Hindistan'da Türk Rönesansı: Ekber Şah ve “Din-i İlahi”si Hakkındaki Yorumlar

Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
zafer saraç
26.12.2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hindistan'da Türk Reformu: Din-i İlahi
On altıncı asır dünya tarihinde kolaylıkla Türk asrı olarak nitelendirilebilir. Zira batıdan doğuya dünyanın kalbi denilebilecek geniş bir sahada Türk devletleri hakimiyet kurarlar. En batıda Osmanlı Devleti saadet asırlarını yaşarken daha doğusunda Şah İsmail Türk Devleti İran’dan Türkistan’a doğru yayılır. En doğuda ise Babürler isimli Türk devleti Hindistan’ı kendisine mesken tutar. Üstelik Babürler kültür ve medeniyette çığır açan hamleler yapar. Hatta Babürlerin bu hamleleri dünya mirasının en kıymetli eserlerinden biri olarak sayılabilecek Taç Mahal ile günümüzden bile kolaylıkla gözlemlenebilir.

Fakat Babür Devleti dünya tarihindeki bu müstesna yerlerine rağmen Türk okuru ve akademisinin ilgisine mazhardır denilemez. Bu eksikliği gözden kaçırmayan H. Hilal Şahin Babürlere özellikle de en parlak dönemleri olan Ekber Şah dönemine dair “Hindistan’da Türk Rönesansı Ekber Şah ve Din-i İlahi’si” isimli kıymetli bir çalışmaya imza atarak alanda önemli bir eksikliği giderme çabasıyla hareket eder. Zira yazarın da ön söz kısmında vurguladığı gibi bu çalışma Türkiye’de ilk olma iddiasını taşır.

Kitap okunduğunda insanın aklına hemen bu döneme kadar Hindistan’a Türk araştırmacıların neden mesafeli olduğu fikri gelir. Zira bugün nüfus ve coğrafya olarak neredeyse dünyanın beşte birini kaplayan bir sahadaki Türk etkisinin üzerinde neden yeterince durulmadığı düşündürücüdür. Üstelik bunun çeşitli handikapları da yok değildir. Çünkü bölgeyi araştıran yabancı araştırmacıların yoğunluğu hakim anlatının da değişmesine sebep olur. Örneğin birçok Batılı kaynakta özbeöz Türk olan Babürler Moğol olarak isimlendirilir. Bilim sahasında Türk araştırmacılarının hakimiyet kuramamasına bağlı olarak Babürler üzerinde kalem oynatan bilim insanlarının kendi bildiklerince davranmalarının önü açılır. Oysaki Babür soyunun Türk Hakanı Timur ile akrabalığı kesin bir gerçek olup bu bilgiye ters biçimde isimlendirmeler yapmak yersizdir. Türk araştırmacısının bölgeye ilgisini yeterince vermemesinin sıkıntılarını müellif de yaşar. Misal bölge ile ilgili kaynaklarının çoğunun Türkçe olmaması araştırmacının çalışmasını zorlaştırır.

Eserde atıfta bulunulan kaynaklara dikkat edildiğinde yazarın çok büyük bir işin üstesinden geldiği gayet iyi anlaşılır. Zira farklı dil ve kültür sahasında kaleme alınmış bugün Türkçeye çevrilmemiş birçok kaynağa eserde başvurulur. Kaynak kullanımıyla beraber müellif olaylara bütüncül bir çerçeveden bakar. Her ne kadar eserin merkezi Babür Devleti’nin zirvesi Ekber Şah dönemiyse de Babürlere hatta Hindistan’a geniş açıdan bakmanın önemli olduğu yazarın metodolojisinden kolayca anlaşılır. Bu açıdan yazar beş bölümden oluşan eserinin ilk bölümünde ilk çağlardan Türk hakimiyeti dönemine kadar bölgeyi (Hindistan’ı) siyasi ve sosyo-kültürel olarak inceler.

Sonrasında ise Hindistan’da Türk asırlarına geçilir. Hindistan’da Türklerin hakimiyetinin Babürlerle başladığını düşünenleri yanıltacak şekilde bölgede Türklerin ilk görülmeleri Kuşanların Hindistan’da zuhur ettiği döneme (MS 1. yüzyıla) kadar götürülür. Bu bir gerçeği daha ortaya çıkarır ki Kuşanlar, Ak Hunlar, Gazneliler, Gurlar, Delhi Sultanlığı, Kalaçlar, Tuğluklar, Seyyidler, Ludiler son olarak Timurlar derken aslında Hindistan’ın Türk devletleri için kadim bir coğrafya olduğu ortaya çıkar. Eserin ikinci bölümündeki bu anlatım ile Türk devlet sözlüğünün güzel bir cüzü de okura sunulur.

