“Gençlik bazılarına hayatın armağınıdır, bazılarınınsa tek çaresi onu çalmaya çalışmaktır.”
Üf! Pek övülen genç (hatta gencecik!) Fransız yazar Edouard Louis boşa övülmüyormuş. Kendisiyle 51 sayfalık minicik metni Babamı Kim Öldürdü ile tanıştım ve ilişkimizin uzun yıllar süreceğini şimdiden biliyorum.
Bir kitabın nasıl her kelimesi yerli yerinde olur, nasıl tek bir fazlası olmaz, nasıl derdini böyle doğru bir yerden, insanın içine bunca işleyerek anlatabilir? Hayranlıkla okudum.
Toplumlarımızda, kültürlerimizde bozuk, zehirli, ölümcül ne çok şey var. Her kuşak bir yerden zehirlenip, kendi yetiştirdiği bir sonraki kuşağı başka bir yerden zehirliyor. Louis’in babası kendi alkolik babası gibi oğlunu dövmüyor ama başka tür bir erkeklik fikriyle zehirliyor, kimliksizleştiriyor oğlunu. Şöyle yazıyor Edouard Louis: “Tuhaf aslında, babanın şiddetine sürekli tanık olduğun için asla şiddete başvurmayacağını tekrarlar dururdun, takıntı gibiydi sende, çocuklarına asla vurmayacağını söylerdin. Şiddet her zaman, sadece şiddet üretmez. Uzun zaman şu cümleye inanıp tekrarlayıp durdum zihnimde: Şiddet şiddetin sonucudur. Yanılmışım. Şiddet bizi şiddetten kurtardı.”
Louis’in babasına yazdığı uzun bir mektup gibi bu kitap. Bir tür hesaplaşma. Tüm hesaplaşmalar gibi bir anlama, anlatma, anlaşılma, iyileşme ihtiyacı da aslında. Yıllarca oğlunun eşcinselliğini kabul edememiş, kendi mutsuzluğunu ona boca etmiş babasını anlama, onunla barışma girişimi. Babasının yaşayamadığı hayata ağıt bir yanıyla, o yaşanamamış hayatın isimleri herkesçe bilinen isimsiz sorumlularına, siyasetçilerine dair bir suç duyurusu. Yıllarca fabrikada korkunç koşullarda çalıştıktan sonra iş göremez hale gelen, ardından da son yıllarda “devleti küçülteceğiz” diye sosyal yardım politikalarını bir bir rafa kaldıran herkese; Hollanda, Sarkozy, Chirac, Macron; “sizler katilsiniz” diye bağıran bir metin.
Yer yer Jean-Louis Fournier’nin “Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam”ını anımsatan ama bence ondan çok çok daha güçlü bir kitap bu. Çünkü kişisel olanı toplumsal olana bakmadan anlayamayacağımızı mükemmelen anlatıyor. Ve bunu sadece 51 sayfada beceriyor. Büyük bir saygı ve hayranlık duydum. Ne diyebilirim ki.
Kitabın başlarında aklıma direk Kafka'nın Babaya Mektup kitabı geldi, zamanında konuşulmamış, birbirini anlayamamış iki insanın iç dünyasında yaşadıkları, biriktirdikleri karşımıza çıkıyor özellikle babaların çocuklarında açtığı derin yaralar.
Kitabın sonlarına doğru ise, işçi-emekçi sınıfın, dünyanın neresinde olursa olsun ezilmeye çalışıldığını, sömürüldüğünü ve siyasetin bu gücü beslemekteki büyük güçlerden biri olduğunu görüyoruz. Bu sınıftaki insanların hayatını fabrikanın bir köşesinde evine para götürebilmek için harcarken geleceklerini de uçuruma sürüklediklerine acı bir şekilde tanık oluyoruz.
Bana göre oldukça kısa ve çarpıcı bir anlatım. Üstelik gerçek olduğunu bilerek okumak daha derin duygular yaşatıyor insana.
