4Yorum
faik çelik
Kitapkurdu
12.04.2024
Konusuyla, anlatımıyla oldukça farklı bir kısa roman. Erkek şiddetini eski çağ (Demir Çağı) ritüelleriyle ilişkilendiren, feminist bir bakış açısıyla yazılmış. Burada baskıcı baba patolojik bir ruh yapısında bence, bu nedenle kadınların ezilmesinden çok narsisistik bir kişinin neler yapabileceğinin ifadesi olarak değerlendirdim ben hikayeyi. İngiltere’de geçtiği kurgulanmış, 17 yaşındaki Silvie, hem romanın ana karakteri hem de anlatıcısı. Sonu sürpriz sayılmasa da değişik.
Fulya Aldemir
Kaşif
11.03.2022
Bu yıl ki en iyi okumalarımdan biri. Çok farklı yazılmış ve fazlasıyla ilgi çekici ilerleyen bir hikaye. Britanyalıların Demir Çağ’daki yaşam formlarını deneyimsel arkeoloji metoduyla öğrenmek için bir araya gelen bir grup insan, Ingilizlerin atalarının eskiden yaşadıkları gibi yemeli, içmeli ve yaşamalıdırlar. Sylvie, anne-babası, bir profesör ve üç öğrencisiyle ilkel yaşamı en sade haliyle tecrübe etmeye çalışıyor. Ataerkillik ve gelenekselciliğin her zaman güvenilir olmadığı, bazen yıkıcı ve kırıcı olduğuna dikkat çekiyor yazar. Rausseau’nun ödev ahlakında açıkladığı gibi ‘Güç maddesel bir şeydir. Bundan nasıl bir ahlak çıkabilir, bilmem. Ayrıca öğrencilerden biri olan Moll karakteriyle empati, yardımlaşma ve dayanışma duygularını harekete geçiriyor. Sarah Moss’un kaleminin gücüne hayran kaldım. Çoğu satırda yüreğim burkularak ve şaşkınlık içerisinde sonlandı kitap. İlk okuduğum kitabı ve tarzını çok beğendim.
kasabalı
Kitapkurdu
04.08.2020
Hikâyede ormanda, izole bir şekilde bölgenin tarihindeki ilkel yaşamı tecrübe etmek adına birlikte kamp yapan iki grubun Demir Çağı’nın imkânlarıyla yaşamı deneyimlemelerini sağlamak, ve yazar kötü ebeveynlik, cinsiyet, özgürlüğün keşfi, ilkelliği deneyimleme, merakın sınırlarının keşfedilmesi gibi konuları işleyerek okurlara atalarımızın “ilkel aklı”ndan ne kadar uzağa gidebildiğimizi sorgulatıyor.
BilgeM45
Kitapkurdu
22.02.2020
Bir çırpıda okuyabileceginiz akıcı bir roman.