Ortadoğu’daki uygarlıkların tanınmasından hemen sonra, batı uygarlıklarının bilim adamları önemli konulardaki görüşlerini değiştirmeye başlamışlardır. Bu tarihlerde Ortadoğu’da hakim din inancı islamiyetin bu değişmelerdeki rolü yadsınamayacak kadar çoktur. Aslında, ”Ortadoğu egemenlik sistemleri geleneğinde askeri örgütlenme ve militer değerlerle bütünleşmiş bir gelenek vardır.”1 Bunu tarih boyunca Ortadoğu’da birçok Müslüman ülkelerde görmek mümkündür. Her ne kadar Batı’lı emperyalist ülkeler tarafından bu durum bağnazlıktır şeklinde yorumlansa da, kendi çıkarlarına zarar geldiği için böyle nitelendirme yolunu seçmektedirler. Bunu özgürlük savaşçıları olarak niteleyeceğimiz milliyetçilerin emperyalist ve mandacı yönetimlere karşı verdiği mücadeleden bahsederken daha somut şekilde anlayacağız. Özellikle Arap Milliyetçileri 18. yüzyılda Osmanlı yönetimi altındayken bunu anlamakta zorluk çekmiş olsalar da, Birinci Dünya Savaşından hemen sonra Emperyalist güçlerin ülkelerinde mandater rejim kurmayı hedeflemeleri karşısında direnmek için islamiyetin başlangıç ilkelerine dönülmesi gerekildiğini anlamışlardır. Çünkü, batı sömürgeciliği Müslüman Ortadoğu toplumlarındaki gelişmeleri kendi kültürlerini empoze ederek değiştirmeye çalışmışlardır. Tarih boyunca değişik zamanlarda düzenledikleri Haçlı Seferleri bunun en açık örneğidir. Haçlı Seferleri, “Müslümanların elinde bulunan kutsal yerlerin kurtulması amacıyla başlatılan bu seferler tamamen emperyalist içerik taşıyordu.” 2 Yani, sömürgeleştirme siyasetinin en büyük destekçisi olan Kiliseyi, Batılı Devletler en aktif biçimde kullanmışlardır.