2Yorum
walden
Kitapkurdu
18.12.2025
Bu romandaki malzemeyi bir felaket tellalına (meselâ Haneke'ye) verseniz herhalde okuyucuda ciğer bırakmazdı. Ama Ginzburg öyle yapmıyor: anlattığı olaylara soğuk bakıyor ("sudan soğuk bakıyor"), karakterlerle arasına mesafe koyuyor. Bu bir dönem romanı. İkinci Dünya Savaşı İtalyasını anlatıyor. Bu tür romanlar için yazarlar genellikle çok çalışır, azımsanmayacak okumalar yapar, hatta tanıklıkları kovalar. Ginzburg'unki öyle değil: Hafızadan yazıyor. Savaşı yaşamış bir yazar. Kocasını da savaşta kaybetmiş. Bu, "yazar da her şeyi biliyor" eleştirilerine verilecek bir yanıt aynı zamanda: her şeyi biliyor, çünkü her şeyin olduğu yerdeydi, "oradaydı". Hiper-gerçekçi bir roman da diyebiliriz. Yazar iyimser değil. İkinci Dünya Savaşı romanlarındaki "iyilik" klişesi yok burada. Ülkenin durumu kötü, hayat kötü, insanlar kötülüğün içinde yaşıyorlar. "Niye iyilik, iyimserlik yok, niye duygu yok?" diyenler için de bir çünküsü var yazarın: gizi karakterlerin "kusur"larında gizli.
tlishe
Kaşif
18.11.2022
Komşu iki aile bireyleri üzerinden adım adım savaşın başlaması ve sürecini anlatan bir eser.