Üçüncü bölümde ise; Ekber Şah’ın meşhur dedesi Babür Şah ve ondan geri kalmayan babası Hümayun Şah’ın dönemleri ele alınır. Bir devletin doğuşuna şahit olunan bu bölüm sayesinde Ekber Şah’ın nasıl bir dünyaya gözlerini açtığı daha belirgin kılınır. Aslında Hindistan kültür medeniyetinde Türk tohumunun filizlendiği bu dönemde Türk medeniyetinin dallanıp budaklanmasında devlet adamının rolü daha iyi anlaşılır. Zira Babür Şah’ın eli kalem ve kılıç tutmasını iyi bilir. Türk devlet geleneğinde bilge kelimesinin altını layıkla dolduran Babür Devleti’nin kurucusunu anlamak dolaylı olarak torunu Ekber Şah’ı anlamak olacağından bu bölümde bani üzerinde durulması müspettir.

Dördüncü bölümde ise; esas konu olan Ekber Şah dönemine geçilir. Dönemin tüm yönleriyle derinlemesine ele alınması, satırlar arasında birçok bilginin zuhur etmesini sağlar. Ekber Şah döneminin siyasi, sosyal, idari, kültürel tahlili sayesinde Ekber Şah’ın dini devriminden önceki mevcut tablo daha iyi anlaşılır. Ayrıca bu bölüm sayesinde Hint toplumunu ve Hintlilere ait kadim kültürel ritüelleri de tanımak mümkündür. Hint kültürünün kadim geleneklerinin Ekber Şah reformlarının hedefine alınmasının hikayesi de ilgi çekicidir. Misal dul kalan eşin kocasıyla beraber öldürülmesi uygulaması olan Sathi geleneğinin Ekber Şah tarafından kaldırılması kadim gelenekselliğin akılla sınanması anlamına gelir ki bahsedilen çağ için bir devrimdir.

Eserin son bölümü olan beşinci bölümde ise; Ekber Şah’ın görülmemiş dini reformu mercek altına alınır. Entelektüel birikimini yönetim mekanizmasında uygulamak isteyen Ekber Şah Hindistan gibi dil, din ve kültür yönünden zengin bir coğrafyayı tek din altında uzlaştırmaya çalışır. Yeni icat ettiği Din-i İlahi ile ilgili bütün bilgiler bu kısımda verilir. İşin açıkçası Din-i İlahi’den çok bu sıra dışı fikrin oluştuğu zemin daha çok ilgi çeker. Bu dini reformu oluşturan zihin üzerine yapılan farklı tasavvurlar ise dini sorgulamaların ulaşabileceği yeri gösterir. Kadim Hint medeniyetini dönüştürmekle başlayıp dini yapıyı reformist hamlelerle pragmatik değer sisteminin raylarına oturtarak dünya medeniyetine şekil verme düşüncesi akıllara ziyan bir hedeftir. Bu açıdan düşünülürse eserin Din-i İlahi’yi içeren kısmı başlı başına bir kitap olarak telakki edilebilir. Hatta eserin ismine her ne kadar da bir nevi yeniden doğma anlamına gelen Rönesans kelimesi layık görülse de aslında Hindistan’da yapılan bir Türk Reformudur. Zira aynı yüzyılda Avrupa’da Hristiyanlığa verilen şekillendirmeler reform olarak isimlendirilmektedir. Türk reformunu Avrupa’dan ayıran ise şartlar gereği akim kalmasıdır.

Eserin birinci el kaynakların, Oryantalistlerin ilk çalışmalarının ve günümüz bilim insanlarının araştırmalarının senteziyle ve örnek bir kaynak kullanımıyla tecessüm ettiği aşikardır. Bir nebze de olsa Hint coğrafyası üzerine çalışacakların Türkçe kaynak ihtiyacının eserle giderildiği de söylenebilir. Ek olarak eser Türk araştırmacıların kadim Hint coğrafyasına yönlenmelerini sağlayacak güdüleyici içeriğe sahiptir. Bu motivasyondan ilham alarak, bölge üzerinde ne kadar çok çalışılırsa bölgedeki Türk izi o kadar çok belirgin olacaktır. İlk aşamada bu hedefin gerçekleştirilmesi bile önemlidir.

