Osman
Osman

Kitapyurdu Fiyatı: 363,19TL

Ürüne Git
230Yorum
Osman Bir Yitik Oğlan
Bizim kuşak için Osman, Barış Manço'nun "bir deli oğlan" diye nitelediği, "ay parçası Şerife'ye" aşık masumiyet timsali köy çocuğuydu. Ayfer Tunç'un Osman'ı ise kodları eksik yazılmış burjuvazimizin yitik oğlanı. Cumhuriyetle birlikte gelen aydın/elit seçkinci kuşağın çocuklarında adeta bir üretim hatası gibi vücut bulan amaçsızlık, Oblomovluk, oturmamışlık ve kaçınılmaz yitip gitme, kalabalıklar arasında yalnızlık Osman'ın içine doğduğu kitlenin kaderi. Osman da bu kaderi dibine kadar kendine yaşatanlardan. Burjuvanın üyelerinin temel ahlaki değerlerinde sınıf atlama içgüdüsü bir habis ur gibi yiyip bitirirken insanı, '80'lerde ilk gençliğini yaşayan kuşakta bu ura bir de "yırtma", "köşeyi dönme" kanseri eklenmişti. Osman da bu kansere doğuştan yakalananlardan. Kendi günlüklerinde kendine bile yalan söyleyebilen bir adam Osman. İnsan kendine yalan söyleyemez denilir ama insan en çok kendine yalan söyler. Bir roman kahramanı (daha doğrusu anti-kahramanı) olarak Osman da bir yalanı çoğaltabilen ve kendi yalan dünyasını yaşayan burjuva çocuğu. Osman'ın belki de en doğru yaşamı Yeşil Peri Gecesi'nin bittiği yerden sonra sürdürdüğü yaşamı. Bir enstrüman çalabildiği için kendini müzisyen zanneden, ama sanatçı olmak için gereken oturmuş ruh ve karaktere sahip olamayan nicelerinden biri olarak, belki de yaşadığı tek gerçek an gece kulübünde piyanoyla farkında olmadan sunduğu resital. Tıpkı Şebnem gibi yaşamını başkalarının kötülüğüne dair bahanelere odaklayan, içe dönemeyen, kendi olmamışlığından nefret eden ancak olmamışlığını itiraf edemeyen bir karakter Osman. Ayfer Tunç'un üçlemesinde belki sadece Selda karakteri hariç tüm karakterler böyle. Cumhuriyetin, 12 Eylül'ün biçimlendirdiği, piyasa ekonomisinin yonttuğu üçüncü kuşağında bulunması gereken ne varsa Osmangillerde hepsi mevcut. Osman, serinin en kolay okunan ve yine özdeşleşmeye izin vermeyen bölümü. Kurgu diğer iki romanda olduğu gibi Ayfer Tunç'un titizlikle ördüğü bir zaman çizgisi üzerinden ilerliyor. Ölmüş gitmiş bir adamın -ama sıradan bir adamın- hayatını kitaplaştırma gayretinde olan bir hayali yazarın, o sıradanlıkta ne aradığını anlamaya çalışıyorsunuz. Şebnem skandalının perde arkasıyla gölgelense de bir kuşağın doymazlığının ama neye aç olduğunu bilememesinin ibretlik vesikasını anlamaya. Belki de şükrediyorsunuz Osmanlardan biri olmadığınıza. Ayfer Tunç okura bir "ötekini deneyimleme" hologramı sunuyor. Bu seri burada bitmeli. Bir dördüncü romanda tekrara düşme riski çok büyük. Haliyle Osman, tam da bitmesi gereken yerde biten bir olmamışlık serüveni.
Buğra Uzuner 17 Ocak 2023
Kurgusu ve dili güzel bir roman sürükleyici tavsiye ederim.
Üçlemeye Osman'dan başlamak iyi bir fikirmiş...
