Ali ve Nino: Bir Aşkın Ötesi…
Ali ve Nino, öncelikle saf bir aşkın romanı olarak öne çıksa da ardında yaşandığı dönemin tarihsel, toplumsal örgüsünü ve psikolojisini de yansıtan detaycı bir roman. Romanın, Azerbaycan topraklarında geçmesi ayrıca bizim için önemli. Günümüzde yaşanan ve Ermenistan tarafından 1993 yılında işgal edilen Dağlık Karabağ’da halen süren Azerbaycan’ın haklı savaşının yıllar önceki ipuçlarını ve bölge haritasını önünüze koyduğunuzda hiçte yabancısı olmadığınız bir coğrafyayı, şehir adlarını bir kez daha göreceksiniz.1937 yılında yayınlanmış ve birçok dile çevrilmiş bir roman. 2016 yılında İngiliz yönetmen Asif Kapadia tarafından beyzaperdeye aktarılmış Ali ve Nino.
Romanın anlatım tekniği, üslubu ve akıcılığı, tarihsellik ve mekan tasvirleri, romandaki karakterler okuyucuyu olaylardan koparmadan sonuca kadar sürüklediğini söyleyebilirim. Kahramanımız Ali Han Şirvanşir Azerbaycan’ın köklü ve kahramanlar çıkaran ailelerinden birinin oğludur. Roman, kahramanımızın etrafında şekillenir. Yaşananlar, anılar, mekanlar, dini ve kültürel terminoloji O’nun ve zaman zamanda ikinci kişiler dilinden anlatılır. Romanın merkezindedir. İkinci önemli kişilik Ali Han Şirvanşir’in gönlünü kaptırdığı Gürcü güzel Nino Kipiani. Nino Kipiani ise bir Gürcü Prensin kızı.
Romanı okurken romandaki ana kahramanın yerini aldığınızı hissetmek farklı bir duygu. Ali ve Nino size bunu yaşatıyor. Bir diğer gerçeklik, coğrafyasından kaynaklanan farklı milletlerin ve bağlı oldukları dinlerin bir arada yaşaması ve Çarlık Rusyası’nın egemenliğinde olması. Farklı kültürlerin birbirlerini tanıması. Roman size bu ayrıntıları vererek geniş bir havuz oluşturuyor. Ali Han Asya’yı yani Doğu’yu, Nino Batı’yı yani Avrupa’yı temsil etmektedir. Ancak bu durum Ali Han’ın içsel sorgulamalar yapmasını engellemez. Babasının yaptığı öğütleri (sf.26) dinler, bu öğütlere uyacağına söz verir, artık büyümüştür.
“Bir banka oturdum. Güneş; karmakarışık, gri ve dört köşeli evlerin arasından parlıyordu. Arkamdaki ağacın gölgesi uzadıkça uzuyordu. Bir kadın mavi çizgili çarşafı ve ayaklarında takırdayan terlikleriyle geçip gitti. (…) Hayır, Nino’yu çarşafa sokmayacaktım! Yoksa ileride fikrim değişir miydi? Bilemiyordum. Birden karşımda, batan güneşin ışığında parlayan Nino’nun yüzü belirdi. Oh, o güzel Gürcü ismini taşıyan Nino Kipiani! Saygın ve bir Avrupalı gibi yaşayan ailesi! Bana ne oluyordu böyle?” (Sf.27)
Ali ile Nino’nun evliliğine giden süreçte yaşadıkları maceraları ve coğrafi bölgede ait oldukları ve ailelerin büyüklüğü nedeniyle çok sayıda şehrin gezildiğini ve kalındığını anlatan bölümler romana okuyucuyu bağladığını söyleyebilirim. Gürcistan Tiflis, İran Tahran, Karabağ’da Şuşa, Gence, Dağıstan Mahaçkale gibi.
Romanda 1905 yılından 1920 yılına kadar olan tarih diliminde birçok siyasi, tarihi ve yönetimsel değişim yaşandığını görebiliyoruz. İlk olarak Çarlık Rusya’sının işgali ve asimile politikaları; ardından Ekim devrimiyle Bolşevik işgali ve Osmanlı Kafkas İslam Ordusunun Bakü’ye girişiyle kısa süreliğine de olsa Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu. Mondoros Mütarekesi ile Osmanlı Ordusu’nun geri çekilmesi yerini İngiliz kuvvetlerine bırakışı. İngilizlerin çekilmesiyle Bolşevik güçleriyle Azerbaycan Ordusunun mücadelesi. Bolşeviklerin tekrar Azerbaycan’ı işgali.
“Ben artık yaşlı bir insanım, Ali Han,” dedi. “(…) Sen ise gençsin, cesursun! Azerbaycan’ın sana ihtiyacı var.” (sf.231)
Ali Han bu gelişmeler karşısında eşi Nino’yu ve kızını Tiflis’e gönderir. Ardından Bolşeviklerle olan savaşta Gence Köprüsü’nde şehit düşmesiyle roman sona erer.
Romanın son sayfalarında Almanca’dan Türkçe’ye çeviren Dr.Orhan Aras’ın Romanın yazarı Kurban Said ve romanın yazılış ve yayınlanış serüveni üzerine emek verilmiş bir değerlendirmesi yer almakta.
Özetle, bu romanı okumanızı ısrarla öneririm...