Yazarın duru ve açık anlatımının yalnızca Türk akademik camiasını değil, sıradan meraklı Türk okurunu da Hindistan coğrafyasına yönlendireceğini düşünmek olasıdır. Eserde anlatılan olayların, savaşların, siyasi manevraların, sosyal hayata dair nadir bulunan anekdotların yeni bir okuma macerasını tetikleyeceği savunulabilir. Batı’da bu alanda araştırma enstitülerinin kurulduğunu, birinci el kaynakların hızla tercüme edildiği düşünülürse en azından okuma ödevini yerine getirme konusunda üstümüze düşenin yapılması beklenti dahilindedir. Taç Mahal’e bir turist gözüyle değil, onu vücuda getiren neslin bir ferdi olarak bakmak isteniyorsa en azından Hilal Şahin’in yaptığı yapılmalıdır. Dünya üzerindeki her coğrafyada Türk izlerinin silinmek istediği malumdur. Ama Hindistan’daki Türk izleri silinmeyecek, silinmeye kıyılamayacak kadar güçlüdür. Bu gücün bilincine Türk okurunun varabilmesi dileğiyle…


Yanıtla
5
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
UMUT GÜNER
10.01.2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekber Şah ve Din-i İlahi Konusunda En Nitelikli Çalışma
Din-i İlâhi, Hint tarihinin en ilginç dönemlerinden biri olarak kabul edilen Şah Ekber (1556-1604) döneminde kurulan bir teokrat anlayış ve felsefedir. Bu dönemin en öne çıkan ve sıklıkla tartışılan konusu olarak bilinmektedir. Din-i İlâhi, Hint tarihinde derin izler bırakmıştır. Özellikle de fikir olarak, doğuşundan itibaren Hint toplumunu bölen temel farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan dini sentez biçimini almıştır.

Bir dini anlayış olarak Din-i İlâhi, bütün milletlerin ve kültürlerin ortak paydasını içinde barındıran ve kendine odaklanan bir sosyal-dini anlayış türüdür. Müslümanları ve Hinduları birbirine yakınlaştırmayı amaçlayan bu dini inanç, o dönemde Müslüman alimler tarafından kabul görmemiş ve ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Bu din son derece sınırlı taraftara sahiptir ve uygulamada başarılı olmamış, zaman içerisinde de etkinliğini yitirmiştir.

İslam, Hinduizm, Hristiyanlık, Zerdüştlük ve Budizm Din-i İlâhi ile birleştirilmiştir. Kutsal dinler, farklı inançları bir potada toplayarak birleştirir. Çok dinli ve çok kültürlü Hint toplumunda Müslümanlar, Hindular, Hristiyanlar ve diğer din mensupları arasındaki çekişme ve mücadelelerin ortadan kalkması için Ekber Şah, Din-i İlâhi’yi ortaya atarak bunun üzerinden problemleri sonlandırmaya çalışmıştır. Ekber Şah, mukaddes dinin maddî ve manevî önderi olarak kabul edilirken, kendisini de Din-i İlâhi’nin halifesi ilan etmiştir. Çeşitli nedenlerle Din-i İlâhi uzun sürmemiştir.

H. Hilal Şahin tarafından kaleme alınan bu eser özgün bir akademik çalışma olarak alanda önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu konuya dair Türkçede yapılmış ilk çalışmalardan birisidir ve rehber niteliğine sahiptir. Eser yararlandığı kaynaklar bakımından oldukça zengin ve konuya getirdiği yeni yorumlarla da ufuk açıcıdır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Mavi Yosun
28.11.2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pek öğretilmeyen ve anlatılmayan bir coğrafyada neler yaşanmış neler dediğiniz dini ontolojik ve sosyal etkileri günümüze kadar yansıyan bir kitap.Emek verenlere teşekkürler…
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
tanhu06
31.01.2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekber Şah ve kendisi tarafından oluşturulan dini ilahi hakkında güzel bir çalışma
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Gök Kurt
21.06.2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk tarihinde gereken önemi bulamayan Babürlerle alakalı okuduğum en mükemmel eserlerden biri.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Mehmet Poyraz
05.07.2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkiye’de Hindistan hakkında az sayıda araştırma yapan bilim insanlarından biri olan ve Giresun Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Hilal Şahin İngilizcenin yanı sıra Hintçeyi, Sanskritçeyi ve Farsçayı bilmesinin söz konusu çalışmasına yansımıştır.
Türkiye'de Ekber Şah dönemine ilişkin ilk ve tek kapsamlı akademik kitap olan “Hindistan’da Türk Rönesansı/Ekber Şah ve Dîn-i İlahî’si”, Bâbürlülerin en parlak dönemini de anlatmaktadır.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Muhayyelbirtarihçi
22.11.2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekber Şah dönemini birçok yönden ele alan çok kıymetli bir eser. herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
yabgu03
26.10.2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekber Şah döneminin dini, sosyal ve siyasi olaylarını inceleyen alanında özgün bir eser
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
KY-302053
22.10.2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Selenge yine adına yakışan eseri yayınladı.en kısa sürede okuyacağım.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir