Denizin Çağırışı
Denizin Çağırışı

Kitapyurdu Fiyatı: 197,28TL

Ürüne Git
43Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Denizin Çağırışı
Ahmet Oktay, Şehir ve İmgelem adlı kitabında şöyle der: "Kemal Bilbaşar'ın dikkatten kaçmış romanı Denizin Çağrısı'nın kahramanının torunu sayılabilecek bir kişiliği, Yusuf Atılgan da Aylak Adam'da anlatmıştır." (s. 75) Denizin Çağırışı olacak, olur o kadar. Önemli olan Ahmet Oktay'ın böyle biricik bir romanı anmış olması. Allah rahmet eylesin kendisine. Ferit Edgü, Demir Özlü gibi zamanın kral bunaltıcıları bilinirken nasıl oldu da bu roman gözden kaçtı? Bilbaşar da bir toplumsal gerçekçi olarak sonraki roman ve öykülerinde bu doğrultudaki mevzular hakkında yazmışsa da ilk romanı olan Denizin Çağırışı, basıldığı yıl olan 1943'te pek ilgi çekecek bir muhteva barındırmıyordu herhalde. Memleket süper, köyler şahane, şehirlere köy ruhu aşılamalıyız edebiyatı söz konusuyken, tek parti iktidarının güdümünde bir şeyler yazılıp çizilirken normal bir durum. Bir on yıl sonra basılmalıymış, o zaman değeri bilinirmiş belki. Neyse, bu kitap bizdeki ilk varoluşçu hikâyeyi anlatmaktadır. Epigraftan giriyorum: "Çıktığın yolda, bugün yelken açıp yapayalnız / Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız / Yürü! hür maviliğin bittiği son hadde kadar / İnsan âlemde hayal ettiği nisbette yaşar." Kuyruğunu ısıran yılan. Had safha anlatının sonunu belirler, daha en baştan istikameti öğreniriz. Uyulacak bir çağrı vardır ve anlatıcı, yaşadıklarının nihayetinde gideceği yeri bilir. Denizin sonu yoktur, ihtimallerin de öyle, o zaman yaşamı olabildiğince genişletip sona erdirmek gerekir. Motivasyon kaynağı olarak intihar etmiş bir baba, anlatıcının yaşamını çoktan şekillendirmiş bir anne, beş yıllık öğretmenlikten sonra kaçılan bir kasaba ve denk gelen insanlar vardır. Anlatıcı için bir nevi Yes Man denebilir; Zeno'nun ihtimaller yoluyla gerçeği kurgulayıp ona göre eyleme geçmesiyle önemli bir benzerlik vardır. Önyargılar, adamımızın kendine biçilen rolleri sorgusuz sualsiz kabul etmesine yol açar, böylece sonsuz sayıda ihtimal arasından başkalarının seçtiklerinden bir hayat biçilmiş olur. Yaşamın seçimlerin/tercihlerin toplamından ibaret olduğunu kim söylemişti? Kesinlikle Bartleby değil. Adamımız Bartleby'nin zıt kutbundadır, yaşamına karşı sorumluluğu taban yapmıştır. Hafiflemeye yol açar bu; tercih yapıp yapmamaktan ziyade başkalarının kendi hayatı üzerindeki fikirleri yoluyla yaşar. Kendi uzamından uzaklaşmaya çalışır ama göreceği gibi bu da istediği şey değildir, çareyi çağrıya uymakta bulur: "Etrafımızı çeviren zaman ve mekânın boyutları içindeyiz. Burada her şey hesaplı, sınırlı. Mavi sonsuzluk, tüm engellerden kurtarır mı insanı?" (s. 169) Eh, insan hayal ettiği nisbette yaşarsa neden olmasın? Başa sarmak lazım: Adamımız kasabadan şehre geliyor. Beş yıllık öğretmenlik yaşamı iyi gelmemiş, İzmir'de başka bir yaşam arıyor. Kronolojik bir anlatı yok, geri dönüşler vasıtasıyla şimdiyi anlamaya çalışırız. Adamımız giderek babasına benzemektedir ve daha çok benzemek için elinden geleni yapar. Geceyi ve şiiri beğenmez mesela. "Karanlığa ve geceye bir şeyler borçlu olmayan şair pek az bulunduğundan, bütün şairleri dünyanın en sevimsiz yaratıkları sayardım." (s. 10) Annesini hatırlar, yoksulluğu hatırlar ve geçmişinden yakayı bir türlü kurtaramaz. Özlemin yanında yenilmişlik de hisseder, geçmişinden getirdiği ve kendisini yaratıp tekrar yok eden etkenlerdir bunlar. Gerçekleşmesi için çabalayıp başaramadığı diğer olaylar sıkı bir politik eleştiridir. Devlet adamlarının taş koyduğu eğitime yönelik değişimler, sosyal baskılar derken idealist memurların şevki kırılıyor. Bizimki de şevki kırılanlardan biri. Aşık olduğu kadınlar annesiyle geçirdiği zamanların sonucudur, annesinin kehanetini bir türlü gerçekleştiremez ve absürt ilişkileri hep sonuçsuz kalır. Sefil, mutsuz, diğer insanların gözlerinin önünden kaybolmayan bir vitrin mankeni. Tedaviyi bulur ama kendine uygulayamaz: "Eğer ben günün birinde Adalet Bakanı olursam, tüm canileri, katilleri toprakla eğitirdim." (s. 104) Köy edebiyatına zıplama tahtası adeta. Edebiyatımızın en ilginç güvenilmez anlatıcılarından biri bu adam. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Vahap Tuğba Çanak
Bilge
20.01.2026
Diğer okuduğum romanlarından farklı bir tarzdı ama yine de ilgiyle okudum.Genel olarak psikolojik romanları beğenmediğim halde kitabı zevkle okudum.Daha önce ki yorumlarım da söylediğim gibi kıymeti bilinmemiş efsanevi bir yazar Kemal Bilbaşar.
hernevikitap
15.04.2025
Çocukluğunda maddi manevi zorluklar yasayan karakter,çocukluğunda yaşadıklarının etkisindedir. Roman,bireyin iç dünyasını,iç dünyasına yaptığı yolculuğu toplumcu gerçekçi üslupla işler. Kasabada öğretmen olan roman karakterinin duyguları gayet açık ve etkili biçimde aktarılır. Doğu Batı çatışması az da olsa işlenir ve bunu bazen tuvalet, bazen toplum değerleri üzerinden verir.Yaşamak,yaşayabilmek  için bir şehre gelen adamın ağır hikayesi duru bir dille aktarılır. Roman,büyüdükçe babasına benzetilen  babasının kaderindeki sonu yaşayan bir genç adamın var oluş yolunda sancısının ve yabancılaştıkça tükenişinin hikayesidir.
ravzagl
Kaşif
08.01.2025
Kitabı yanlış zamanda mı okudum bilemiyorum ama beni kendine çekemedi bir türlü.
Özz Err
Bilge
16.10.2023
Yusuf Atılgan dilini seviyorsanız bu kitabı da çok beğeneceksiniz. Tavsiye ederim.
Başak Ankuttepesi
24.08.2023
İlk kendine yabancılaşma romanlarından. Tavsiye ederim.
Martin Eden ⚓️
Kitapkurdu
05.03.2023
Duyguyu aktarabilen akıcı bir kitap. Okuyun
Işıl Denis  Perçin
Duygu ve his karmaşasının aktarımı, geçmişin hayatın her noktasındaki anlatımı mükemmeldi.
ybhdr
30.03.2022
Enretesan bozuk kişilik özelliklerini harika betimlemiş. Aylak Adam’ın dedesi olabileceği yönündeki yoruma katılıyorum. Okudukça içine çeken, kısa bir kitap.
ookuyorumm
Kitapkurdu
14.09.2021
Türk edebiyatının baş yapıtlarından...
Koray Ergün
03.05.2021
Değeri anlaşılmamış bir baş yapıt Denizin Çağrısı. Tek partili sistemin yetersizliğinde cahilliğe, kabalığa, kültürel ve ahlaksal yozlaşmaya kapılıp sürüklenen bir kasaba halkı ve bu buraya tayin istemiş hastalıklı yapıya sahip bir köy öğretmeni. Sıkılıp bunaldığı, etrafını saran sistemin dişlerinden kurtulmak için yeni bir adrese gece başlayan bir yolculuk..
zehra
23.04.2021
ilk varoluşçu esermiş bilmeden okudum ama güzeldi
mustafa986
19.03.2021
Türk edebiyatının ilk varoluşçu eseri olan bu roman yazarın da ilk romanı oluşuyla hayli şaşırtıyor edebiyatımızda daha çok toplumcu-gerçekçi köy romanları olarak da nitelendirilebilecek romanlar kaleme alan Kemal Bilbaşar bu romanıyla insan psikolojisinin en derinlerine inerek ve çıkar ilişkilerini masaya yatırarak Albert Camus'ün yaptıklarının bir benzerini edebi sahamıza taşıyor
mrtslm10
Kitapkurdu
08.03.2021
Türk edebiyatının en önemli, özgün, kaliteli yapıtlarından biri.
Emre Karakuş
24.02.2021
Güzel bir kitap. Karakterin bunalımlarını,karmaşık hareketleri ve tutarsız hareketleriyle derin bir psikoloji.
Zeliha Paldımoğlu
01.12.2019
Türk edebiyatının en temiz dilli yazarlarından biri kitap akıcıydı
merved0826
Kitapkurdu
02.12.2018
tavsiye üzerine aldım ancak bana çok karamsar geldi , yarıda bıraktım belki de doğru zamanda okumadım.....
hümanist_62
27.09.2018
Köy enstitulu yazarlarımızdan Kemal Bilbasar'in bu romanı da okunmaya değer diğer kitaplarından biridir. Oldukça iyidir önerilir.
KY-344561
25.06.2018
Genel anlamda boğucu bir kitap,sürekli karakterin içindesiniz,bir süre sonra bu sıkıcı hale geliyor.Yine de yazıldığı döneme göre oldukça başarılı.
yarayankana
Kitapkurdu
03.04.2018
"Çıktığın yolda, bugün yelken açıp yapayalnız Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar İnsan alemde hayal ettiği nisbette yaşar."