Ayfer Tunç macerama Osman ile başlamış oldum. İyi ki de öyle yapmışım gibi hissediyorum; çünkü, yazarı tanıdığıma sevindirecek kadar güçlüydü. Zaten Ayfer Tunç da bir röportajında öyle söylüyor. Diğerlerini okumadan da gayet keyif alınabilecek, anlaşılabilecek bir kitap. Daha ilk sayfalardan beni kendine çekti. En son Nermin Bezmen okurken böyle hissetmiştim. İçine bu kadar girebildiğim, karakterleri böylesine gerçekçi bir kitaba sarılmayı özlemişim. Her bir karakteri başka bir sesle zihnimde canlandırabildiğim için inanılmaz keyif aldım. Her birini içselleştirebildim. Kendime en yakın olarak da nedense Gazi’yi gördüm. Kitabın son bölümü benim en çok etkilendiğim kısımlardan biriydi. Spoiler vermeden bunu anlatmak zor ama şu an baktığım yerden Osman’ı anlayabildiğimi düşündüm. Elbette, üçlemenin sonundan başlamış olmanın neden olduğu bazı cevapsız sorular oldu ama bunlar üzerine derinlemesine araştırma yapıp düşünmeden evvel diğer kitapları okumayı planlıyorum. Hem başka pencerelerden bakabileceğim karakterlere hem de denklemin eksik kısımlarını tamamlamış olacağım bu şekilde. Hem röportaj hem de günlük türlerinin başarılı bir örneği Osman. Osman’ın zihninin içinde dolaşıyor gibi hissediyorsunuz. Zaten tercih ettiği gibi o akışı sekteye uğratmıyor. Bu anlamda editörlük çalışmanın başarılı olduğunu da söylemek lazım sanırım; çünkü, bu özgün dil korunmasa bu kadar keyifli olur muydu bilemiyorum. Röportaj kısımlarında da kişilerin sıralanması merakı perçinleyecek şekilde oldu. Zaten bir yapboz tamamlar gibi okuyorsunuz ve yazarın araya sıkıştırdığı minik bir detay ya öncesinde ya da sonrasında çok önemli boşlukları dolduruyor. Ben en çok merak ettiğim sorunun cevabını henüz alamadım ama sonunda Osman için bir devam gelir gibi hissettim. Nedenini paylaşmayacağım ama o kadar zengin bir hikâye ki daha ömrü var bence bu serinin. İnsan okudukça çok kez dönüp bakıyor kendi hayatına. Çok sorgulatıyor. Kendine ne kadar dürüst olduğunu ve bir anlamda çevrenin seni anladığı kadar var olduğunu görüyorsun. Zaten arka planda toplumsal pek çok olay da akmaya devam ediyor. Tarihi böyle bakmak hoşuma gidiyor. Olaylarında içinde görmek, kazanılan ve kaybedilen şeylere fark karakterlerin gözüyle bakmak çok akılda kalıcı oluyor. Şehirlerin şu anki sokaklarında yürüdüm ben sadece, yaşım kadarki değişimine şahit oldum ama kitaplar bana şehirlere karış karış tarihsel bir gezinti sunuyor. Bu anlamda asla tecrübe etme ihtimalimin olmadığı bir hayata yakından bakmamı sağladı Osman. Kitabın özellikle kariyer seçimi yapmakta zorlanan ve aslında neyde daha iyi hissedeceğine karar veremeyen, pek çok şey olduğunu düşünen ama aslında pek de bir şey olamayan, dönem dönem çeşitli krizleri, hayal kırıklıklarını tecrübe eden nicesine hitap edeceğini düşünüyorum. Osman’ın geldiği noktada ne kadar etkili olduğu, bu anlamda suçlunun kim veya kimler olduğunu tekrar tekrar sorarken size, aslında kendi hayatınız için bu soruyu sorduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir uyanış, başka bir pencere arıyorsanız bu kitaptaki pek çok karakter size yardımcı olabilir. Ufak bir not. Zamanda lineer bir ilerleme yok. Dolayısıyla, hem