'Gözyaşı Sarayı' Alev Croutier'nin çocukken büyükannesinden dinlediği bir Doğulu ile bir Batılı arasındaki aşk hikâyesini anlatıyor
Hikâye 1868 yılında Avrupa'nın Doğu'dan gelen her şeye karşı çılgınlık duyduğu dönemde başlıyor. Casimir, Fransa'nın Chateauneuf du Pape bölgesindeki bir mülkün 35 yaşındaki mirasçısıdır. Taşradaki hayatından sıkılmış, macera aramaktadır. Şarabını satmak için Paris'e gelince kulüp ve salonların eğlencelerine ve metresinin kollarına atılır. Bir gün, metresinin kemerli girişinin üstünde oturduğu Palais Royal'e giderken bir dükkan vitrinine takılıp kalır. Vitrinin boşluğu çok etkileyicidir, yalnızca siyah bir kadife perde vardır, üstünde de 'Şark Sırları' yazmaktadır. Aklı çelinen Casimir içeri girer. Dükkanın içinde tabaklanmamış derinin keskin kokusu gülyağıyla karışmıştır, Şark işi ıvır zıvır, nargile, sarık hançer, tef darmadağınık durmaktadır. Minyatür portre koleksiyonunu incelerken bir gözü mavi, bir gözü sarı genç bir kadının portresiyle büyülenir adeta. Kadın altın laleler işlenmiş
yeşil bir kaftan giymiştir, yaldızlı çerçevenin kenarına şu kelime yazılmıştır: La Poupee (Kukla). Minyatürü satın alır ve nereden geldiğini sorar. Satıcı minyatürü Avare adlı bir ressamdan aldığını söyler ama ne portre ne de ressam hakkında başka bir şey bilmemektedir. O gece Casimir rüyasında, kubbeler ve incecik minarelerle kaplı bir şehirde dolaşır.İstanbul'da, Doğu'yla Batı'nın buluştuğu şehirde, bir gözü mavi bir gözü sarı Doğulu kadınla Batılı adam kader ve rüyaların yarattığı bir aşkı yaşayacaktır.