“Liminalite” diye bir kavram var; Türkçesine “eşiktelik” diyebiliriz sanırım. Antropolojide kullanılan bir kavram aslında ama özellikle pandemi sonrası psikolojide de yaygınlaştı. Bir şeylerin bittiği ve sonsuza dek değiştiği ama yeninin henüz kendini inşa edemediği o tuhaf, tekinsiz yerde olma halinin duygusunu tariflemek için kullanılıyor. (Gramsci’yi analım: “Şimdi canavarlar zamanı.”) Deborah Levy’nin Siyah Votka’sı tam da bu eşiktelikte gezinen öykülerden müteşekkil.
Levy ile ilişkimi derinleştirme girişimlerim kapsamında bu kez öykülerine uğrayıverdim. On kısa öyküden oluşan Siyah Votka, sahiden tam uğramalık bir metin. (Yaşayan Otobiyografi serisine doğru gidiyor sanki bu yol bu arada, herhalde yavaş yavaş oraya ulaşacağım, bakalım.)
Birbirinden bağımsız gözüken ama aslında bir tematik kardeşliği olan öyküler bunlar. Uzakta olmak, kimlik, aidiyet, yalnızlık, göç, sevmenin biçimleri gibi tekrarlayan temalarla bağlılar birbirlerine. Karakterlerin her biri silik ve müphem, bu başlangıçta öykülerle ilişkilenmeyi biraz zorlaştırıyor gibi ama kitabı bitirince bir tuhaf duygu bırakıyor insanda. Levy’nin okuduğum iki romanında da aynı uçucu hüznü hissetmiştim, öykülerini de benzer bir duyguyla okudum.
Göç dedim yukarıda, başıma bir silah doğrultulsa ve bu öyküleri tek kelimeyle özetlemem istense herhalde onu seçerdim. Çoğu karakter ait olmadığı bir ülkede veya mekânda, sanki yurtlarını terk etmemişler de yurtları ve dilleri tarafından terk edilmiş gibiler. Şu pasajı mesela alıntılamak isterim, çünkü bence kitaptaki düm öykülerin ortak duygusu burada gizli: “On dakika önce bacaklarını müthiş umutsuz bedenine sarmış olan Orta Avrupa tarafından kullanılmış, aldatılmış, istismar edilmiş, alay edilmiş hissettiğini düşünüyor; ve evliliğiyle aynı zamanda sona ermiş olan yirminci yüzyılı.”
Kitaptaki tüm karakterler üç aşağı beş yukarı bu duyguda - yahut bu eşikte diyeyim hatta. Kendi travmasını başkasına aktararak kurtulmaya çalışan bir karakteri anlatan Yıldız Tozu Ülkesi ile cinsiyet değiştirme ameliyatıyla “başka tür bir kadın” olmak isteyen bir kadını anlatan Mağara Kızı öyküleri en sevdiklerim oldu. İşte böyle.