Aramızdaki En Kısa Mesafe
Aramızdaki En Kısa Mesafe

Kitapyurdu Fiyatı: 162,50TL

Ürüne Git
129Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Aramızdaki En Kısa Mesafe
24 öyküye bölünmüş bir uzaklıktan bahsederken Proust, Knausgaard gibi benzer meseleleri ele alan yazarların, hikâye anlatıcılarının dediğini yansıtıyor Bıçakçı; hiçbir şeyin göründüğü ve hatta yaşandığı gibi olmadığını, hatırlandığı gibi olduğunu söylüyor. Bir nehrin uykuya dalması, iskete öyküsündeki detaylar nasıl hatırlanabilir, nasıl gerçekleşebilir? Sayısız nehrin karıştığı dev bir ırmak düşünüyorum ve hafızanın ne olduğunu buluyorum. Benden bağımsız olarak gerçekleşenler içinde yer aldığım, sürüklendiğim bir sel değil. Tamamen kontrolüm altında, dizginlenmiş bir hayvan da değil. Mecazlarla tarif edilecek gibi hiç değil, öyleyse hatırladığım gibi. Bıçakçı'nın anlatıcısı, hatırladığının peşine düşüyor ve öykülerden birinde dendiği gibi, hafızanın koptuğu yerden bir başka bağlantıyla tekrar kendine ermesini olanca inceliğiyle dile getiriyor. Mevzuyu kitabın ortasına gelirken çözdüm, hazırlıksız okursanız işler biraz daha zorlaşıyor. Üç kardeş, felsefe profesörü bir baba ve anneden oluşan ailemizin akrabalarla, Ankara'yla ve siyasi karmaşayla çevrili dünyasında yaşananlar hepimizin az buçuk bildiği zamanlara kapı aralıyor. Anlatıcı ortanca kardeş, küçük kardeşinin doğumuyla hafızasının ilk gömüsünü buluyor ve anlatısına başlıyor. Küçük kardeşin hatırlanan ilk sesi, anlatıcının sahip olduğu isketenin ötüşünü andırıyor ve dünya naifleşiyor, incelikler kazanılıyor, hatırlandığı gibi. Baba ortada yok, teyze ve diğer akrabalar çocukların yetişkin dünyasının parçaları olarak beliriyor. İlk öykülerden birinde anne ve babanın ölüp ölmeyeceğini düşünen anlatıcı, sonlara doğru onların gerçekten ölebileceğini anlıyor ve yaşamının üst üste binip eklemlenen anlarını kolaylıkla hatırlayabileceği şekilde kodlamış oluyor. Sarmal bir yapı; aradan geçen yılların birbirinden uzaklaştırdığı anların ortaya çıkana kadar bilinmeyen çağrıştırıcıları, hatırlamanın ve dolayısıyla hatıraların ne işe yaradığını da ortaya koyuyor. Belki sekizinciye yazıyorum, Bilge Karasu'nun bir öyküsünün sonunda, "Hatıralar ne işe yarar?" gibi bir cümle vardı. Şu an çözdüm, unutmak istemeyeceğim bir an bu, hatıralar hikâyemizin kaynaklarını oluşturur ve hikâyeler anlatılmalıdır, anlatılmadığı müddetçe var oluşumuzu bütünleyemeyiz. Bence. Sanırım. Birlikte top oynadığımız çocukluk arkadaşımızın adını hatırlayabildiğimizde -yaşlandığımız zaman bu olay daha mühimdir- henüz hafızamızdan şüphe etmemiz gerekmemesinin sevinci bir yana, hikâyemizde bir gediğin oluşmamasının mutluluğu da yabana atılacak gibi değildir. Ortancanın inceliklerinden biraz bahsetmek isterim. Sakız satmak için dolanırken mahallenin bıçkın çocuklarından birine denk gelir. Eve gitmek ister, çocuk sakızları götürmesine gerek olmadığını, kutuyu eski bir arabanın altına koyup daha sonra geri alabileceğini söyler. Bizimki karşı çıkamaz, kutuyu