Serinin 4. kitabıymış ama ben sıralı okumadım bu kitapları. Attila İlhan da zaten sıranın mühim olmadığını söylemiş-benim tek tavsiyem Yaraya Tuz Basmak'ı Kurtlar Sofrası'ndan sonra okumanız.
Bu kitapta 1919 yılı İstanbul'undan bahsediliyor. Şehrin çektiği acıyı, milletin maruz kaldığı aşağılanmayı iliklerime kadar hissettim. Ve bir kez daha karar verdim-bir insanın yapabileceği en büyük hata, karşısındakinin kendisinden daha aptal olduğunu düşünmesidir. Bir milletin ve devletin yapabileceği en büyük hataysa, düşmanını küçümsemektir. Bu kitapta Türkler'in nasıl küçümsendiğini görünce hem içim sızladı, hem de şükrettim. Ama dünyanın bir daha aynı hataya düşmeyeceğini bilelim. Hataları ders almadan tekrarlayan biziz. Olaylara tek yönlü bakan, hemen gaza gelen, sonunu düşünmeden fevri davranışlarda bulunan...Son yıllar bunun en dikkat çekici kanıtı değil mi?
Yalnız bir şey dikkatimi çekiyor-Attila İlhan nedense aşkın şairi diye tanınmış. Daha önce kitabını okumamış hangi erkeğe tavsiye ettiysem bana alaycı bir gülümsemeyle baktı, hatta bir tanesi işi 'biz gay miyiz' demeye kadar vardırdı. Ben aşkı Attila İlhan kadar hissederek ve hissettirerek anlatan başka bir yazar tanımadım, ama bu yeteneğinin kitaplarının diğer özelliklerini gölgelemesi büyük haksızlık. Bu kitaplar yaşadığımız günlerde mutlaka okunması gereken kitaplar-ders alana.
Ama Attila İlhan'ın tek özelliği aşkı anlatabilmesi olsaydı bile erkekler tarafından da tutulması gerekmez miydi? Ne de olsa aşk iki kişilik bir olay değil mi-iki tarafı var; kadın ve erkek-ve bu tarafların ikisi de aşık olabiliyor-yanılıyor muyum?
Belki de yanılıyorum...