bilinç akışı tekniğinin gerektirdiği hem de röportajların neden olduğu sıçramalarla karşılaşacaksınız. Bu tarz kitaplar okumakta zorlanıyorsanız içselleştirerek okumanızı tavsiye edebilirim. Ancak, ben hep soluksuz ilerleme yöntemini kullanıyorum. Bu daha doğal bir okuma deneyimi sunuyor bana. Zaten yazı tekniği zihnin bir temsili. Doğal akışına bıraktığınızda zihniniz uyum sağlar. Bir süre sonra, yani kitapta ilerledikçe anlamadığınızı düşündüğünüz kısımları anladığınızı fark edeceksiniz. İlerledikçe destekleyen bilgilerle güçlenip daha sağlam bir yer kazanacak zira. Bu arada bir iş için dışarı çıktığımda, bir yerde oturup bir şeyler içerken okudum bir kısmını. Yanıma biri gelip öyle içten bir şekilde Ayfer Tunç okuduğundan bahsetti ki unuttuğum bir duyguyu uyandırdı. İyi yazar, iyi kitap üzerine konuşmak ve üstelik iki yabancıya konuşturacak bir kitabı okumuş olmak çok iyi geldi. O Osman’ı okuyacak, ben de Aziz Bey Hadisesi’ni… Gün gelir de karşılaşırsak bir yerlerde Ayfer Tunç yine sebep olacak. :) Eğer biri üzerine konuşmaktan keyif alacağınız bir kitabı okuyor veya bahsediyorsa sohbet etmekten çekinmeyin. Böyle böyle zenginleşeceğiz çünkü.
Ayfer Tunç'un ne kadar önemli bir yazar olduğu konuşulursa, yüzyıllardan 21.sinin tarihinde, üçlemesi, kuşkusuz, dönemi en iyi anlatan metinlerden biri olarak değerlendirilecek. Bir göz eksik kalmış mı, diyenler olacak. Ancak aynı öyküyü dördüncü kez okumaya kimsenin takati yetmeyecek. Bugünün kültürel dekadansını anlatmaya bu üçlemeden başlayan Tunç'un üçlemesi lütfen bir dönem sagası olarak romantize edilmesin, apaçık bir toplumsal eleştiridir. Kimse bu metnin siyasi olmadığını düşünmesin, kenardan ve gövdeden hem eleştiri hem de cesur bir özeleştiridir... Bir de Kitapyurdu'na rica edelim, bu kitaba Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü değil, Huzur'u eklesinler ki biz Osman'la Mümtaz arasındaki huzursuz akrabalığı görelim, belki Şebnem'le Nuran arasında da vardır. Ben bu üçlemeye "Yalnızlar Üçlemesi" adını verirdim. Tunç'un incelikli oltasının büyük iğnesi anlatıcı karakterlerin derin yalnızlığı ve bu yalnızlıkla okurun yalnızlığına dokunabilmesi. Daha yazılır, ama zaman...
Kitabın sonlarına doğru kendimi internete "Osman Koryürek kimmiş diye yazsam acaba ne çıkar" diye düşünürken bulmuştum. Tunç'un o detaylı kişilik analizine rağmen kendimi Osman'ın hayatına doymamış olarak buldum. Sanki kendim başına gelenleri araştırsam biraz daha iyi anlayacaktım olayları. Aslında "anlamak" değil de daha da maruz kalmak istiyorsunuz. Serinin ilk iki kitabını daha önce okumuştum. Bence bu kitabı en son okursanız birebir diyaloglarda anlatılan psikolojik mesajları da çok iyi anlarsınız. Ayfer Tunç dili sade kullanarak sürükleyici olay örgüleri yaratmakta günümüzün en iyi yazarı. Bu kadar basit kelimelerle arada şiirsel diliyle hiç "kasmadan" derin duygular uyandırabilen ender çağdaş Türk yazarlardan. Kalemine, zekana, gözlemine sağlık Ayfer Tunç. Ayrıca sadece ilk okuduğunuzda anlamadığınız cümlelerden oluşan, ağdalı kitaplar değildir derin olan. Okudukça derinleşen düşünceler vardır ki Ayfer Tunç'un kitapları bunun en iyi örneklerinden biri.
