Kabaca şu: Tecavüz kurbanı, akıl hastalığından mustarip kardeşini ara ara ziyaret eden hanımımız, tecavüzcü bayı bulup psikolojik işkenceye başlıyor. Adam gayet saygın, tanınmış biri ve aile kurmuş. Geçmişte hiçbir şey olmamış gibi. Bu sebeple hanım telefon sapıklığı yapıyor, adamın eşiyle arkadaş oluyor falan. Onlarla yemek yiyor, geziyor, bu sırada adamın hayatını mahvetmeye başlıyor yavaştan. Sanki hiçbir şey yapmıyormuş gibi. Hissizleşme değil, yenen soğuk bir yemek gibi düşünün. Aynen böyle.
Bununla bitmiyor, Ambjörnsen'ın Norveç'i ana karakterlerden biri, üstüne Leo var. Otostopla Rebekka'nın, yani hanımın arabasına binen Leo, gayet "gore" işlerle ilgilenen bir sanatçı. Kendi çapında ünlü. Gore derken işte kanlı bağırsak, dalak, ciğer, organlar falan, parçalanmış şeylerden bahsediyorum. Leo'nun da kendine özgü bir intikam hikâyesi var; çocukluğunda ölümüne korktuğu Cato adlı köpek. Bu köpeği besliyor, onunla dost oluyor ve gırtlağını kesiyor. Bizi korkutan şeyle dost olmayız, tekrar düşman olma ihtimalini göze alamayız çünkü.
Neyse, iyi arkadaş, iyi sevgili, iyi dost, ne oldukları önemli değil. Leo, Rebekka sapıklık yaparken ona yardımcı oluyor. Mesela Rebekka sapık adamla ve eşiyle yemek yerken Leo telefonla arayıp kapatıyor ki sapığın Rebekka olmadığını düşünsünler. Böyle şeyler. İkisi de bildikleri işi yapıyor. Hepsi bu.
Bir serüven değil bu sadece, Rebekka'nın ruhsal hedeleri biraz da Norveç'in yardımıyla şahane inceleniyor. Bildiğimiz Ambjörnsen üslubunda. En sevmediğim şeyi yapıp bitiriyorum, tonlarca alıntı.
"Tepeden kente inen yolda yürürken çürüme ve yok olma süreci üzerine düşünceler geçti aklından. Bu süreç hayatın ilk anında, yani döllenmeyle başlıyor, insan daha ilk saniyelerden itibaren tüm çıkış noktalarının ölüm tarafından tutulmuş olduğu bir gerçekliğe adım atıyordu. Yol üzerinde sağlı sollu sıralanan ahşap villalarda oturmuş bir şeylerle meşgul olan her yaştan insan, yavaş yavaş ölmekteydi. İnsan ne yapsa, ne söylese boş! Yol üzerine sağlı sollu sıralanan ahşap villalarda onlardan önce de birileri oturmuştu. Artık ya toprak olmuş, ya da deniz suyuna karışmışlardı. Ne derin düşünceleri, ne geri zekâlılıkları, ne boş muhabbetleri, ne de kallavi tutkuları engelleyebilmişti o sıfır noktasına nihai yolculuğu." (s. 36)
Felaketlerde düşünüyor insan bunları daha çok, sebebi de sanırım acımızı paylaşabileceğimiz insanların aynı acıları çeken insanlar olduğunu düşünmekte yatıyor. Bunları kısa bir sürede bulamayacağımıza göre en yakınımız ölüler, onları düşünüyoruz. Sadece felaket olarak da düşünmeyelim, herhangi bir duyguyu büyük bir yoğunlukla yaşarken. Cihangir'den karşıya bakarken, Moda'dan Kınalı'ya bakarken. "Kaç kişi benim şu an hissettiğimi hissetti, tam burada?" Kariler, yürüdüğümüz yollarda yürüyen binlerce insan öldü, onların ruhlarının ağırlığını bir Kadıköy'de, bir Beyoğlu'nda hissetmiyor musunuz? Belki yaşadığımız dairede değil ama apartmanımızın arazisinde eskiden bir ev, köşk vs. vardı, buralarda kaç insan yaşadı, kaç insan öldü? Belki göremiyoruz ama hayaletlerle çevriliyiz ve bunların arasında ister intikam alalım, ister mutlu olalım, gideceğimiz yer onların yanı. Evet. Gitmek de değil aslında, hâlâ aynı sokaklarda yürüyor olacağız ve birileri bizim de kendileriyle aynı şeyi düşünmüş, hissetmiş olma ihtimalini düşünüp huzursuz olacak, ürperecek.
