Mutlaka okunmalı demiyorum ama bilhassa tarih meraklılarının bu romandan hoşlanacağını düşünüyorum.
Roman üç eksen üzerine kurulmuş. Bu eksenler, Mehmed’in (Fatih Sultan Mehmet kastediliyor) hikâyesi ile seyir kâtibi Nikolo’nun günlüğü. Romanın yazılma serüveni de kitaba dahil edilmiş ki, bu da üçüncü ekseni oluşturuyor diyebiliriz.
Şehrin kuruluş efsaneleri gibi ana hikâye ile doğrudan bir ilgisi olmayan yan-anlatılarla da zenginleştirilen romanda, öncesi ve sonrasıyla İstanbul’un fethi farklı kaynaklardan beslenen ayrıntılarla resmediliyor. Tarihin bir dekor olarak kullanıldığı bu bölümlerde, düzyazının sınırlarını zorlayarak zaman zaman şiire yaklaşan bir üsluba rastlıyoruz.
Meraklıları için biraz da dedikodu: Kitapta, içoğlanı olarak saraya alınan Nikolo ile Sultan Mehmed arasındaki cinsel yakınlıktan da bahsediliyor. (Orhan Pamuk benzer bir yakınlığı Mevlana-Şems arasında kurmuştu, bkz. Kara Kitap)
Deniz ile yazar arasındaki ilişkinin anlatıldığı bölümlerde 12 Eylül askerî müdahalesinin yarattığı travmanın izleri görülüyor. Bu travmanın bir sonucu mudur bilinmez ama yazar, aklından çıkarmadan romanı bitiremeyeceğine kanaat getirdiği Deniz’i öldürüyor.
Tıpkı, aklından bir türlü çıkaramadığı o dilberi öldürünce başta İstanbul’un fethi olmak üzere devlet işlerine daha iyi odaklanacağını düşünen Sultan Mehmet gibi…