Şebnem ve Osman.Olağan şüphelilerimiz.Hangisi hangisinin failidir bu sizlere kalmış. • Ne diyordu Şebnem,Yeşil Peri Gecesi’nde İsmet Özel’den aktararak: “Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak..” Ve devam ediyordu: “… biliyordum elbette. Ama denemeye değerdi.” Denedi.Öğreneceksiniz. • Peki ya Osman ne yaptı bu süreçte? Öncesi,devamı ya da sonrasında.Yaşayabildi mi? Ya da nasıl yaşadı? Bak mesela şunları söylüyordu resepsiyon görevlisi Erkan ve hissettikleri için: “Seviyor beni bu çocuk diye düşündüm,ben de onu seviyorum… Ama yaşamımdaki boşluk öyle büyük ki böyle şeyler beni yaşatmaya yetmiyor artık.” (s.501) Sanki diğer tarafta Yeşil Peri’de Şebnem sesleniyordu ona: “Ezcümle, herkes varlığındaki boşluğu doldurmak istiyor. Dolduramadan ölüyor.Ama uğraşma boşuna,o boşluk dolmaz! Varolmanın boşluğu o! Dolsa biz, biz olmayız!” (s.286) • Velhasıl.Türk Edebiyatının son yıllardaki en iyi romanlarından birini okuyacaksınız.Seveceksin.
Osman kendi dönemimin çok iyi eğitim görmüş ama narsist ve kötü bir baba yüzünden heba olmuş insanlarından bence. Yazım dili hiç sıkmadı, bence yazarın bu şekilde bir kurgu ile yazması çok keyifliydi. Osman' a gerçekten üzüldüm. Devam kitabı olarak okunmalı, ilk iki kitaptan sonra, özellikle insanların Şebnem hakkındaki fikirlerini de vermesi hoşuma gitti. Şebnem' i doğru anlayabilen bir tek apartmanın kapıcılığını yapan çift oldu. Herkesin ne kadar önyargılı olabileceğini bence çok gerçek ve doğru anlatmış. Beğendim, iyi okumalar.
Kapak Kızı,Yeşil Peri Gecesi ve Osman üçlemesi...Osman son durağim oldu.Birbiri ile ilişkisi olmuş insanların yaşadıklarını,hissettiklerini,ayni olay karşısındaki bakiş açilarini 3 farkli kitapta mükemmel ortaya koymuş yazar.Aslında hergün apartmanda,işte,spor yaparken karşılaştığımız insanların neler yaşamış olabileceği hakkinda hiçbir fikrimiz yokken önyargılarımıza teslim olup yaftalıyoruz,karar veriyoruz hemde çok kolay.3 kitabi ardi sira okuduğunuzda ana karakterlerin gözünden aynı olaya nasıl farkli bakabileceğinizi göreceksiniz.Etkilendim kesinlikle..
Her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan bir adamın Osman’ın hikâyesi bu roman. Pahalı markaların, lüks yaşamın gösterişine dalıp bir kültürün, bir sınıfın yok oluşunu, kendileri de o kültürle birlikte yok olmalarına rağmen fark edemeyen bir kuşağın çarpıcı hayatını anlatıyor Ayfer Tunç. Kapak Kızı Yeşil Peri Gecesi ve serinin son kitabı Osman, bir solukta okuyabileceğiniz etkileyici sürükleyici ve ibretlik bir eser.
kitap kapak kızı ve yeşil peri geceleri nindevami niteliğinde bence ardı ardına okunmalı güzel bı seri kitabı okurken farklı duygular yasayabiliyosunuz ve sarsıcı bı serinin son kitabı
Ayfer Tunç un kitaplarına bayılıyorum.
Ayfer Tunç'un kalemini neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha hatırlattı. Osman karakterinden ne kadar nefret etsem de onun iç dünyasını en çok merak ettiğim roman buydu. Üçlemenin içinde okumayı en çok beklediğim kitap da buydu çünkü Osman'ın nasıl biri olduğunu, bu hâle nasıl geldiğini anlamak istiyordum. Karakteri sevmemiş olsam da onu anlamaya çalışmak oldukça etkileyiciydi. Akıcı ve merak uyandıran, rahatlıkla okunabilecek bir kitaptı.
