Eser, ciddi bir Kartezyen evren algısı eleştirisi ile başlıyor; “ruh ve madde’nin temel ayrılığından itibaren hiçbir şey artık eskisi gibi olmadı” diyor yazarımız.
Newton bu temel üzerinden yürüdüğü için “evrende mündemiç yaratıcı” fikri zaten zihin dünyasından soğurulmuştu; elimizde Müteal Tanrı fikri vardı sadece…Yaratıcıyı “emekli saatçi” olarak konumlandıran coşkunluk hissiyatı durulduktan sonra, kuantum fiziği ile açılan yeni kapı aralarından Tanrımız yaratıcı sıfatıyla değil, ortak sıfatıyla büyük sahneye tekrar dahil edildi; Bu yeni sahnede artık herkes uluhiyette kendini O’na ortak görüyordu. Diğer yandan Hint felsefesi, Jungcu psikoloji ve bunlardan çokca beslenen yakın zamanların “new age” ekolü insan-tanrı ortaklığına cömert bir katkıyla filogenetik menşeili yeni taraflar ilave etmiş, -tabiri caizse- kişisel şeytanlarımız uluhiyete bürünürken, halka genişlemişti…
Yazar, fizik biliminin limitlerinden hareketle kıblenizi prometan mitlere teslim etmekte bu kadar acele etmeyin demek istiyor. Kitaba ikinci ad olan “aşkınlık” kavramı temelinde yukarıda özetlenen gelişmeler alabildiğine eleştirilirken , okuyucu zimni olarak semavi dinlerin ortodoks anadamarlarına tekrar davet ediliyor.
Kitap için eleştiri konusu yapılabilecek en önemli husus, meslekten olmayan okuyucular için bu kadar detay fizik bilimi tartışmalarının ağır kaçtığıdır.