Tarihte kişiler vardır ki adını sanını yaşarken duyurur. Bazıları da ölümünden sonra gündeme getirilir. Oysa Hüseyin Nazım Paşa yaşarken kimilerinin çıkarlarına, kimi grupların serkeşliklerine, hainliklerine fırsat vermemeye çalışırken hiçbir zaman dalkavukluğa da kapı aralamayan, minnet etmeyen bir şahsiyet olduğundan olsa gerek ne yaşarken ne de ölümünden sonra pek gündeme taşınmayan şahsiyetlerden biri olmuştur. Bu unutuluşluğa terk edilişte belki şuurlu bir Türklük hassasiyetine sahip olması da akla gelmektedir. Ama ne olursa olsun bunda biraz da “milli hassasiyete” sahip olan insanların dikkatsizliğinde de aramak gerektiğini düşünüyorum.
Hüseyin Nazım Paşa 1854 yılında İstanbul’da doğmuş. Osmanlı’nın son dönemlerinde 1889’larda Beyoğlu mutasarrıflığı yaparken 1890 yılında Zaptiye Nazırlığına getirilmiş, 1894 yılında da vezir rütbesi almış olan ender şahsiyetlerden biridir. Daha sonraki yıllarda da çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş olan Hüseyin Nazım Paşa daha çok Nazırlığı döneminde önce İstanbul ve daha sonra Anadolu topraklarında başlatılan Ermeni isyanlarını durdurmaya, engellemeye çalışmakla dikkati çeken bir paşadır. O’nun hatıralarının son cümlelerini ibret alınacak ve büyük bir ders çıkarılacak şekilde şöyle tamamladığını okuyoruz: “Ermeni meseleleri benden sonra da bitmedi. Komiteler daha sonra Yıldız’da Hamidiye Camii önünde Abdulhamid’i öldürmek için bomba attıkları gibi umumi harpte de Türk ordusunu arkadan vurmak üzere Ruslarla birleşmişlerdi. Bütün bunlara şahit oldum. Fakat ölmeden evvel Cumhuriyeti, bize hakiki istiklal ve hürriyeti öğreten ve tattıran Cumhuriyeti idrak ettiğim için mesut ve bahtiyar öleceğim.”
Nice tarih sayfalarında kalmış muzaffer kahramanlar gibi Hüseyin Nazım Paşa’nın da hayatını, asil ve adil mücadelelerini Türk gençliğinin öğrenmesinde ve onlardan dersler çıkarmasında büyük faydalar olacağını ümit ediyorum.