Herkes Yalnız Ölür mü?…
İnsanlık tarihinde bitmez tükenmez şekilde süregelen savaşların bıraktığı izler üzerine kül serpilse de varlığını günümüze değin ve sonraki yıllarda da savaşların şekil değiştirerek de olsa bu izlerin kalıcılığını bizlere hissettiriyor. Yakın yüzyılın büyük savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, yıkımın ve acıların tüm yeryüzünü etkilediği bir savaştı. Bu savaşın etkin aktörü Almanya ve Hitler’di. Bu dönemi anlatan romanlar yazıldı; filmler çevrildi; belgeseller hazırlandı. Konu ağırlıklı olarak cepheleri önceliyordu. Konumuz olan “Herkes Yalnız Ölür” adlı romanda Hans Fallada, savaşın cephe gerisinde sivillerin yaşadığı sıkıntılar, cepheye yetiştirmeye çalıştıkları malzemeleri ürettikleri fabrikalardaki mesaileri, karartma geceleri, acılar, kaybedilen evlatlar, babalar, analar, abiler, sevgililer kısacası yaşananları anlatıyor. Bunu oğulları savaşta ölen bir anne ve babanın yaşadıkları üzerine kurguluyor. Hitler Almanya’sında sivillerin maruz kaldığı polisiye takipler, ihbar üzerine kurulu korku ve şantaj sistematiği ve sonrası gözaltı, işkence ve hapis… cezaevi günleri ve sağ girip cesedi yok olanlar…
Roman 636 sayfada bu psikolojinin toplumda oluşturduğu travmayı roman kahramanları üzerinden size aktarıyor. Ve kimi yerde akan kimi yerde yoran bir anlatım sizi de yaşananların içine çekiyor. Romandaki bölümlerde o günlerde yaşananlar ve yaşayanlarla bütünleşiyorsunuz.
Quangel ailesinin (Bay Otto ve Bayan Anna) merkezinde olduğu ve çevrelerinde şekillenen olaylar örgüsü… Geliştirdikleri pasif direniş yönteminin Hitler Almanyası’nda bulundukları şehir yöneticilerini ve Gestapo’yu sarstığını uzun uğraşlardan sonra yakalandıklarında anlayacaklardı.
"Fakat biz öyle kolay lokma değiliz. Onlar kurnazsa biz de kurnazız. Biz hem kurnazız hem de dikkatliyiz. Anna, dikkatli davranmalı ve devamlı tetikte olmalıyız. Ne kadar uzun mücadele edebilirsek etkimizde o kadar uzun süreli olur. Erken ölmemizin hiçbir anlamı yok. Biz onların çöküşünü görene kadar yaşamalıyız. Anna, ancak o zaman, biz de onların çöküşüne şahittik diyebilme imkanına kavuşmuş oluruz." (s.176)
Hans Falllada’nın “Herkes Yalnız Ölür” romanı yalın bir anlatımla, sade vatandaşların merkezinde olduğu yaşanan tarihsel gerçekliği okurla buluşturuyor.
İyi okumalar.