Herkesin bir yazarı vardır. Var, değil mi? İyi okuyucularda bence kesinlikle vardır. Bu yazarı her yönüyle tanımaktan bahsedeceğim. Tanpınar'ı çok sevdiğini söyleyen bir adamdan beklediğimiz nedir? Benim beklentim şu: Öncelikle romanlar, şiirler, hikâyeler okunacak. En aşağı bir defa daha okunacak sonra. Mektuplar, ders notları, günlükler... Adam hakkındaki makaleler, kitaplar, ne varsa okunacak. Her yönüyle, her düşüncesiyle bileceğiz adamı. Olay bu olmalı. Benim yazarım Lovecraft, 14 yaşındayken bir abimiz tutuşturmuştu elime Cthulhu'nun Çağrısı'nı, gerisi geldi. Adamın hayatı boyunca yazdığı mektup sayısı aklımda. Duacısıyım.
Hakan Günday için de Céline'miş, lâkin ki Céline'in başka bir kitabını okumamış Günday. Sadece bu. Saplantı halinde, tekrar tekrar. Kinyas ve Kayra'yı okurken bir yabancılık hissetmiştim, nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama deneyeyim. Yabancı bir ses vardı ve Günday'ın sesini bastırıyordu. Hatta Günday'ın sesi ne kadar kendisine aitti, onu bile belirsizleştiriyordu. Gecenin Ucuna Yolculuk'u okuduktan sonra görülüyor ki olaylar haricinde deyişlerde, çatıda bir fark yok, yabancı sesin kaynağı bu. Aslında deyişlerde fark var, Günday'ın tespitlerinin pek başarılı olmadığını söyleyebilirim.
Şimdi öncelikle romanda yolculuk var zaten, yolculuk sırasında yaşanan olaylar ve düşündürdükleri. En ayıca haliyle romanın olayı bu. Ferdinand Bardamu romanın başında asker. Yaralanıyor, ordudan ayrılıyor. Bir iş buluyor, Afrika'ya gidiyor. Fransız sömürgelerinden birine. Kitap 15-20 yıllık bir dönemi anlatıyor. Söylenen her sözün, atılan her adımın birbiriyle bağlantısı var.
"İstemeyerek de olsa, tüm yüzyıllar boyunca her yerde adı geçen, herkesin varlığından Tanrı ya da Şeytan'ın varlığı kadar haberdar olduğu, ancak yeryüzüne indiğinde ve yaşamda daima değişken, belirsiz biçimler içinde kalan, asla ele gelmeyen, o insanlığın yüzkarası vazgeçilmez 'aşağılık ve tiksindirici pislik' rolünü oynuyordum. Bu 'pisliği' nihayet kıstırma, nitelemek, ele geçirmek için ancak bu daracık gemide oluşabilen olağanüstü koşulların bir araya gelmesi gerekmişti." (s. 138)
Bardamu'nün hayatı bu şekilde özetleyen cümleleri var, fakat böyle, kendiliğinden ortaya çıkan minyatür dünyalarda söyleniyor onlar. Koloni hayatının bu kadar sıkıntılı olabilme ihtimali bir yana, Bardamu'nün gemiden inince anlattığı kolonyal yaşam çok daha fena.
"Yansıttıkları renkler nedeniyle tropikal bölgenin insanlarını ve nesnelerini adilce değerlendirmek zordur. Renkler ve nesneler fokurdarlar. Tam öğle üzeri sokağın ortasına açılan küçük bir kutu sardalye bile o kadar çeşitli ışıklar saçar ki, göz ona bir kaza önemi atfeder. Dikkat etmek gerek. Orada isterik olan yalnızca insan değildir, nesneler de bu işe bulaşır. Yaşam ancak günbatımından sonra katlanılabilir bir hal alır, ne var ki karanlığa da derhal sürüler halinde sivrisinekler el koyarlar. Bir, iki ya da yüz değil, trilyonlarcası. Bu koşullarda paçayı sıyırmak, tam bir hayatta kalma başyapıtına dönüşür. Gündüz karnaval, gece kevgir, usulca da savaş." (s. 151)
Yiğit Bener'in sonsözünü pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim, Celine üslubuyla yoğurt yemek neden. En güzeli zaten yenmiş. Emeğe saygı, kendisine çok teşekkür. Beat Kuşağı için süper kaynak olmuştur bu kitap, daha da bir şey demiyorum.
Hakan Günday'ı, Yiğit Bener'i eleştirmekten kitabın özünü değerlendirmeyi unutmuşsunuz. Burada insanlar eserle ilgili eleştirilerinizi, görüşlerinizi merak ediyor önsöz ya da sonsöz yazarının ne yazdıklarını değil. Lütfen diğer eleştirilerinizde ve değerlendirmelerinizde buna dikkat ederseniz sevinirim.
“Gecenin sonuna yolculuk, iki dünya savaşı çıkarmış bir yüzyılda aynaya yansıyan insan ruhunun bir nevi yazınsal otopsisidir.”
Kitabın ilk dikkat çeken tarafı, yazarın kendine has kullandığı kelimeler. Dipnotlarla eşgüdümlü olarak okunması gerek. İçerik olarak; savaşın insan psikolojisine yansıması, bu psikoloji içerisinde normal bir yaşam sürmeye çalışan karakterlerin bocalaması. Bardamu, yaşamı boyunca oradan oraya sürüklenen ancak hiçbir şekilde güzeli ve iyiyi bulamayan, mutlu olamayan modern insan profilini yansıtıyor.
"... ama o marazi takıntımı... o her yerden kaçma arzusunu"
Karanlığı ile karamsarlığı tüm esere nüfuz ettirmiş Celine. O kıyamet duygusu ha koptu kopacak kötü haller, nefret ...
