"Seks hayatımız... dostça. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Evet, anladığınızı görebiliyorum. Belki de çok iyi anlıyorsunuz. Birbirimiz için elimizden geleni yapıyoruz, o iş sırasında birbirimizi gözetiyoruz. Seks hayatımız... dostça bizim. Eminim daha kötü şeyler vardır. Çok daha kötü."
"Aşk Vesaire", Barnes'ın "Seni Sevmiyorum" kitabına yıllar sonra yazdığı bir devam kitabı. 3 karakterimiz Oliver, Stuart ve Gillian'ın karmaşık aşk ve dostluk hikâyesine geri dönüyor ve 10 sene sonraya bakıyoruz. Ne acayip ki bu devam kitabını ilk kitaptan daha çok sevdim.
"Seni Sevmiyorum"daki gibi çok sesli yazılmış bir metin bu. Bu kez bizimle konuşuyorlar. Bize sesleniyor, bize, okura sorular soruyorlar. Bana çok haz verdi bu yazım biçimi. Hele ki karakterleri ilk kitaptan tanıyor gibi olduğum için, ben de 10 yıldır görmediğim birtakım eski arkadaşlarımın karşısına geçmiş onların kendilerini, hayatı ve beni sorgulamalarını dinliyor gibi hissettim.
Kitabın adı daha güzel olamazmış - bu kitapta Barnes yine aşka müthiş incelikli biçimde bakıyor çünkü. Aşka, aşık olmanın biçimlerine, aşkın insana ne yaptığına... Ve tabii "vesaire": vesaire gibi gözüken ama aşkın oluşmasını ya da sönümlenmesini sağlayan tüm o detaylar, diğer şeyler, sıradan, küçük, önemsiz gibi gözüken ayrıntılar - öyleler mi acaba?
Bu üç kişinin öyküsünün devamında böyle bir ters köşe asla beklemiyordum ya. Yazacağım her şey spoiler vermek olacağı için sözü bir kez daha Barnes'a bırakıp bitireceğim ama şu kadar söyleyebilirim: bayılıyorum Barnes sana. İnsanın içini böyle görerek yazmana, bu kadar komik olmana, hepimizle böyle şefkatli biçimde alay etmene (ki bence zor olan tam da bu) bayılıyorum.
"Erkekler arasında hoşa gitmenin farklı yolları var, en azından hoşa gitmeye çalışmanın. Bazıları başkalarının hoşuna giden şeylerin ne olduğunu bulup sonra onları yapmaya çalışıyor, bazıları da yapmaya karar verdikleri şey her hâlükarda hoşa gidecektir beklentisi ve özgüveniyle sadece yapmak istediklerini yapıyor."
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Julian Barnes'ın dilini ve tarzını beğenmekle birlikte bu kitabı sıkılarak okuduğumu itiraf etmeliyim. Akıp gitmedi. 'Seni Sevmiyorum' ile başlayan aşk üçgeninin on yıl sonrasını merak ederek başlamıştım oysa ki. Karakterleri kendi bakış açılarından dinlemek, anlamaya çalışmak ilgi çekici olsa da iç seslerin bazı noktalarda tekrarda ve boğucu geldiğini söyleyebilirim. Ama Barnes'a olan ilgim azalmadı, diğer kitaplarıyla devam.
Stuart; kurallara aşırı bağlı, ayakları fazlasıyla yere basan ve aradığı ideal kadını bir türlü bulamamış bir bankacı; Oliver ise onun tam tersine, dışa dönük, bir hayli delişmen, oyunbaz,a laycı bir dil öğretmeni. Bu iki kadim dost, tablo restorasyonuyla uğraşan Gillian'a aşık oluveriyorlar ve bütün dengeler altüst oluyor. Sonuç elbette: Yara alan dostluklar, kıskançlıklar, eleştiriler, öfkeler, alaylar uzun söylevler, iç monologlar; kısacası, insana özgü olan her şey...
Başarısız diyemem ama seni sevmiyorumun devamı niteliğinde yazılmış bu eseri seni sevmiyorum kadar beğenmedim...Aradan geçen on yıl sonrası yazar belki de ilk kitabın bütünüyle tekrarını yapmamak adına karakterlere biraz abartılı bir iç dünyası yakıştırmış. Bu da bir süre sonra biraz boğuculaşmaya ve aşk vesaireyi kendi içinde tekrarlar yapmaya zorluyor. Yine de Julian Barnes'ı başarılı ve yazım tekniğini oldukça orjinal buluyorum ve eserlerinin takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum