim var.
Neyse, gelelim Kanguru Defteri’ne. Tam deli işi bir hikâye okuyoruz. Anlatıcımız, kırtasiye ürünleri tasarlayan bir şirkette çalışıyor, şirket, çalışanlarının belirli aralıklarla yeni ürünler icat etmelerini bekliyor; kanguru defteri de anlatıcımızın icadı. Kanguru defterini detaylandırıp yöneticisine sunması gereken günlerin birinde bir sabah bacağındaki kılların hepsinin dökülüp yerlerine turp filizleri çıkmakta olduğunu görüyor anlatıcımız. Evet, her bir kıl kökünden çıkan turp filizleri. Anlatıcımız doktora gidiyor, çaresiz kalan doktorlar kükürtlü bir kaplıcaya gitmesini salık veriyorlar, olaylar gelişiyor.
Buradan sonrasını nasıl tarif etmek lazım bilmiyorum, zira metnin devamı resmen halüsinatif madde etkisinde yazılmış gibi akıyor. Okuduğum şeyler rüya mı, gerçek mi, ne oluyor diye soruyorsunuz, cevabı bilmiyoruz zira anlatıcımız da bilmiyor, arada o da soruyor rüya mı görüyorum, ölüyor muyum, sayıklıyor muyum, nedir diye. Sonuçta kolektif bir deliliğin içinde sürüklenip gidiyoruz biz de. Bir hastane yatağının üstünde avmlere, cehennemin sınırına, sokaklara, tren istasyonlarına gidiyor anlatıcımız - bacaklarında durmadan büyüyen turplarla beraber tabii.
Japonya’nın Kafka’sı deniyor Kobo Abe’ye, yani... Boğucu olan her anlatıya Kafkaesk demesek ki acaba, diyeceğim yine. Sadece tek kitabı üzerinden konuşmam doğru olmaz ama ben bu kitabın klostrofobikliği dışında Kafka’ya benzer pek bir yanını göremedim. Sürreel metinlere bir itirazım yok ama anlatı o sürreellik dozunu aşıp, yazan dışında kimsenin ilişkilenemeyeceği bir boyuta gelince ben biraz sinirleniyorum, burada da öyle oldu. Evet bu sayıklamaların içinde türlü metaforlarla birtakım yapısal / toplumsal eleştiriler yapıyor yazar sanırım ama yani, maalesef benim tarzım hiç değil. Çok karmaşık, bulamaç gibi, bir acayip metin. Ara ara absürtlüğüne güldüğüm için sıkılmadım okurken ama işte, benlik değil, hiç.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazardan daha önce Kumların Kadını kitabını okuyup beğenmiştim.
Bu kitabın içeriğinde mide bulandıran yerler olduğu yazıyor açıklamada, bakalım nasılmış...
Bir sabah uyanıyorsunuz ve bacaklarınızdan turp filizleri çıkıyor. Mantık burada duruyor, Abe başlıyor. Kanguru Defteri, bedenin, kimliğin ve gerçekliğin çözülmeye başladığı tekinsiz bir yolculuk. Kendi kendine giden bir hastane yatağı, grotesk sahneler ve rüya mantığıyla ilerleyen bir anlatı… Okuru rahatlatmıyor, bilerek huzursuz ediyor.
Bu kitap bir hikâye anlatmaktan çok, varoluşun absürtlüğünü yüzünüze tutan bir deneyim. Net cevaplar yok, ama güçlü bir atmosfer ve sarsıcı imgeler var.
Absürd, Kafkaesk ve rahatsız edici metinleri seviyorsanız, Abe burada sizi bekliyor. Benim gibi, net hikâye, karakter gelişimi ve açıklık arayanlar için ise sabır testine dönüşebilir. Bu yüzden sevemedim maalesef. Okuyunuz efendim...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kobo Abe’den okuduğum ilk kitaptı. Hep dil hem de kurgu konusunda farklı bir kalemi var. Günceli okurken kendinizi bir anda geçmişte veya gelecekte; gerçekleri okurken bir anda gerçeküstü bir yaşamda buluyorsunuz kendinizi. Diğer eserlerinin daha fazla okunduğunu biliyorum. Ona başlamak için bu kitaba başvurmayın derim naçizane. Tam anlamıyla bir tatmin yaşayabileceğinizi düşünmüyorum
Sürrealist eser tarzında tavan yapmış, bol metaforlu ama verdiği mesajlarıyla ilginç bir kitaptı. Yazara başlangıç için Kumların Kadınını tavsiye ediyorlar sırada onu okuyacağım.Eseri sabit fikir seçkisi olarak grupla okumak kesinlikle avantajdı. ancak bazı arkadaşlar meşhur trup filizlerinden fazlaca rahatsız oldular ki haklı oldukları yerler vardı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sürreal edebiyatından hoşlanıyorsanız okuyup keyif alırsınız. Kolay okunan bir kitap değil.Yazarın daha önce hiç bir kitabını okumadıysanız Kanguru Defteri ile başlamayın derim.