"Ya cennete gidemezsek Rebekka?
Ya bir hayatın tamamını yaşamak zorunda kalırsak bu dünyada Stina?" (s. 37)
Stina tecavüze uğrayan kardeş tabii.
Çok malzeme var çok.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anlatım güzel, konuyu fazla vahşete girmeden işleyişi güzel, ama sanki biraz yüzeysel. Kahramanın gelgitlerinden olayı çözmeye çalışıyorsunuz ama bazı parçalar yerine oturmadı ve kitap yarım kaldı izlenimi veriyor. Keşke daha uzun olsaydı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ambjörnsen'in anlatımı, yine çok akıcı ve sürükleyici. Karakter tahlilleri ise, bir o kadar ilgi çekici. Yine de eksik bi şeyler var; daha derin olmasını beklediğim kitap, Beyaz Zenciler'in yanında biraz sığ kaldı sanki. Leo'nun bu kadar yüzeysel geçiştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Böylesine özgün bir karakter, olay örgüsü içinde daha fazla ve daha etkin bir rol oynamalıydı.<br /><br />Mutlaka okunmalı ama, Beyaz Zenciler'den önce okunmasını tavsiye ederim; zira, o çıtayı aşamamış.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazarı bu kitapla keşfettim ve kısa zamanda diğer kitaplarını da okumak istiyorum. konunun işlenişi oldukça iyi. yazarın anlatımı gayet açık. karakterlerin psikolojik durumları çok iyi anlatılmış. bir gün gibi kısa bir zamanda okunabilecek bir kitap. tavsiye ederim.
görünüşte sade bir anlatımı olmasına rağmen,içerdiği anlamlar açısından çok derin bir kitap tavandaki kukla.insan psikolojisinin garip yansımalarına kısaca değinip geçmiş yazar,ama bu bile sizde derin izler bırakmaya yetiyor. anlatım tekniği ve üslubu açısından çok farklı bir yerde duruyor bu kitap.ambjornsen'in dehasına hayran kalıyor insan okudukça.zira kurgusal açıdan müthiş bir yapıya sahip.her yönüyle okunmaya değer bir kitap.hatta mutlaka okunması gerekenlerden.siz de okudukça kuklanın iplerinin hayatınıza dolandığını hissedeceksiniz.
tavandaki kuklayı okumaktayım şuanda.<br />bayram sabahı erken uyandım,canım acı bir kahve istedi,kahvede kitapsız gitmezdi.kitaplığımın yeraltı edebiyatının oldugu rafa kaydı gözlerim.beyaz zencilerden sonra aldıgım ama bir turlu okumaya başlayamadıgım tavandaki kukla kitabını aldı ellerim benden habersiz.bende onlara uydum...,başladım okumaya.tüm aile bayramlaşmaya gitti ,kapımda şeker bekleyen cocukların ısrarlı tıklayışları ve ben istifimi bozmuyorum ve okuyorum.teşekkurler ingvar...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öğrenciyken gördüğün bir kitap. almayı çok istemiştim ama bulamamıştım. Yıllar sonra aklıma geldi ve Kitapyurdu'nda aradım. Buldum, sepete attım. Teşekkürler Kitapyurdu.
Anlatım güzel, konuyu fazla vahşete girmeden işleyişi güzel, ama sanki biraz yüzeysel. Kahramanın gelgitlerinden olayı çözmeye çalışıyorsunuz ama bazı parçalar yerine oturmadı ve kitap yarım kaldı izlenimi veriyor. Keşke daha uzun olsaydı. <br />