Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ali Çolak tamamıyla deneme türüne sadık kalmış bir yazar. Günün Ötesi'nde bazen günlük hayattan, gailelerden bazen edebiyattan bahsetmiş. İnsan diyor, önce kendini sevmeli. Sahip olmadığı bir şeyi başkasına veremez çünkü. Leo Buscaglia'dan alıntıladığı söz ne de güzel anlatıyor sevgiyi. <br />Cümlelerini sağlam temeller üzerine kuruyor yazar, naif bir dili benimsiyor yazılarında. <br />Kaliteli denemeler okumak isteyen herkes Ali Çolak'ın sesine kulak vermeli.
Ali Çolak okumak : Her an konuştugun insanlarla konuşmak gibi degil sanki uzun bir aradan sonra karşılaştıgın bir dostla hasbihal etmek gibi '' Günün Ötesi '' gibi ...
Ne zaman yaşama sevincine ihtiyacım olsa bu eserin arka kapağı yardımıma koşuyor.Benim dışımda gelişen bir şeyler olduğunu ve hayata yetişmem gerektiğini hatırlatıyor bana..."Bizde neden deneme yazılmıyor?"diye bangır bangır bağıranlara cevap veriyor sanki Ali çolak."Yazıyorum işte,keyifle okuyun."
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ali Çolak ile satın alarak tanıştığım ilk eseri. Deneme tarzında yazılmış rahatça okuyacağınız bir kitap. Ali Çolak sevemediği şeyleri cehenneme göndermiş yazılaında yer yer. Bir deneme yazarı benim için daha duygu yüklü ifadelere sahip olmalı. Ben bu eserde o istediğim tadı bulamadım. Bana çok yavan geldi Ali Çolak'ın dili. Basit bir anlatım hakim genel olarak. Kalbimden vurulduğum "ne güzel tespit etmiş" diyebildiğim düşünceleri yok.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçindekiler I. Bölüm: Günün Ötesi Baharın saçlarından rüzgârlar geçer Bir garip yolcu olsam Yeniden başlama sevinci Sayın bay kedi Yaz hüzünleri Hayatı yalınlaştırmak Mars'a gidelim Mars'a Meraka ve meraklılara dair Uzatmalı gençlik Babalara özgürlük Bilgisayar yalnızlığı Hastalıklar üstüne Kendini eleştirmek üstüne Ölümü kirletmek Aşk iyi bir imtihandır Sevgiyi ertelemek Eylül, zambak ve aşk Günün Ötesi II. Bölüm: Kanadı Kırık Edebiyat Defterler Güzeldir aldanmak Yazmanın zorluğu ve lezzeti Şiirsizlik Bugün bir şairi uyandırın Adsız bir hayat Şair, kurşun ve ip Edebiyatın iki yakası Hain kitaplar Kanadı kırık edebiyat İnce Türkçe Edebiyatçıların fiziği nasıldır, iyi midir? Beylerbeyi kitabı Uzun çarşının uluları Müstesna güzeller Siyah beyaz fotoğraflar, küçük hikayeler
“Ey okur! ” diye seslenir yazar, Kasım 1997’de kaleme alınmış önsözünde… ve de her bir satırını okuyasınız isterim bu önsözün. Hangisini seçip de aktarayım diye karar veremez ya insan bazen, bu da öylesinden işte! “Bana, benim içimden seslenir gibi” deriz bazı kitapları veya yazıları okurken hani… yazarın bu kitabın içine girmiş olan denemelerinden birisinde dediği gibi, “güzeldir aldanmak”. Özellikle de konu edebiyat ve de okumak olunca… “baharın saçlarından rüzgârlar geçer”, biliyorum ve de topluyorum o rüzgârları, duyuyorum bahar şarkısını ben de. “bir garip yolcu olsam” deyip, ıssız evrenimle birlikte yollara düşmeyi ben de diliyorum zaman zaman. “yeniden başlamanın sevinci”ni içimde hissettiğim oluyor anbean. Kedileri kucağıma alıp da sevmedim hiç ya da kedim olmadı.Yanlış anlaşılmasın aman şimdi, kedi düşmanlığım yoktur, benimkisi sadece alerji. “yaz hüzünleri” çok yaşamadım sanıyorum, zira yaz mevsimini de mevsimlerden bir mevsim bildim, benim için tatil demek olmadı genelde. “hayatı yalınlaştırmak” adına değildi belki ama, minicik mutluluklarım oldu, çok ve çabuk ağlayabildiğim kadar tebessüm de edebildim. “mars’a gidelim mars’a” demedim ama, küçüklüğümden beri uzaya ilgim oldu ve bu konudaki belgeselleri bile izledim kimi. Hatta büyük erkek kardeşimle birlikte uzaya çıkma hayalleri kurduktu, ona