Yaptığı uzun tasvirlerle, ilk satırlardan itibaren müthiş bir gerilim havasına girdim adeta dişlerimi sıkmaya başladım;aşırıya kaçmış gözüken bu tasvirler aslında romanın havasına girmemizi,roman kahramanının psikolojisini yaşamamızı sağlıyor,çünkü romanın sonuna kadar süren en önemli özellik gerginlik oluyor...Yazar bu sayede başarılı bir şekilde olayları bize yaşatıyor..Öte yandan romanda ezilen kesimin de merhamete layık olmadığını hayretle görüyoruz, yaşlı amca bir zamanlar kızılderilileri nasıl kovduğunu vs. anlatıyor,hatta hayvanlara karşı bile son derece zalim olduklarını görerek,aslında kapitalizmin pençesinde kıvranan bu insanların pek de acınacak kişiler olmadıklarını;neden vahşi kapitalizmin burada zirveye eriştiğini görüyoruz,doğu toplumlarının esasen merhamete dayalı olduğunu anlıyoruz...Bundan daha tuhaf olan da, yazarın ezilen edebiyatı yaparken inanılmayacak derecede otomotiv kartellerinin reklamını yapması oluyor,romanın gizli esas oğlanı Hudson marka bir kamyon maalesef, öve öve bitiremiyor;ikinci olarak da daima Ford marka kamyonlardan bahsederek şuuaraltımıza bu iki markayı yerleştiriyor en halkçı kamyon Hudson ve taş gibi Ford,arada cadillacın da rüya gibi bir benzetme yaparak gönlünü hoş ediyor.Kitabı bitirince karar verdim,eğer bulabilirsem ya Hudson veya Ford marka kamyon alacağım eğer daha zengin olursam Cadillac'ı da düşünebilirim...Demek ki Amerika'da halkçılık yapmak için bile kapitalizmin sacayaklarını övmek,gayet profesyonelce reklamını yapmak gerekiyormuş...İşte Amerikan halkçılığı...