Mustafa Kutlu'dan bir çatışmalar kitabı daha. Kır-kent, emek-sermaye çatışmalarının arasında kalan insanların anlamlandırma ve mücadele etme çabası.
Mukaddime bölümü hem bir kapitalizm yergisi, hem de karakterlerin seyir defteri. Sabahın köründe yollara düşmek, fabrika düdükleri, musluktan akan klorlu su. Kırda bırakılıp kentte bulunamayan temiz hava, doğal yiyecekler, her şey. Yaşamak uğruna bırakılan bir başka yaşam. Requiem for a Dream işte. "Koşuyorsun, ciğerlerinde eksoz gümbürtüleri. Ayaklarında lastik. Üç öğün naylon yemektesin. Ara toprağı. Toprak bizim canımız, petrol olsun kanımız." (s. 8)
Önce ile birlikte mevzuya giriyoruz. Cevher Bican, Kars'ın Göle kazasından, emmileri iş bilmeyip sürüyü, tarlaları dağıtınca tutup gelmiş İstanbul'a, dayısının methine kanıp insanların kanını içe içe doymayan fabrikalardan birine girmiş. İlk gününe şahit oluyoruz burada. İçinden sürekli salavat getirip, anlamadan etrafına şaşkın gözlerle bakıyor. Kurum yağmurundan üstü başı kararmış. Hele atölyelere indikleri zaman maruz kaldıkları gürültü ve fırınların önündeki sıcaklık Bican'a cehenneme inmiş gibi bir korku salıyor. Metindeki diğer karakterlerle de tanışıyoruz; Zülküf Ağa, Adapazarlı, Derviş Usta'ya donunu dizden bir türlü kestirmeyen, fırınların önünde pişerek çalışmaya razı olan Seyit Ali.
Doğanın içinden gelmiş insanlar için fabrika zor, yine de çıkan yemeklere, aldıkları yevmiyelere bakarak katlanıyorlar bir şekilde. Zülküf Ağa'yla Bican'ın konuşmalarında memleket özlemi pek bir acı hissediliyor. Hele Zülküf Ağa'nın muhabbetin ortasında yüzünü düşürüp kalıcı olduklarını söylemesi... Bican orada nasıl kalıcı olunacağını düşünüyor, bulamıyor bir türlü. Zülküf Ağa'nın hamaylını düşürüp almaya çalıştığında kafasını makineye kaptırması trajediyi tamamlıyor. Bican, üstüne fışkıran kanlardan şok geçiriyor. Kalıcı ya orada.
Sonrasında Bican'ın dayı oğluyla denize gitme olayı var. Bicancık ömrü hayatında görmemiş mini etekler, mayolar falan, dünyası şaşıyor haliyle. Seyit Ali'yle birlikte cüz oynarlarken işçi yürüyüşünün ortasında kalıp kafayı gözü yarmaları, polislerce sorguya alınmaları falan da son derece ilginç.
En sonunda Seyit Ali namaz kılarken yan gözle seyyar karpuz arabasının götürüldüğünü görüyor, dışarı çıktığında işçi eyleminin ortasında kalıyor yine, Bican'la karşılaşıyor. Bican, geçen yıllar içinde sınıf mücadelesinin önemini kavramış, eylemlere katılıyor. Seyit Ali'de derin bir korku... Kafayı gözü yarmak istemiyor yine, en önemlisiyse anarşik hareketler diyecek olanlara. O kadar sinmiş. Hayatta kalan Seyit Ali oluyor yine; eylemin ortasında silahlar patlıyor ve Bican vurulup ölüyor. Kutlu'nun keskin bitirişlerinden biri.
Namaz kılmak için ustaya gözükmeden fıymak, metal yığınlarının arasında bir ömür vermek, ilik kurutucu çalışma hayatı ve temiz kalmaya çalışan insanlar; Kutlu'dan etkileyici bir ağıt. Yokuşa Akan Sular, çarklardan biraz olsun kurtulmak isteyenlerin suyu yokuşa vurma çabası.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mustafa Kutlu severek okudugum, nefeslendigim bir yazar. okurken insanı alıp götürür dinlenmis olarak geri yerine bırakırdı. ilk defa bir kitabında içimin daraldığını hissettim, zor okudum. bu da dönemin şartlarını ve havasını ne kadar güzel yansıttığına bir delildir.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Düşünce kitaplarının arasında roman, anlatı okuyayım diye düşünürken başvurduğum yazarlardan. Sade bir hikaye, bitişleri beklentimi karşılamasa da dili akıcı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fakirlik ve imkanların yetersizliği sebebiyle huzurlu, doğal hayatlarını terk edip kentin zorlu şartlarına işçi olarak katılanların değerlerine, kişiliğine ters bir hayatın içinde kendini var etmeye çalışırken nasıl yok olduğunu anlatan dramatik bir hikaye.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mustafa Kutlu'nun her eserini okudum denilebilir, hikaye olan kitapta Kutlunun anlatımıyla kitabın sonunda gerçekten böyle mi biteceksin yorumunu yaptırıyor her seferinde, kitap içinde yer alan her bir hikayenin sonunu insanın kendisinin devam ettirme isteğini de ayrıca uyandırmaktadır
Köy hayatı ile modernleşmenin getirdiği kent-sanayi toplumu arasında sıkışıp kalmış hayatlara her yönüyle (ekonomik-sosyal-kültürel-düşünce) değinen bir Mustafa Kutlu eseri...gerçek hayatta sayısız örnekleri yaşanmış hayatlar. İçe dokunan bir hikaye. Tavsiye ederim..
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Avusturya'ya arabayla yolculuk yaparken okumustum. Arka koltuktaki arkadaşım da ordan okumus ben okurken. Harika bir anı olarak kaldı bende. Kitap da öyle....