1Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Biricik Hikaye
Bazı kitapların ilk cümleleri insanı çarpar, işte size Biricik Hikâye'nin kusursuz ilk cümlesi: "Daha çok sevip daha çok ıstırap çekmeyi mi yeğlersiniz; yoksa daha az sevip daha az ıstırap çekmeyi mi? Sanıyorum sonuçta tek gerçek soru bu." Yani üf, ne diyeyim; nasıl harika bir başlangıçtır bu? Julian Barnes'ın yakın dönem eserlerinden (2018) Biricik Hikâye, ismindeki gibi aşk hikâyelerinin biricikliğine odaklanan bir roman. Yazarın kelimeleriyle; "aşıkların kendileri hakkında oluşturdukları o yanılsama: hem belli bir kategoriye girmemek, hem betimlenir olmaktan kaçma" ihtiyacı mevzuu, aşkın bizi soktuğu o biriciklik sanrısı. Bugüne dek hiç yaşanmamış türde, çapta, yoğunlukta bir şey yaşadığını düşünmek, aşkı bununla beslemek, aşkı özgünlüğü ölçüsünde büyük, değerli ve nitelikli görmek. (Halbuki ne diyor Leonard Cohen? "Yes, many loved before us, I know that we are not new / In city and in forest they smiled like me and you." Neyse, konuyu fena halde dağıttım ama zihnim oradan oraya sıçrıyor istemsiz.) Fakat Barnes'ın anlattığı Biricik Hikâye epeyce biricik gerçekten. 19 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin kendisinden 30 yaş büyük ve iki çocuk sahibi bir kadınla yaşadığı ve 12 sene süren aşkın hikâyesi bu. Giriş-gelişme-sonuç: lisede öğrendik, her hikâyede bulunur; burada da buluyorsunuz. 3 bölümlük bu kitapta yazar bence nefis bir şey yapıyor: Girişi birinci tekil şahıstan, gelişmeyi biraz birinci biraz ikinci şahıstan, sonucu, yani 3. bölümü ise tamamen üçüncü tekil şahıstan anlatıyor. Aşkın bitişi. Bizden çıkışı. Duyumsadığımız o yabancılaşma. Üçüncü tekil şahısa geçen anlatıdan daha somut ne hissettirebilir bunu? Kitabın hem başlangıcını, hem de yazarın yaptığı bu teknik oyunu çok sevmiş olsam da, genel olarak Barnes'tan beklentim çok daha yüksek olduğu için görece zayıf buldum eseri. Anlatıcının aşkı tanımlamaya çalıştığı kısımlara bayıldım ama anlatılan hüzünlü ilişkinin ve aşkın içine bir türlü tam giremedim. Ve fakat işte hikâyenin kendisini sevmeseniz bile yazarı böyle mahir, böyle iç görülü, böyle esprili olunca o kitap pekala izini bırakıyor. Yani yine bana geri döneceğim çokça cümle bıraktın Julian Barnes; teşekkür ederim.