51 sayfa, ama içimde kocaman bir yumruk bıraktı. Édouard Louis babasının erken ölümünü bireysel bir trajedi değil, politik bir cinayet olarak anlatıyor. Ataerkillik, yoksulluk, devlet ihmali... Hepsi bir araya gelince 'katiller' isim isim sıralanıyor. Öfkeden, acıdan ve belki de derinde kalan sevgiden doğan bir metin. Çok etkilendim, bir solukta bitirdim. "
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
[edit]
“Egemenler solcu bir hükümetten şikayet edebilir, sağcı bir hükümetten de şikayet edebilir ama hiçbir hükümet onların sindirim sorunları yaşamasına sebep olmaz, hiçbir hükümet onların belini ezmez, hiçbir hükümet onları denize koşturacak şeyler yapmaz. Siyaset onların hayatını değiştirmez, belki azıcık. Bu da tuhaftır aslında, siyaseti yapan onlardır ama yaptıkları siyaset hayatlarını neredeyse hiç etkilemez. Siyaset, egemenler için genellikle estetik bir meseledir: Bir tür kendini keşfetme yöntemi, bir tür dünyayı algılama, kişiliğini inşa etme biçimidir. Bizler içinde ölmek ya da yaşamak anlamına gelir.”
“Ya unutacaktık ya ölecektik ya da unutarak ölecektik.
Unutmak ya da ölmek ya da unutmak ve unutmaya çalışırken ölmek. ”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı bir çırpıda bitirdim ve yazarın yaşına baktım. Elbette her şey yaşla ölçülmez ancak dil kullanımı olsun siyaset eleştirisi olsun okura yazarın altmışlarına dayanmış tecrübeli bir “survivor” olduğu yanılgısına düşürüyor. Kitap oğulun babasına hitaben yazılmış günlük tarzında ilerliyor. İçerikte babasına olan kızgınlığı, engel olamadığı eleştirileri, sorgulamaları ve hesaplaşmaları var. Kitabın adının cevabını kitabın sonlarına doğru verdiği bir yığın isim olarak yorumluyorum ki babasının ellilerinde fabrikada geçirdiği bir kaza sonucu yatağa bağımlı hale gelmesinin ardından aldığı devlet yardımlarının hükümet tarafından peyderpey kesilip üstüne bir de babasının zor koşullarda çalıştırılması yönünde çıkan yasa tasarılarıyla perçinlenmesi kitabın oluşturulma sebebi olmuş. Louis başbakanın, bakanların, ve siyasi olarak güçlü isimlerin tarihe bu şekilde geçmelerini özellikle istemiş bunu da kitabında belirtmiş. Bu aile dramını birkaç ağızdan dinlemek isterdim doğrusu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Birkaç yıl önce çıkmasına rağmen yazarla bu yıl tanıştım ve hemen eksikleri toplamaya başladım. Edebi açıdan doyurucu ve otobiyografik kitapları sevenler için harika bir başlık.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Louis, bu kısa ve çarpıcı metinle mevcut düzenin grotesk gerçekliğini ortaya koyarken, siyaset denen şeyin aslında politikacılar için sadece bir oyun olduğunu vurgular. Milyonlarca insanın hayatını etkileyen bu sistemin, bireylerin yaşamlarında yarattığı yıkımı ele alır.
Louis’nin yazım tarzı, olguları derin bir tutku ile hissetmesi ve hislerini felsefi bir bakış açısıyla analiz etmesiyle dikkat çeker. Eser, sadece aile ilişkilerini değil, aynı zamanda toplumsal yapıları, sınıf farklılıklarını ve ataerkil sistemin yarattığı baskıları da sorgular.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap,yazarın kendi yaşamından ve babasıyla olan ilişkisinden ilham alarak yazdığı otobiyografik bir eser.Yazar,çocukluğunda yaşadığı yoksulluk,şiddet ve toplumsal eşitsizliklere kitapta bir ayna olmuş.Kitap bir yandan babasının yaşam mücadelesini anlatırken diğer yandan toplumsal sistemin bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini eleştiriyor.Yazarın samimi bir anlatımı var ve okuyucusunu sorgulamaya sevk ediyor.Kısaca kitap,kişisel bir hikayeden yola çıkarak toplumsal bir eleştiri sunan ve insanın duygu dünyasında izler bırakan bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa ama etkileyici bir metin. İlk yarısı babasına bir iç dökümü gibi okunabilir. Bu yüzden daha bireysel ve özel bir anlatı. Fakat ikinci yarısında işin rengi değişiyor. Sen hitabı yerini bambaşka bir şeye bırakıyor. Babamı Kim Öldürdü. Soru işareti yok çünkü yanıtını başından beri bildiğimiz kelimelerden bir tokat tüm bu anlatılanlar.