Tema, betimlemeler, çizimler ve sembolik anlatım çok iyi, ancak konuyu işleme açısından ise...
Tema üzüntü olarak görünüyor ama okudukça bunun herhangi bir üzüntü olmadığını anlıyorsunuz. Bu aslında daha ziyade ölümle, sevilen birinin ölümüyle herkesin farklı farklı şekillerde baş ettiğine de işaret ediyor. Arka kapak yazısını okuyanlar zaten üzüntü kaynağından haberdardır. Ben her bir detayın okuma sürecini etkilediğini düşündüğüm için neredeyse gözü kapalı yapıyorum kitap seçimlerimi. O yüzden ben okumamıştım. Bu şekilde bakan biri üzüntü temasını ikinci sayfada, ölümden kaynaklı üzüntü olduğunu da ilk çeyreğinde çıkarabilir. Aslında tahmin etmek de o kadar zor değil. Çünkü filin babanın üzüntüsünü temsil ettiğini ve annenin ortalarda olmadığını görüyorsunuz. Burada ilginç olan şey babanın üzüntüsünü sembolize etmek için filin tercih edilmiş olması. İlk başta fili üzüntüyle eşleştirme konusu üzerine çok düşündüm. Filin büyüklüğü ve gri olması o melankolik havayı daha iyi yansıttığı için miydi? Yoksa İngilizcedeki “there is an elephant in the room” kullanımında olduğu gibi herkesin bildiği ama konuşmaktan çekindiği konuyu mu temsil ediyordu? Bundan emin değilim ama yazarın Avustralyalı olması dolayısıyla ihtimaller arasında gibi geldi. Böyle bakınca kitapta üzüntü temsilcisi hep fil olacak gibi bir beklenti oluştu sanki. Ancak daha sonra üzüntünün başka karakterler üzerinde farklı yansıtıldığını gördük. O halde zavallı filin karakterinin bunda bir parmağı yok. Üzüntünün insan üzerindeki etkisiyle alakalı bir durum söz konusu. Yani ağırlığı yüzünden tercih edilmiş. (Okuma keyfiniz için bazı detayları iki çizgi (- … -) arasına yerleştirdim. O kısımları atlayabilirsiniz.) -Öte yandan dedenin üzüntüsünün kaplumbağa olarak ortaya çıkması ama bunun öykünün başında değil de başka bir olayın tetiklemesiyle görünür olması ilginç. Bu da ölümle baş ederken insanların farklılıkları üzerine düşündürüyor. Halbuki ölen kişiyle daha fazla zaman geçiren ve hayatının farklı dönemlerine şahitlik etmiş biri olarak dedenin üzüntüsünün fil olarak resmedilmesi daha uygun görünürdü. Ancak dede, kızının acısını torununa olan sevgisiyle bastırmaya çalışmış. Torununu bir merhem gibi görüp ölümle baş etmede bir araç gibi kullanmış, mutluluğunu yine başka bir insanın varlığına bağlamış. Bu da kaplumbağanın kabuğunda olduğu gibi onun üzüntüsünün, yani saldırıya ve acıya daha açık olan yumuşak yanlarını korumasını sağlamış. Ancak torununun hayatının riske girmesiyle yeniden tetiklenen acısı dedeyi yine savunmasız bırakmış. Bu da insanların üzüntülerini nasıl ete kemiğe büründürüp verip onları evcilleştirip yanlarında her yere götürdüklerini anlatmanın başka bir yolu. Diğer yandan dikkat ederseniz annesini henüz bir yaşında kaybeden Olive’in köpeği ölümle ilgili üzüntüsünü temsil etmiyor. Çünkü annesini tanımadan, onunla bir bağ kuramadan kaybetmiş. Ortamdaki depresif havadan senelerce etkilenen ve bunu anlamlandırmakta zorlanan biri olarak bir çocuğun aslında babasına olan özlemini, onları yaşarken taşıdıkları bu ağır yüklere karşı kendini çaresiz ve savunmasız hissedişini temsil ediyor. Köpek zaten küçük ve uzun kuyruklu olarak tasvir ediliyor. Yani babasının üzüntüsüne göre daha küçük ama başka bir üzüntüyle bağlantılı. Elbette köpeğin de gerçek olmadığını dikkatli okurlar anlamıştır. Köpeğin, yani Freedie’nin, gri olması, yalnızca Olive’in üzgün olduğu sahnelerde ortaya çıkması ve olay akışlarında kimi kısımlarda köpeğin de eşlik ettiğine dair herhangi bir detaya yer verilmemesi, dolayısıyla sahne devamlılığının sağlanmamasından duyulan o rahatsızlık bunu zaten ele veriyor. Bu açıdan bakıldığında Olive’in annesiyle ilgili herhangi bir sahnede nasıl hissettiğini görmek için de bu köpeği referans olarak alabiliriz.-
Peki, tüm bu araçlar bir çocuğa üzüntü duyduğu bir konuda veya üzülen birine destek olma yolunda ona referans olabilir mi? Bu anlamda pek başarılı bulduğumu söyleyemem. Konu ve motifler harika ama karakterin içinde bulunduğu durumu anlayabileceğimiz bir derinlik verilmiyor. Durumu içselleştiremediğimiz için de karakterle bağ kurup bu yolculuğa onunla birlikte çıkmakta zorlanıyoruz. Üstelik yan olaylar ve detaylar ana konuyu beslemiyor. Okurun dikkatini başka yöne çekiyor. Zaten filin hayali olduğunu söyleyerek merak duygusunu da baştan alıp götürmüş. Bu detayın havada bırakılması bence çok daha iyi olurdu. İlla verilmek isteniyorsa belki dedeyle olan o konuşma sahnesinde veya son sahnede yapılabilirdi bu. Mistik bir detayı çıkardığınızda veya kitabın adı olacak kadar önemli bir karaktere dair gizemi daha ilk sayfalarda açıklığa kavuşturduğunuzda yeni bir şey sunmadıkça zaten okuru kaybediyorsunuz. Çünkü babasının üzüntüsünü giderebilecek mi sorusu devam etmeye yetecek kadar merak ettirmiyor fikrimce. Bu da kitabın bırakacağı etkiyi düşürüyor ve çocuğun karakteri model olarak alabilecek kadar kitapla bağ kurmasını engelliyor. Ayrıca bu kitabı okuyan çocukların yorumlarına baktığımda üzüntüyü temsil etmek için hayvanların tercih edilmesi bir kısmını üzmüş. Diğer yandan yazarın üzüntüyü aşılamayacak bir durum gibi gösterecek başka bir temsilci seçmek istemediğini düşünüyorum. Aksine üzüntülerin de bu dünyadan olduğunu ve ancak onları tanıyarak anlamlandırabileceğimizi, bu üzüntülerin sevimli birer hayvan kadar da zararsız olduğunu göstermiş olabilir. Yazar sadece fillerin duygusal güzel hayvanlar olmasından ve yas sembolü olarak resmedilmesinin kolaylığından bahsetmiş bir yerde. Yine de bu kitabı okuyan bir çocuğun fillere karşı bakış açısı değişir mi diye düşünmeden edemiyorum. Sembolleri okuma konusunda ne kadar başarılı olduğuna göre değişebilir bu. Ayrıca yazar, depresyonu ağır işleyerek çocuk okur üzerinde sarsıcı etki bırakmak istememiş de olabilir. Kitabı halihazırda böyle bir üzüntü veya sıkıntıyla baş eden bir çocuk için bunu kaygı bozukluğuna ve ağır depresyona sürükleyecek bir araca çevirmek de doğru olmaz elbette.
Bu kadar güçlü anlatımların zayıf veya karmaşık kurgu içinde kaybolma tehlikesi yaşama ihtimali üzücü. Biraz daha derinliğe ihtiyacı var kitabın. Hikâye çok yüzeyde kalıyor. Okulun 100 yaşına basması, okulun doğum gününü kutlama ve kutlama için seçilen tema hikayeden bağımsız düşünüldüğünde muhteşem bir detay. Çocuğa kesinlikle bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Üstelik kendinden önceki tarihi öğrenme ve cisimlerin de ruhu olduğunu düşünüp ona saygı ve ihtimamla yaklaşma konusunda da farkındalık aşılıyor. Ancak bu iki dominant konunun aynı düzlemde ele alınması, ağırlık merkezinin kaymasına neden olmuş. Çünkü Olive’in bisikletle bağını bize güçlü şekilde vermedi. Onu alt bir hikâyeyle beslemedi. – Bisikletin daha önce annesine ait olmasının bir önemi yok aslında Olive için. – O babasının araç tamir edecek enerjisi varken ona ait bir bisiklete zaman ayırmamasına takılıyor. Bunu babasının ona verdiği değeri ölçmek için bir araç olarak seçmiş, öyle anlamlandırmış olabilir. Nedeni güçlü bir şekilde vermek çok önemli. O yüzden baştan beri bisikleti tamir edememesine çok takılamadım. Depresyonda olan birinin, özellikle de yokluğuyla depresyona sebep olan kişiyi anımsatacak bir nesneyle ilgilenmek istememesi, onu göremeyeceği bir alana kaldırması çok mantıklı geliyor. Hatta okurken bisikletin ne zamandır tamirde olduğu, Olive’in bu bisikleti ne kadar zaman sürdüğü, bu bisikletle tanıştığı an, ilk sürüşü, neden bozulduğu gibi pek çok detayın olmadığını fark ettim. Bu detayların varlığı çocuğa ölüm melankolisini hissettirmeden karakterle bağ kurmasını çok kolay ve insani bir yolla vermiş olacaktı. Çünkü bisiklet konusu, başlı başına her şeyden bağımsız olarak çocukların bağ kurabileceği bir nesne zaten. Üstelik uzun zamandır seninle olan birinin, bir şeyin yokluğunu çocuk gözüyle anlatmak için de harika bir metafor. Bisiklet konusunun layıkıyla işlenmesi bu kitabı mükemmel kılmaya yetecekti.
Olayların çözümlenişiyle ilgili söyleyeceğim pek bir şey yok. Bu bir çocuk kitabı olduğu için üzüntülerimizin çevremizdekilerin desteğiyle azalabileceğini, sadece neşelendirmek için zaman ayırmamız ve çaba sarf etmemiz gerektiğini göstermek adına bunu çabucak çözümlemesi doğal. Gerçek hayatta bu o kadar kolay değil elbette. Bir yarayı sarmak bir olaydan ziyade birbirini takip eden olaylar zinciriyle bağlantılı olabilir. Bana kalırsa çocuğun da o gri karakterlerin hemen bir gülümsemeyle kaybolmayabileceğini, bunun istikrarlı bir çabayla mümkün kılınabileceğini bilmesi daha iyi olur. Kitaba daha iyi bir son yazmamı isteselerdi muhtemelen baştan beri kafamın içinde çıkmak için isyan eden çözümü söylerdim. Bisikletin tamiri için babasını beklemesi canımı çok sıktı. Çocuğun bisikleti tamir etmek için babasına yardım teklif etmesi veya onu tamir edebileceği başka bir çözüm bulmaya çalışması kitaba mükemmel bir dinamizm katardı ve bu bisiklete dair çözülmemiş bu soruna drama katacağı için karaktere ve kitaba daha sıkı sarılabilirdik. Çocuğun sorununu içselleştirebilir, bu çabasından ötürü ona saygı duyup mutlu sonu için tezahüratlar edebilirdik. Ayrıca babasını ve dedesini mutlu etmeye çalışan karakterine bu çok daha uygun bir davranış olurdu fikrimce. Sonunda bisikleti beraber tamir etmeleri, baştan beri nerede ve neden tuttuğunu açıklaması da mükemmel olurdu. Burada çocuğun mutluluğu yine dışa bağımlı hale geldi. Kitabı kapatınca söylediğim ilk şey “O köpek yakın zamanda yeniden görünür.” oldu zaten. Bisiklet konusu esaslı bir şekilde işlenseydi elbette çözüm daha vurucu olurdu ama bu haliyle olayın tatlıya bağlanması nereden bakarsanız bakın iyi sanırım.
Sadece çocuk kitabı demek, yetişkinlere haksızlık olur. Hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu kitap hayatımızın kaçınılmaz bir parçası olan ve insanlığın doğası gereği sıklıkla deneyimlediği üzüntü teması üzerinde yoğunlaşıyor. Hikaye sevginin iyileştirici gücünün farkına varan ve küçük yaşta annesini kaybetmiş Olive isimli bir kız çocuğunun gözünden anlatılıyor. Olive bu farkındalığa odaklanmadan ve henüz onu belki de spontane yaşarken, babasının üzüntüsü hayatının merkezine kuruluyor. Okuyucu bu üzüntünün sebebinin eşinin kaybı olduğunu bilmesine rağmen kaybın üzerinden geçen süre veya üzüntüyü hala bu denli diri tutan sebepleri detaylı olarak göremiyor.
Çocuğun yas sürecini anlamlandırmasını sembolik anlatım ve metafor ile destekleyen yazar böylelikle konuyu çocuklar için biraz daha yumuşak biçimde ele almış. Yas ve üzüntü gibi oldukça gerçekçi olgulardan çocukların tamamen soyutlanmaması gerektiğine inandığım için, konu en baştan benim için ilgi çekiciydi. Kitabı elime aldığımda isminin neden fil olduğu ve üzüntü ile nasıl eşleştirildiği üzerine düşündüm. Aklıma ilk gelen filin ile üzüntünün ağırlığının benzetilmiş olabileceğiydi ama asıl nedeninin bu olup olmadığını merak ediyordum. Fakat yazarın filin hayali bir varlık olduğunu daha ilk sayfalarda deşifre etmesi açıkçası benim heyecanımı biraz köreltti. Bu bilginin son sayfaya kadar hissettirilmemiş olmasını dilerdim ve doğrudan verilmesi yerine üzerine düşünmeyi teşvik eden birkaç küçük ipucu ile okurun yorumuna bırakılması, hem merak duygusunu daha diri tutabilirdi hem de hayal gücüne göre renkli yorumlar çıkmasını destekleyebilirdi. Ta ki son sayfalara gelindiğinde açıklığa kavuşmalı, okuyucunun o ana kadar bu merakını korumalıydı. Tıpkı Freddie gibi.
Yazarın üzüntüyü temsilen hayvanları kullanmasının amacı üzüntüyü daha az korkulu ve biraz daha sevimli kılmak olduğu kuvvetli ihtimaller arasında. Fakat çocuğun üzüntü ile hayvanları eşleştirmesi, filin artık Olive için üzüntüyü ve büyük bir yükü temsil etmesi belki de üzerine çok düşünülmeyen, masum görülen fakat içinde farklı yaratıcılık tohumları barındıran tüm çocuklar için çeşitli anlamlar doğurabileceği gibi bu anlamlar yanlış varsayımlara da dayanabilir. Bunu istatiksel verilere dayandırmak için bu kitabı okuyan çocuklardan konu hakkında veri alınması daha sağlıklı bir sonuç ortaya koyacaktır.
Hikayede gri hayvanlar insanların mutsuz olmasına sebep olan varlıklar olarak değil üzüntünün sonucu olarak gösterilmiş. Buna göre gri bir hayvanın var ise bir üzüntün de var demektir. Bundan ziyade gri hayvanlar, insanlar üzüntülerini yaşarken onları taşımalarına yardım eden birer eşlikçi olsaydı ve üzüntü azaldığında veya tamamen bittiğinde hayvanın insandan uzaklaşması yerine artık gri değil de renkli bir hale dönüşseydi, büyük olasılıkla bu, hayvanlarla çocukların bağını daha da kuvvetlendiren bir yaklaşım olacaktı.
Gri filin babasının üzüntüsünü temsil ettiği açıklandıktan sonra, gördüğüm şey aslında Olive’in de babasının filine ortak olup onu taşıdığıydı. Onun üzüntüsü için yeni bir hayvan çıkmadan önce Olive’in zaten ruhunda taşıdığı gri bir hayvanı vardı. Şimdi düşünüyorum da, çocukların gri rengine de bir önyargıları olmasın!? :)
Sevdiklerinin üzüntülerinden kurtulmaları için gri hayvanları defetmeye çalışan Olive, çareyi onları ( baba ve dede) mutlu etmekte aradı. Sevginin ve mutluluğun örneklerine çoğu kez rastladığı dedesi bu konuda ilham kaynağıydı. Mutluluğu bulma operasyonu olarak adlandırdığım bu süreci Olive, babası ve dedesi olmak üzere üç taraftan ele alalım. Babası eşinin kaybından dolayı üzüntü ve hatta depresyon halinde. Kayıp hakkında pek bilgi verilmediği için süreç biraz muallakta. Şuan okuduğum ‘’İyi Hissetmek’’ isimli kitabın yazarı Dr. David Burns’a göre üzüntü, kayıp veya hayal kırıklığı içeren olumsuz bir olayı çarpıtmadan tarif eden gerçekçi algılar tarafından yaratılan, normal bir duygudur. Depresyon ise her zaman bir şekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir hastalıktır (Burns, 2022). Biri belli bir zaman sınırını içerirken diğeri sürekli tekrar etme eğilimi gösterir. Olive’in ve babasının kaybının çokta yeni olmadığını, Olive’in o dünyaya geldikten bir süre sonra annesinin gitmiş olduğunu söylemesinden anlayabiliyoruz. Yas süresinin oldukça uzun olmasından dolayı, babanın üzüntüden ziyade depresyonun pençesinde olduğu söylenebilir. Okuyucu olarak bende ister istemez babanın üzüntüsünü sorumlulukları ve yaşama amacı ile harmanlayıp, bunda başarılı olamasa bile o şekilde hareket etmek konusunda çaba göstermesi yönünde bir arzu hissi ortaya çıktı. Elbette herkesin yas süreci biricik ve ona alışmakta ihtiyaç duyulan zaman da öyle. Bu sebeple kesin etiketleme yapmak doğru olmayacaktır. Çünkü kitapta babanın detaylı duygu betimlemeleri olmadığı için bazı bilgiler kara bir delik. Fakat çocuk bunu fark edip müdahale etmeye kalkana kadar babanın kendisi de dahil çevresindeki kimsenin yardımı olmamış mı diye düşünmeden edemiyorum çünkü Olive’in babasını kazanmaya çalışma çabasından kaynaklı sırtındaki yükün ağırlığı altında zaman zaman ezildim. Hikayenin sonlarına doğru, Olive’in birkaç denemeden sonra ancak başarabildiği ve babası ile dedesini mutlu edebildiğini gördüğümde, babasının bu duygu değişiminin sağlıklı olup olmadığı konusunda şüphe ettim. Çünkü çok uzun süredir acısını anlamlandırıp, üzüntüsüyle barışıp hayatın akışına dönememiş bu adamın içinde neyin değiştiği açıklanmadığı için duygu durumunun gerçekten iyiye döndüğüne inanmakta zorlandım. Belki çocuklar bunu detaylı olarak düşünmeyecek. Bu noktada kendi anlayışımı ve bakış açımı çocuğun bakış açısına indirmekte zorlanıyorum çünkü ben bu durumun çokta sağlıklı ve uzun soluklu olmadığını düşünürken, çocuk için kitapta bu durum oldukça basit görünebilecek ve gerçek hayatta ne yazık ki bu çoğunlukla böyle değil.
''Çocuklar da yetişkinlerin zor zamanlarında onlara destek olabilir'' mesajı çok güzel. Fakat bir konuyu çocuk boyutuna indirirken elbette sivri köşelerin yumuşatılması gerektiği gibi, olayların çokta gerçekçilikten kopartılmadan ve aşırı süslenerek yapaylaştırılmadan sunulmasının önemine çok inanıyorum. Çocuk bir kitap veya oyun yoluyla gerçek hayattaki bir olguyu deneyimleme fırsatı bulacaksa, bu konu onu fazlasıyla tetikleyip üzmesin ama aynı zamanda kandırmasın da isterim. O sebeple bu durum, babanın çok net aktarılmayan yas sürecinin uzun olduğunu ve aslında küçük bir jestten daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Fakat daha yüzeysel gideceksek elbette çocukları bu gibi durumlarda bilinçli, durumu tanımlayabilen, onları anlamlandırabilen ve devamında ellerinden gelen desteği sağlayabilen bireyler olarak hazırlamak açısından kitabı çok sevdim. Belki kendisinin de deneyimlediği fakat anlamlandıramadığı için aktaramadığı bir duyguyu başka birinin yaşadığını görmesi, o çocuk için bazı şeyleri daha konuşulabilir hale getirecektir.
Olive her ne kadar babası tarafından derecesini bilemediğim şekilde ihmal edilmiş olsa da dedesi onun şansı olmuş. Oysa baktığımız zaman kendi kızını kaybetmiş olduğu için yas o dedenin de yası. Buradan o daha çok acı çekmeli ve derbeder olmalı gibi bir sonuç çıkarmıyorum çünkü önceden de söylediğim gibi herkesin yas süreci ve ona bağışıklığı farklıdır.
Devamında dedenin küçük ama anlamlı izler bırakan mutluluklarla beslediği, hayatın griye dönmüş yerlerini renklendirmek için yaratıcı çözümler sunan torunu Olive’in dedesinin de bir gün gri bir hayvana sahip olduğunu görmesi ve bunun üzerine okulunun 100. yaşına özel ‘’eski şeyler’’ konseptli partisinde, dedesini ve şarkılarını seçmesi beni en etkileyen kısımdı. Bu partinin olduğu bölüm, hikayenin sonuna uygun bir anlam ile sonlandığı için hikayenin tamamında bir bütünlük sağlamıştı.
