Senin için vazgeçilmez olan ne?
Kahramanımız genetik bir hastalık sebebiyle altı aylık bir süre içinde görme yetisini kaybedecek olan 9 yaşındaki, Mafalda. Romanın yazarı da anlatıcısı gibi Stargardt adı verilen ve sonunda körlüğe yol açan nadir bir dejeneratif göz hastalığından müzdariptir. Yazarın kendi hastalığından ve deneyimlerinden esinlenerek kaleme aldığı Mafalda’nın hikayesi, okul bahçesinde bulunan kiraz ağacına kadar, yetmiş adım atmasıyla başlar. Mafalda’nın en sevdiği şey okuldaki kiraz ağacına tırmanmaktır. Gelecek altı ay içinde görememeye başladığında ağaca tırmanamayacağını düşünür ve tamamen o kiraz ağacında yaşamaya karar verir. Bunun bir nedeni de kısa zaman önce kaybettiği büyükannesinin ruhunun o ağaçta yaşadığına inanmasıdır. Bu fikri ona, babasının Mafalda’ya her akşam okuduğu bir kitabın kahramanı verir. Çünkü o da bir ağaçta yaşamaktadır. Mafalda zaman zaman kiraz ağacı ile arasındaki mesafeyi adım olarak ölçüp, ne zaman karanlıkta kalacağını hesaplamaktadır. Yazar da hastalığı, görme yetisini bulanıklaştırmaya başladığında ailesinin evini böyle bulur.
Mafalda yaşadığı dramaya rağmen, kaderiyle yüzleşerek gerekli gücü ve cesareti kendinde bulmayı başaran bir kahraman. Rahatsızlığının seyrine karşın hem zekasını gittikçe daralan imkanlarına göre kullanabilmesi hem de durumunu kabul etme konusundaki metaneti takdire şayan. Ailesi, kedisi, okul hizmetlisi Estella ve arkadaşı Filippo’nun da desteği ile karşılaştığı zorluklarla mücadele etmeye çalışsa da Mafalda’nın en büyük motivasyonu, hayatındaki en büyük desteği sağlam bir karakter gücüne sahip olmasıydı. Açıkçası sadece onu olduğu gibi daha doğrusu olacağı gibi kabul edecek gerçek bir arkadaş bulamaması beni incitti. Mafalda’nın okulda en çok sevdiği kişilerden birisi hizmetli Estella’dır. İçinden geçenleri, hissettiklerini hep onunla paylaşırken Estella, onun korkularının cesaret ve farkındalığının şekillenmesinde çok büyük rol oynar.
‘Karanlık, seni yakalayan ve sessizce yiyen canavarların olduğu, kapısı ve penceresi olmayan bir odadır.’ Kaçımız çocukken uykuya dalmadan önce, uyuklarken ya da uyku arasında ışıkların kapalı olduğunu fark ettiğimizde karanlığın etkisiyle etraftaki eşyaların, çocukluğun verdiği geniş hayal gücümüzle kendimizi fantastik bir korku şöleni içine düşürmemişizdir ki? En masum yanımız, tecrübe ettiğimiz en saf halimiz, çocuklar, her zaman en hassas konumuz. Bu açıdan da yazar bu tür bir hastalığın bilinmesi ve bu vaziyeti yaşayan insanlar için sağduyulu olmaya dikkat çekebilmesi için çok iyi bir noktadan, dokuz yaşındaki Mafalda üzerinden yakaladı bizleri. Her şey yaşayacağı engel etrafında dönüyor olsa da parlayan zekası ve eksilen yeteneklerinin yerini alan özelliklerini keşfederek dolu dolu bir hayat yaşama kararlığını sürdürebilmesi ona yardımcı oldu. Bir yandan bizleri üzen ama bir yandan da hayatta en mühim şeylerin neler olduğunu fark ettiren iyimser bir hikaye idi.
Hastalık yavaş yavaş çöken kara bir bulut gibi gelse de cesaret, umut ve kararlılık aşılayan, motive edici bir serüveni, karanlıkta bile ışığı nasıl bulabileceğimize dair hayat dersi veren bir kitap. Önceliklerimizi biraz gözden geçirmemize, belki de şu anda bizim için önemli olan şeyleri gözden geçirmemize gerekçe sağlayan bir kaynak, sadeliği ve güçlü mesajlarıyla büyüleyici bir hikaye. Çocuk ve genç yetişkin edebiyatında bu tür konularda farkındalık yaratmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Küçük Prens, İçimdeki Müzik, Momo gibi kitapları sevdiyseniz eminim Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe de kalbinize dokunacaktır. Kapak tasarımı ve hikayenin derlenip sunuluş şeklini de ayrıca beğendim. Bu haliyle görsel anlamda da profesyonelce hazırlanmış akıcı bir hikaye olmuş. İnsanın hem kalbini burkup hem de içini ısıtan bir hikaye okumak isterseniz, tavsiye ederim.