bırakır, ağlaya ağlaya eve gider. Başka bir öyküde babasının verdiği metal parçalara kaynak yaptırmak için ustaya gider ama anlatmayı beceremez, beceremeyecektir. Birden çok zeka türü var ve bunların bazılarında çok, çok kötü olabiliriz. Ortanca kardeşimizin zaten anladığımız üzere sezgileri, duyarlığı oldukça gelişmiş ama mantıksal zeka biraz sıkıntılı veya babanın felsefe profesörü olmasından kelli -ehehe, bayılırım bu kelimeye- analitik zekasının uçmuş seviyeye ulaşmasından ötürü devrelerde bir karışıklık olur. Bu da bir öykü olur işte, ne olur ki başka? Öykünün sonunda baba elini çocuğun omzuna koyar, çocuk babasının tokat atacağını düşünüp irkilir, sonra durumun saçmalığını düşünüp utanır. Baba her şeyin farkındadır, o da utanır. Aralarındaki baba-oğul ilişkisi boyut değiştirir, onlar tam farkına varamamıştır belki ama bir şeyler yerinden oynamıştır. Bu oynamanın hikâyesi babanın ölümünün anlatıldığı öyküde anlatılır. Bir öyküdeki nesne, bir başka öykünün konusunu oluşturabilir, öyküler birbirini anlatabilecek niteliktedir. Ben bu kitabı Bıçakçı yazınının içinde ayrı bir yere koyuyorum. Yazarın bir meselesinin olduğunu, bu meselenin durmak bilmez bir dürtüye dönüştüğünü düşünüyorum, sonuç olarak da bu güzel hikâyeyi okuyabildik. Herkes okumalı diyorum. Anneanneli öyküyle bitirmek istiyorum, biraz özel bir şey olacak. Babamın hayatımızdan çıktığı, annemin henüz emekli olmayıp hastanede çalıştığı günlerde abimle bana anneannem baktı. Çok küçüktüm, belki dört yaşındayken anneannem bizi Bostancı'ya, gemilerin kalkışını izlemeye götürürdü. Zaman geçti, 28 yaşına geldim ve anneannemin elinden tutup tuvalete götürüyorum, geri getirip yerine oturtuyorum. 90 yaşında, yürüyemiyor, yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirmede oldukça zorlanıyor. Geçtiğimiz aylarda ambulansla hastaneye kaldırdık, yediği bir şey dokunmuş. Serum bağladılar. Annemle dönüşümlü olarak başında durduk. Gecenin dördünde hastane kalabalığı azaldı, sandalyelerde yatabildim. Beşe doğru kalktım, bahçeye çıktım. Hafif bir rüzgar, ağaçlar bir şey anlatıyor ama dinleyemeyecek kadar üzgünüm. O zaman bu kitabı okumuş olsaydım şu cümle mutlaka aklıma gelirdi: "Anneannem ve ben... Biz... Biz ölüme karşıyız." (s. 63)
Beybek Tasarim
Kitapkurdu
15.09.2025
Yazar Ceylan Taş'ın paylaşımı ile Barış Bıçakçı'nın kitaplarını peş peşe sepetime ekledim. Yoğun bir dönemden geçiyorum; ince olduğu için Aramızdaki En Kısa Mesafe'den başladım. Okuduğum ilk kitap olduğu için genelleyemem ama bence bu kitapta yazarın yormayan ama duyguyu ziyadesiyle hissettiren bir dili var. Öyküler arasında hangisine daha çok içerlediğime karar veremediğim anlar oldu Bir solukta okudum ve tahmin edileceği üzere beğendim. Şunu da belirtmeliyim; kitabın başlarında öyküler biraz havada kalmış gibi hissettim. Ortalara doğru başlıklar arasında ince bağlar olduğunu anladım ve o his geçince daha çok sevdim. Bana hitap eden yeni bir yazarla tanıştığıma memnun oldum şimdi yoluma diğer kitapları ile devam edeceğim.
