Rachel Cusk’ın üçlemesinin ikinci kitabı olan Geçiş’i, ilk kitap olan Çerçeve’den daha çok sevdim. İlkini biraz donuk bulduğumu, anlatıcı olayların fazlaca dışında kaldığı için içine girmekte zorlandığımı yazmıştım, bu kitapta o duygum biraz kırıldı. Cusk’ın anlatıcısı yine gözlemliyor, yine başkalarıyla karşılaşmaları üzerinden bir hikâye anlatıyor ama bu defa daha derinlikli yapıyor bence bunu. Şurası şüphesiz: Cusk’ın çok özgün bir anlatım tekniği var, bunu iyice anladım. İnsanlara ve ilişkilere çok başka bir bakışla bakıyor, nefis gözlemliyor, çok yalın bir biçimde aktarıyor ve bunu çok dozunda yapıyor. (Mesela Claire-Louise Bennett de benzer bir iş yapıyor ama HER şeyden anlam çıkardığı için bir süre sonra ikna ediciliğini yitiriyor, Cusk öyle değil.) Bir de bence Cusk’ın ve bu kitabın en etkileyici yanlarından biri dürüstlüğü. Geçenlerde bir arkadaşım Annie Ernaux ile ilgili konuşurken kullandı bu sözcüğü, “insan nasıl bu kadar dürüst yazar” dedi, “hah” dedim, “tam da bu”. Ernaux kadar görünür olmasa da Cusk da müthiş dürüst ve çıplak. Sanırım kendisini bu yüzden seviyorum. İlişkiler, ebeveynlik, yalnızlık ve kendimizle ilişkimize dair oldukça iyi düşünce malzemeleri sundu bana Geçiş, tavsiye ederim kendisini.