Ishiguro'nun yeni bir metni yayımlanana kadar Davies'le özlem giderilebilir. Ishiguro'nun gizemi Davies'te var; karakterlerdeki boşlukların nereye kadar uzandığını görebilmek için öykülerin oldukça dikkatli bir şekilde, belki tekrar tekrar okunması gerekiyor. Özellikle nispeten uzun olanların. Davies'in özgünlüğü, kısa öykülerinde de bu bilinmezi yaratabilmesinden doğuyor. Benimkinden Farklı Bir Kâbus'a bakarsak anlatıcının giden birinin başına gelebilecek felaketleri sıraladığını görürüz. Anlatıcı için önemli bir insan için duyulan kaygı önce kıvılcım halinde görülür, sonrasında büyük bir yangına dönüşür ve daha da kötüsü, gerçek bir yangındır bu. Gidenin pasaportu kaybolabilir, ıslak mendilleri tükenebilir, başına pek çok talihsizlik gelebilir; uçağının dağlara çakılıp ateş topuna dönüşmesi de dahil. Sıraladığı felaketlerden sonra olayın pek de öyle gerçekleşmediğini anlarız, olasılık bir anda gerçeğe dönüşür; olaya şahit olan bir adam uçağın başına geleni farklı bir kâbus haline dönüştürür. Beklenmeyen bir son, anlatıdan yola çıkarak öngörülebilmesi zor. Davies bu "beklenmeyen" üzerinden kuruyor öykülerini ama sadece merak unsurunu ön planda tutarak yapmıyor bunu; karakterleri biçimlendirişi, doğanın kalbinde yaşayan karakterlerinin yalıtılmışlıkla birlikte edinebilecekleri kişiliklerini imlemesi ve benzeri pek çok teknik, tipik bir anlatıdan uzaklaştırıyor öyküyü. Taşıdığı yoğunlukla roman okumuşa döndürüyor insanı. Muazzam bir iş.
Yüz Kitap bir süre sessiz kaldıktan sonra yeni sezonu -doğru bir tabir mi bilmiyorum, sezon denir herhalde- şimdilik iki kitapla açtı. Biri Kuytu, diğeri Tabiata Giden Bütün Yollar. Neyse, bir iki kitap haricinde bastıkları her şeyi -çocuk kitabı olup aslında pek de çocuk kitabı olmayanlar dahil- okudum, o iki kitabı da dünyadan acil çıkış yolu olarak saklıyorum. Hangi kitabın nerede, ne zaman gerekeceği hiç belli olmaz. Galler yöresinin havasını almak istedik mesela, hemen bir Davies öyküsü okuyunuz. Köyler, yemyeşil tepeler, kente taşınmış insanların arkada bıraktığı diğer insanlar ve boş evler, her şey var. 45 Years'ı izlediyseniz filmdekine benzer bir durumla karşılaşacağınızı söyleyebilirim.
Yoldakiler için yargılayıcı bir şeyler söylememeye çalışacağım. Davies yine belirsizliğin orta yerinden başlatıyor öyküyü. Sibirya'da han benzeri bir mekandayız, mekanın sahibi Birmingham'dan gelen bir kadın. Tekinsiz ortam, eşkıya tiplinin yarattığı korku falan, çok başarılı.
Yani ne desem, alın ve okuyun. Çok çok başarılı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazı öyküler okurunu gerçekten peşinden sürüklüyor. Kimi geçmiş ve gelecekle örülüp kurgulanmış, kimisi farklı karakterlerin hikayelerini ortak bir noktada buluşturuyor. Anlatma biçimini ve betimlemelerini sevdim. En sevdiğim öykü Bunny Clay'in Götürülüşü oldu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Carys Davies'in Kuytu'sunu o kadar çok beğendim ki ilk öyküyü okur okumaz arkadaşlarıma yolladım, okusunlar diye.
Yalın anlatımı ile okuyucuyu içine çeken öyküler, sakin sakin akarken bir anda keskin bir sıçrayışla yön değiştiriyor.Okuyucuya da bir şok yaşatarak, silkeliyor.
Hikâyelerin konularının özgünlüğü de göze çarpıyor.Carys Davies Kuytu ile Frank O’Connor Öykü Ödülü’nü kazanmış.
Öykü severlerin kaçırmaması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Carys Davies, on yedi öykü anlatıyor Kuytu’da. İlk hikayeden son hikayeye dek ise tahmin edilemez sonlar ile örüyor cümleleri. Tek sayfalık öykü de dahil buna..
.
Frank O’Connor öykü ödülünü de kazanan bu eser,huzursuzluk yaratan ama onlarla yaşamaya alıştığınız fay hatları ile dolu. Karakterlerin gizli tutkuları, yaşanmış ve yaşanacak olanların beraberinde getirdiği iniş çıkışlar..Nasıl başlayıp bitirdiğinizi anlamıyorsunuz. Ters köşeler, büyük acılar ve bir o kadar da büyük umutlar görüyorsunuz.