Rümeysa IŞIK
Kaşif
18.09.2025
Daha önce bir kitabını daha okumuştum yazarın ama hatırlayamıyorum. Oyüzden bunu ilk okuduğum kitabı sayabiliriz. Sade, anlaşılır ve çok akıcı bir dili var. Bir olay örgüsünden ziyade anılardan bahseden bir öykümüz var. Beraberken yaşanan anlarımızın zaman geçtikçe nasıl silikleştiğinden ama aynı serüveni beraber yaşadığımız kardeşlerimiz arasında bizi bir arada tutan bağlara dönüştüğünden bahsediyor kitabımız. Ortak anlarda şahit olan, küçük dünyamızın en yakından eşlikçileri kardeşlerimizle büyüsek de araya mesafeler girse de ortak geçmişimizin bizi hep yakınlaştıran unsurlar olduğunu çok tatlı bir öyküyle kelimelere dökmüş Barış Bıçakçı. Diğer kitapları da listemde, mutlaka okuyacağım
resul68
Kitapkurdu
06.05.2026
Aile sıcaklığında, özellikle çocukluk hatıralarını aktaran bu eser, otobiyografik bir tat taşıyor. Okurken satır aralarında sonbaharın rüzgarını hissediyor, çocukluk döneminde Barış Bıçakçı’nın yaşadığı anılarına ortak oluyoruz: misket oynadığımız günler, pul biriktirme heyecanı, küçük bir sermayeyle pazarlarda ticareti öğrenme çabası, hortumla yıkanılan yaz günleri… Tüm bunlar bana çok sıcak ve samimi geldi. Okuduğum hikaye kitapları arasında, kelimelerin arasına sinmiş gözyaşını hissettiğimi de özellikle belirtmek isterim.
makedonyalı
Kitapkurdu
20.09.2025
İlk kez okuduğum yeni nesil başarılı yazarlardan biri.Akıcı bir dil ve duygusallaştıran anların kitabı.Kendinizden bir şeyler bulacaksınız.
Dilara KAYA
Bilge
21.03.2025
Bir oturuşta bitirdim, diğer Barış BIÇAKÇI kitaplarında olduğu gibi. Yormayan dili, akıp giden olayları.. "Kendisini değersiz hissetmiştir." "Hangimiz hissetmeyiz ki bu duyguyu!"
agnetuta
Kitapkurdu
02.06.2024
Hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil.. Her şey hatırlandığı gibi... diye şahane bir cümle barındıran duygu yoğunluğu yüksek bütünlüğü bir ustaca yazılmış ince ama etkisi uzun bir kitap.
ayça filcan
28.05.2024
Tek oturuşta bitirdiğim, sevdiğim bir kitap oldu. “Anneannem ve ben… Biz ölüme karşıyız.”
NAZIM HİKMET EKMEKÇİ
Kaşif
yeni nesil yazarlardan çok başarılı bulduğum bir yazar,bu eseride akıcı ve başarılı bir eser.
Mümtaz Tanpınar
Kitapkurdu
08.10.2022
barış bıçakçı okumak başka bir keyif.
KY-4089436
21.07.2022
Kurgusunu ve hikayelerini sevdim.
murat aytar
Bilge
04.01.2022
Barış Bıçakçı'nın çocukluk dönemi hikayelerinden oluşuyor. Benimde okuduğum ilk kitabı. 2003 yılında yazar 37 yaşındayken yayımlanmış. Bazı bölümleri etkileyiciydi. 2000'de yayımlanan ilk romanı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi'yi de sipariş verdim.
Kubraa96
Kitapkurdu
29.12.2021
Çok hızlı akan bir akşamda bitirilebilecek bir eser.
Gökayagmur
Kitapkurdu
18.12.2021
Bariş bicakçi ile ilk bu kitapla tanistim ve kalemine, anlatim tarzina, kisa kisa yazilmiş devam oykulerine hayran kaldim
Melis Karakoc
Kitapkurdu
17.12.2021
Dönüp dönüp okuduğum güzide eser.
İpek
Kitapkurdu
02.11.2021
Barış Bıçakçı'nın en sevdiğim kitabı kesinlikle okumalısınız.
tbzr
31.10.2021
Her zamanki gibi Barış Bıçakçı'nın bu eserini de severek okudum
minerva_
25.10.2021
Diğer kitaplarından biraz aşağıda kalsa da güzel öykülerden oluşuyor.
Selenophile.
19.01.2021
Öykü sevenler için gayet güzel. Bir büyümenin öyküsü belki de geriye bakmanın...
Ş.     ÇD
Kitapkurdu
28.11.2020
Kısa öykü sevenler için güzel