Osmanlı Topraklarında İçki Üretimi ve Tüketimi (İstanbul Örneği)
İslam dininde yasaklanmış olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nda içki ticaretinin ve tüketiminin süreklilik göstermesi ve bu süreklilikteki değişimlerin hangi sebeplere dayandığı, toplumda her daim merak konusu olagelmiştir. İktisat tarihçisi Derviş Tuğrul Koyuncu, aynı zamanda doktora tezi olan bu eserinde, merak edilen sorulara, zaman ve mekân bakımından 1792-1839 tarihleri arasındaki İstanbul’u esas alarak cevaplar arıyor: “İstanbul’un çalışmanın odak noktası olmasındaki sebepler, İstanbul’un imparatorluğun en kalabalık ve en büyük şehri olmasının yanı sıra yıllara göre değişmekle beraber Zecriye Muhassıllığı’nın elde ettiği vergi gelirinin ortalama olarak % 25 ile % 40’ının İstanbul’dan tahsil edilmiş olmasıdır. Bunun yanında bir iç ticaret organizasyonu olarak İstanbul’a içki gönderen bölgelerin büyük bir kısmının emaneten idare edilmesi, ticaretin ve İstanbul’un tüketim seyrini göstermesi açısından çalışmanın nicel yönüne önemli bir katkı sağlamıştır. (s. 228)”
Yazar Koyuncu, içki konusunu İslam’ın ilk dönem uygulamalarından itibaren anlatmayı tercih etmiş. Bu yaklaşım, okuyucunun bütüncül bir şekilde resmin tamamını görmesine fayda sağlıyor. Genel uygulamada, içki içmenin Müslümanlar için haram olduğu kesin bir dille öteden beri tavizsiz olarak kabul edilmektedir. Kur’an ayetleriyle tedrici olarak haram edilmiş olması, Müslümanların keyfi olarak içki içmesinin önündeki kapıları tartışmasız şekilde kapatmıştır. Bu nedenle, aksi yönde davrananlara yaptırım uygulanması esastır. Bir İslam devletinde konunun gündeme gelmesi, o ülkede yaşayan gayrimüslimlerin hayatlarına ve hukukuna ilişkin olması bakımından önem taşımaktadır. Gayrimüslimlerin bir İslam devletinde zimmet akdiyle yaşaması, onlar açısından bazı hakların doğmasına sebep olur. Siyasi, kamusal ve medeni hakların yanında tanınan dini hakların bir sonucu olarak dinlerinin kendilerine izin verdiği yeme içme alışkanlıklarına karışılmaması da temel bir hak olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla domuz eti yemeleri, içki içmeleri bir ihtilaf meselesi olmamıştır. Burada kamusal alanda açıktan içki içilmemesi, açıktan içki ve domuz ticareti yapılmaması kuralının önemle gözetildiğini belirtmek gerekir (s. 30).
“… İslam dininin Arap yarımadası dışına yayılması ile beraber İslam devletleri zimmet akdi çerçevesinde gayrimüslimlere içki üretim ve tüketim hakkı vermiştir. Ancak zaman içerisinde gayrimüslim nüfusun müslim nüfustan daha da yoğun olduğu yerlerde gayrimüslimlere, vergilerini ödemek koşulu ile içki ticareti yapmalarına da müsaade edilmiştir (s. 49).”
Osmanlı’da içkinin vergilendirilmesine dair uygulama, Hanefi mezhebine göre ve özellikle Ebu Hanife’nin öğrencisi Ebu Zufer’in domuzun ve içkinin vergilendirilmesi hakkındaki fetvası esas alınarak şekillenmiştir. Buna göre, Hanefi mezhebinde şaraptan vergi alınabileceği görüşü kabul edilir: “Vergilendirmenin gerekçesi ise Müslümanlar için mali bir değer taşımayan bir malın zimmiler için mali bir değeri olması ve bu malın ticaretinden gelir elde edildiği, bu gelirinse sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması için vergilendirilmesi gerektiğidir (s. 227).” Kanunnameler incelendiğinde, bu görüş doğrultusunda hem içkiden hem de domuzdan vergi alındığı anlaşılmaktadır.
Ebu Hanife’nin bu konuda içtihadını, himaye esasına göre gerekçelendirdiğini not düşelim. Buna göre, gayrimüslimler açısından mal olarak kabul edilen nesnelerden vergi alınmaması, Müslüman tacirler aleyhine bir haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır. Müslümanlar, üretip ticaretini yaptığı mallar için vergi öderken gayrimüslimlerin belirli mallar için vergiden muaf tutulmaları vergi adaletsizliğini doğurur.
Kitabın içeriği, Osmanlı’da alkollü içki üretiminin ve tüketiminin sadece mali boyutundan ve vergisel yönünden ibaret değil. Yazar, alkol yasakları ve meyhanelerin kapatılması başlığı altında alkolle mücadelenin 1500-1839 arasındaki seyrine ayrı bir bölüm ayırmış. Burada çok ilginç şekilde kamu güvenliği ve isyan önleme gibi din dışı saiklerle de meyhanelerin kapatıldığı, diğer yandan yasaklamaların ve vergi artışlarının kayıtdışı ekonomiyi ve merdiven altı üretimi ne derece artırdığı bilgilerine yer verilmektedir.
“II. Mahmud’un saltanat yıllarında meyhaneler iki önemli siyasal ve uluslararası hadiseden dolayı güvenliği sağlamak için kapatılmıştır… Alemdar Vakası’ndan sonra İstanbul’da asayişi sağlamak için meyhaneler kapatılmıştır. Yine 1821 yılı Yunan İsyanı esnasında Rum ahalinin güvenliği için meyhaneler kapatılmıştır. Son olarak 19. yüzyılın en uzun meyhane kapatılma hadisesi Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı döneme denk gelir…” (s. 119)
Eserin değerine değer katan bir başka yönü olarak, yeri geldikçe sunulan tablolara ve grafiklere atıf yapmadan geçilmemelidir. Söz konusu tablolara ve grafiklere kaynaklık eden verilerin, Osmanlıca belgelerde oluşu ve bu belgelerin çoğunun derli toplu şekilde bir arada olmayışı, harcanan zamanın ve emeğin boyutunu takdir etmemize yardımcı oluyor. Bu kapsamda, “Toptan Fiyatlara Göre İstanbul ve Galata İçki Hacmi”, “İstanbul’a Şarap Gönderen Yerleşim Yerleri ve Gönderdikleri Şarap Miktarları”, “İstanbul’da Müskirat Ticaretinden Elde Edilen Vergi Hasılatı (Reel/Nominal, Kuruş)”, “İstanbul Semtlerinin Toplam Şarap ve Arak Tüketim Miktarları” başlıkları örnek olarak sayılabilir.
Yazarla kitabı hakkında yapılmış bir program kaydını izlemek isterseniz ilgili bağlantıyı paylaşalım: youtu.be/j4qp1hdM35A?feature=shared (Kültür & Tarih Sohbetleri, 18.09.2023 tarihli yayın)
Faydalı bir okuma olması dileğiyle!