kartondan uzay gemisi de yapmış mıydım, öyle silik bir hatıra geliyor ya aklıma, tam emin olamıyorum. Benim merak ettiğim gezegen Mars’tan ziyade Venüs’tü, bir de o ilginç halkalarıyla Satürn… “Buradan bakınca yetmiş, seksen bilemedin yüz yıl öncesinin manzarası ürkütüyor insanı. Gençler hayata ne kadar erken başlıyorlarmış, ortam ne kadar bereketli, ne kadar doğurganmış... Ömer Seyfettin, 36 yaşında dünyayı terkedip giderken geride kocaman bir külliyat bırakmış. Yirmi yaşlarında ülkenin en büyük hikayecisiymiş. Necip Fazıl, 20 yaşında ilk kitabını yayımlamış. 23 yaşında 'kaldırımlar' gibi bir şiir yazarak şiir ülkesinin sultanı olmuş. Halit Fahri Ozansoy 25 yaşında iken şiirleri okul kitaplarında okutuluyormuş. 18 yaşında Vefa Lisesi öğrencisi Yusuf Ziya Ortaç, ilk şiirleri yayımlandığında Bab-ı Âli'nin gediklileri tarafından baş tacı edilmiş…” bölümünü okuyunca “uzatmalı gençlik” yazısında eskiden de gıpta etmiştim, yine… “Bediüzzaman boşuna söylemiyor, “Hastalık bazıları için ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymettar bir hediye-i İlâhiyedir.” cümlesini inanarak ve gülümseyerek okudum, bir defa daha. “aşk iyi bir imtihandır” bildim. Ne çok arkadaşa tekrarladım bu cümleyi 1997’den beri, hatırladım. “eylül, zambak ve aşk” ile birlikte, ilkokul günlerime gidiverdim önce, sonra liseyi dolaştım şöyle bir. İlkokul ikinci sınıftan itibaren beni okutmaya başlayan ve halen sık olamasa da görüştüğüm ilkokul öğretmenim Hatice Kurtcebe’yi sevgiyle bir daha anımsadım. Sonra kompozisyon ve ders işleyişi ile yazmayı önemseyen Sait Türkoğlu, Hülya Eryılmaz hocamızı ve daha nice hocalarımı bir kere daha hayırla yad ettim. “Hayatı sevmeyi ancak acı çekerek öğrenebiliriz” sözü de Dostoyevski’ye aittir.’ cümlesine gülümsedim, “günün ötesi” ile. “Günün ötesi aydınlık ve görkemli bir maviliktir. (Nisan 1994) ” öyledir inşallah, öyle olmalıdır diye mırıldandım ve paylaştım yine arkadaşlarla bu cümleciği de. “defterler”im çok değildi ama, ben de sevdim kimileri yarım da olsa onları. “yazmanın zorluğu ve lezzeti”nde hem hak verdim, hem de güldüm yazanların bu trajikomik haline, yani ki halimize. Ve otuz yaşında ölümün yüzünü gören İngiliz şairi Shelley’e özenmedim desem yalan olur. “şiirsizlik” önemlidir, bildim. “bugün bir şairi uyandırın” yazısından önce de sonra da uyandırdığım şairlerim oldu kimi günler ve geceler. “adsız bir hayat”, bana hem tanıdığım sürgün’leri, hem dünya sürgünlüğümüzü, hem de anbean öz yurdumuzda yaşadığımız sürgünlüklerimizi hatırlattı. “şair, kurşun ve ip” ile, bildiğim maktul şairleri hüzünle bir kere daha yad ettim. “edebiyatın iki yakası”nın benim kitaplarımda da birleşik olduğunu ve okuma yelpazemin genişliğini sevinçle gördüm. Halime şükrettim. “hain kitaplar” ve “kanadı kırık edebiyat” için üzüldüm. “ince Türkçe” için, “kundakta yatarken kulaklarına ninni söylenseydi; ardından masal okunsaydı evlerinde ve büyüdükçe türkü söylemeyi öğrenselerdi, ecnebi isimlerin cazibesine kapılmayacaklardı” diyen yazara hak verdim. Ve daha nice yazıyla birlikte, nice yolculuk yaptım. Bir kere daha sevdim, “günün ötesi”ni. “Yeni bir kitap, yeni bir dünyaya doğmaktır. Kitapların yaptığı, bize bir şeyleri sevdirmektir.”, kesinlikle öyledir Ali Hocam, gönlünüze ve kaleminize sağlık, dedim. Ve Tubacığa da teşekkür ettim, söylediğim isimlerden ilk olarak Günün Ötesi-Ali Çolak’ı alıp okumaya başladığı; böylece, benim de okumama vesile olduğu için. “eskimeyen eskiler” vardır benim lügatimde. Aynen öyle, eskimeyen şiirler, denemeler, öyküler, kitaplar da vardır işte. Tekrar tekrar okuturlar kendilerini ve aynı zamanda yazanlara gıpta ettirirler, maşallah dedirtirler.