Kitapta altını çizdiğim yerlerden biri ‘’Herkesin her şeyini tamir etmekte üstüne yok, benimkiler hariç.’’ diyen Olive, araba tamircisi olan babası hakkında güçlü bir gözlem yapmış. Aslında üzüntünün hayatta çok olağan olduğu, gelip ve bir daha hiç dönmemek üzere giden bir şey olmadığı, bundan ziyade bizi besleyen ve korkulacak bir şey olmadığını çocuklara uygun seviyelerde sunarken ve onların bilinçli bireylere dönüşmelerine tanıklık ederken, aslında onların artık bu bilinç seviyesi ile gözlem yapıp olayları anlamlandırabileceğinin de farkında olmalıyız. Üzüntülüysek ya bunun kabullenilmesi için bir zamana ya da onunla hareket etmek için bir sorumluluğa sahip olduğumuzu, onun bizi yönetmesinden ziyade (istisnalar ve patolojik vakalar hariç), bizim onu yönlendirecek özerkliğe sahip olmamız, bizden sonra yanımızdaki küçük bireylere de güç verecektir. Böylelikle ebeveynler bu duygu durumundayken çocuklar onları gözlemlediğinde nelere öncelik verebildiklerinin ama buna rağmen aynı doğrultuda neleri erteleyebildiklerinin veya yapamayacaklarını söylediklerinin tezatlığını fark edecek yetiye sahip olacaklardır. Genel anlamda baktığımızda yetişkinler sahip oldukları üzüntülerin ağırlığından çocukları korumalarının yanı sıra, duygularını saklamak için köşe bucak kaçmak zorunda kalmayacaklardır.
Olive’in arkadaşı Arthur’un ‘’Baban bisikletini hiç tamir etmeyecek; sen babanı tamir etmedikçe.’’ sözü dokunaklı olsa da ve ‘’iyileşmeye katkı’’ kısmında çocuğa harekete geçme motivasyonunu aşılasa da çocuğun mutluluğunun dışa bağımlı olduğu mesajının verilmesinden ve omuzlarına yük bindirme tehlikesinden kaçınılmalıdır. Bunun yanı sıra ‘’Yardım etmekten mutluluk duyarım, fakat başkasının düşünce ve inançlarından kaynaklanan duygu durumunun sorumluluğu bana ait değildir. Ben kendimden sorumluyum.’’ mesajı vurgulanarak çocukların sorumluluk ve zorunluluk arasında denge kurmaları desteklenebilir.
Bende şunu söyleyebilirim ki; mutluluklar beni günbegün iyileştirebilir ama her zaman üzüntüyü tamamen ve bir daha karşılaşmamak üzere silip atacağına dair garanti vermez. ''Her Güne Bir Kafka’’ isimli kitapta da söylendiği gibi ‘’Çok fazla uzamadığı ve kendimize acımaya varmadığı sürece üzüntü hoş geldi sefa geldi.’’ Çocuklar da bunu bilmeli!
Olive’nin babası işe giderken ve eve dönerken yanında hep bir fil vardır. Ancak bu fili yalnızca Olive görebilmektedir. Fil, gri renkte, ağır ve kocamandır; özellikle babası üzgün olduğunda adeta bir gölge gibi belirir ve üzüntüyle birlikte gittikçe büyür. Olive, annesinin ölümünden beri babasının bu derin üzüntüsünün farkındadır. Babası gülümsemeyi unutmuş, kalbi adeta bu görünmez filin yüküyle ağırlaşmıştır.
Mutluluğun kolay elde edilemeyeceğinin ancak küçük şeylerin büyük değişimlere yol açabileceğinin anlatıldığı; kimi zaman bir kağıt uçak, kimi zaman bir şarkı, kimi zaman eski bir eşya, kimi zaman küçük bir notun kalbe iyi gelip ağır yüklerin hafiflemesine yardımcı olduğunun kanıtı olan bu hikaye; küçük bir çocuğun, babasının depresyonuna naif bir bilgelikle meydan okuyuşunu anlatıyor…
Depresyon, aile olma, arkadaşlık ve hatıralar üzerine dokunaklı, sıcacık bir hikaye.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan hayatı boyunda silip attım dediği bir çok şeyi kendine yük olarak hep bir kuytu köşede sakladığını bazen bir fil bazen de başka bir varlık ile anlatmış. Kitabın kahramanı küçük çocuğun gözüne görünen bu hayvanları-yaşanmamışlıkları yaşanmışlıkları- keşke tüm insanlar görebilse ve yükü üzerinden atabilse. bu kitabı 5. sınıf seviyesinden itibaren herkes okumalı özellikle yetişkinler.