İnsanı derinden ve incelikle anlatan bir kitap. Çok beğendim.
Ne oldum değil ne olucam veya hazıra dağ dayanmaz....Sanki bu kitap için söylenmiş sözler.Sürükleyici,akıcı kendinizi içinde bulduğunuz keyifli bir kitap.
Üçlemenin son kitabı ancak aldığım önerilerle başlamak için bunu seçtim. iyi ki öyle yapmışım çünkü diğerleriyle başlasam Osman'ı merak etmeyebilirdim. bana kalırsa üçlemenin en iyi kitabı.
üçlemenin son kitabı osmanın hayatına şahit oluyoruz
Kitabı elime aldığımda, Osman'ın ağzından birazcık da Şebnem'in hikayesini okuma niyetim vardı. Sanırım bu konuda birazcık hayal kırıklığı yaşamış olabilirim. Elbette kitapta, Osman'ın hikayesini okuyacağımı biliyordum. Ancak bir insanın bu kadar kendisi odaklı yaşaması, dünyanın kendi etrafında döndüğüne emin olması beni biraz sinirlendirmiş olabilir. Öfkelendim Osman'a. İnsan kendi yaralarından, başkalarının yaralarını görememesi çok büyük bir zalimlik değil de nedir? "Aşk" etiketi altında sevdiğinden bihaber yaşamak, kendi dünyanda her şey yolundayken sevdiğinin dünyasında depremler olması akıl alır şey değil. Bir insan gerçekten seviyorsa "anda" "sevdiğiyle" beraber yaşar. Hemdem olur. Sevdiğinde kaybolur. Sevdiğinden bihaber yaşadığını iddia etmez. Velhasılı kelam, umduğumu bulamadım okuduğumdan. Belki de Osman'ın yaşananlardan haberi vardı ve ruhu karabasanlaştı. Bilemiyorum.
Pardon Osman…Sen kimsin? Mağdur musun, yoksa zalim olmayı seçmiş bir mazeret mi?Katil misin, maktul mü;yoksa her ikisini de aynı bedende taşıyan biri mi? Ölümün kaza mıydı, yoksa uzun zamandır sürdüğün sessiz bir intiharın son perdesi mi?Acı veren misin, yoksa acının içinde büyüyüp onu başkalarına sızdıran biri mi? Korkak mısın,yoksa korkusunu erdem gibi taşıyan bir kahraman taklidi mi? Çok kızgınım sanaOsman.Görmezden geldiğin her an için,para uğruna vazgeçebileceğin değerlerin için,bir asalak gibi seni saracak birilerini aradığın içinçok kızgınım.Çünkü sen sevilmek istemedin,taşınmak istedin.Öldün Osman.Bir kamyon ezdi geçti seni.İntihar mı diye şüpheli geçmişler ölümünü.Ama sen intihar etmezsin Osman.Sen bir anda değil,yavaş yavaş ölürdün kendini. Benim düşüncelerim böyle. Ayfer Tunç'un kalemi bambaşka.
Üçlü serinin son kitabı olarak okudum ve Osman' a kızdığım çok yer olduğunu fark ettim. Osman'ı okurken Şebnem ' e bir kez daha üzüldüm.
Kapak Kızı,Yeşil Peri Gecesi ve OSMAN hepsi birbirinden güzeldi. Ama Osmanın hikayesini okumak o kadar zevlidi ki. Yazarın hikayeyi kurgulayış biçimi çok güzel. Kitabı Şebmemin hikayesini bilerek okumak ve başkalarının Şebnemle Osmanla ilgili düşüncelerini Önyargılarını okumak, okudukça merak etmek çok zevkliydi. Hiç yorulmadan sıkılmadan okudum okurken saatin nasıl akıp gittiğini anlamadım.
serinin son kitabı Osman Ayfer Tunç ilk kez bu seriyle okumaya başladım,iyiki de tanışmışımm...