Karşı-duruş mu "anarşizm mi?" Tembelliği besleyen yersiz, daha çok kendisinin beslediği acılar. Olmuş fakat olmamış gibi davranma, suçtan sıyrılma, suça kılıf bulma... Savaş, Afrika, Amerika ve Fransa; değişmeyen yurtsuzluk...
Müstehcenlik ve argonun eksik olmadığı, konuşma dilinin hakim olduğu bir anlatı, ama bunca acıya ve karanlığa hazır olmanız gerekiyor.
İnsan bir zavallı bunu öyle gözümüze sokuyor ki buna karşı duruşu belki de bunca kitabı okutan...
Ferdinand Bardamu kaçmanın vücut bulmuş hali, fırsatçılığın ve şansın da ... Hayatının her döneminde olan kadınlardan da kaçmış bir mutluluk karşıtı...
Yiğit Bener Çevirisi kitabın okunmasında büyük fayda...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşamı ve düşüncelerini küçümsenen sokağın diliyle evrensel mesajlar veren bir eser. Hiç bir şeye ve hiç kimseye ait olmayan bir adamın sonu gelmeyen arayışlarının acıklı hikayesi...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Karanlık ama sarsıcı bir başyapıt. Savaşın, ölümün ve hayatın anlamsızlığının içinde bir adamın sürükleyici hikâyesi var. Kolay bir kitap değil ama edebiyatın sınırlarını görmek isteyen herkes mutlaka okumalı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabı okurken içiniz karardı,rahatsız oldunuz,kendinizi kötü hissettiniz, yer yer tiksindiniz değil mi?Tam olarak bu duyguları ve hatta daha fazlasını yaşadım,bu kitabı özel kılan da bu aslında.Bir devrin ve insanların gerçekleri tokat gibi yüzümüze çarpıyor.Yazar bunu argo kullanarak yapıyor, bu bağlamda yeni bir dil oluşturuyor bile denilebilir.Kitabı bitirdikten sonra bir şeyi daha fark ediyorsunuz aslında sadece gecenin değil çevirinin sonuna da uzun bir yolculuktu...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanın gerçeğini çöplüklerde arayan yazar, samimi ve isyankâr bir dil kullanarak sokağın sesini edebiyata katıyor. Kahramanların icat edildiği ve tecilli ölüm mahkûmu olan askerlerin savaştığı uluslararası mezbahada gördüğümüz, gerçek insan doğası oluyor. Bunun yanında Afrika’daki sömürgecilik, kauçuk ticareti, insan kaçakçılığı, SSCB’nin çökmesi gibi tarihsel olaylar ile Fordizm gibi kavramlar da kitapta yerini bulurken savaş çığırtkanları, bilim dünyasının kokuşmuşluğu eleştiriden nasibini alıyor. Yazarın her bir sözcüğü ayrı ayrı canımızı acıtırken, bize kalan, yaşama dayanabilmek için şiirimizi korumak oluyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Louis-Ferdinand Céline’in Gecenin Sonuna Yolculuk adlı eseri, yirminci yüzyılın en sarsıcı ve etkileyici romanlarından biridir. Bardamu adlı anti-kahramanın yaşamına odaklanan roman, Birinci Dünya Savaşı’ndan Afrika’ya, Amerika’dan Fransa’daki bir akıl hastanesine kadar uzanan bir yolculuğu anlatır. Sefalet, yozlaşmışlık, hastalık, delilik ve ölüm bu yolculuğun her adımında karşımıza çıkar. Céline, insanın varoluş karşısındaki çaresizliğini ve toplumsal çürümeyi, karanlık ama şiirsel bir dilde, etkileyici bir ritimle sunar.
Roman, bir yüzyılda iki dünya savaşı çıkaran insan ruhunun yazınsal otopsisidir. Yazarın, Julia Kristeva’nın ifadesiyle "söz kadar canlı bir yazı" ile kaleme aldığı eser, hem karanlık hem de kahkahalarla doludur. Céline’in dilindeki büyü, onun çağdaşlarından onu ayıran özgünlüğüdür; Céline’in etkisi, çağdaşlarının gözünde “son 2000 yılın en büyük yazarı” olmasına kadar ulaşmıştır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitapla ne yazık ki çok geç tanıştım. Muhteşem bir anlatım. Bardamu gibi bir karakter çok uzun zamandır karşılaşmadığım bir karakterdi. Sonuna kadar hak edilmis bir ün.
Romanın ana karakteri Parisli genç bir tıp öğrencisi olan Ferdinand Bardamu, Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde gönüllü olarak Fransız ordusuna katılan bir asker olarak çıkıyor karşımıza. Savaşı reddeden Bardamu sonrasında bir akıl hastanesinden seslenir okura. Sonrasında Bardamu, Fransız sömürgesi Afrika'ya gider ve burada ormanın iç kesimlerindeki bir ticaret karakolunun başına getirilir. Arada kadınlar ve olaylar devam ederken, Paris'e dönen Bardamu tıp eğitimini tamamlar ve La Garenne-Rancy banliyösünde muayenehane açar. Eski asker arkadaşı ile de bir dizi olay yaşayan Bardamu en son bir akıl hastanesinde müdür olur. Tabi böyle basit ya da kısacık değil kitap, eni konu 530 sayfaya döşemiş yazar bunları.
Roman boyunca süren yazarın bu narkoz etkisine benzer yazım şekli, onun üslubuyla ilgili birçok yoruma neden olmuştur. Günlük dili( argosuyla beraber ) bu kadar başarılı kullanıp, edebiyata bulaşmadan böyle bir klasik meydana getirmek takdire şayan