Bu kitapta olaylar biraz daha çığrından çıkıyor-hem yazar açısından kişisel olarak, hem Türkiye açısından. Nasıl bu kadar provokasyona gelmişiz biz hayret, o dönemi okuyan, gelişmememiş, Afganistan, Pakistan gibi bir üçüncü dünya ülkesiyiz zannedecek-ki bazıları tarafından öyle gösterilmek istensek de öyle değiliz-bunu dünya biliyor biz bilmiyoruz. Gerçi o zaman sağ-sol meselesiyle bizi provoke etmişler şimdi örtü mörtü diye aynı şeyi yapıyorlar-ama aynı şeylerin olacağını sanmıyorum ben.
Uç fikirleri olan insanların biraz hayalperest olduklarını düşünüyorum. Hayatta uçlara yer yok, her ucun çok sivri bir tarafı var, çok acıtıyor. İnsanlar ne komünizmle yönetilebilir, ne anarşizmle. Bir fikrin peşine takılıp ondan asla ayrılmamayı, ömür boyu onu savunmayı da ben istikrarlılık olarak görmüyorum, dar kafalılık olarak görüyorum. İnsan değişir, düşünce yapısı da değişir-normal durumlarda bu değişme gelişme şeklinde olur-hayır ben kendime o zaman öyle diyordu şimdi böyle diyor dedirtmem diye 25 yaşında savunduklarını 50 yaşında savunmaya devam ediyorsan (temel değerler dışında böyle bir şey olamaz bence) bu işte bir gariplik var demektir. Gün Zileli öyle yapmamış, ama yine de çok uçlarda yaşayan reaksiyoner bir insana benziyor. Uygulanabilirliği olmayan idealler peşinde koşmaktansa, fikirleri geçen yıllarda değişen şartlara göre revize edip, uygulanabilirliği olan ideallere sahip olmak daha mantıklı değil mi? Bence öyle.