Dostoyevski'nin okuduğum ilk eseri. Yıllar önce üniversitede öğrenci iken okumuştum. Kalın olmasından dolayı başlamaya cesaret bile edememiştim ilk önce. Bir arkadaşım sen bir başla hele göreceksin nasıl da kolay okuyacaksın, dediydi. Çok haklıymış. "Suç ve Ceza" Rus edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da malı olmuş bir eser. Raskolnikov'un akıl almaz serüveni ve iç çekişmeleri. Eserde Dostoyevski'nin kendi hayatından da esinlenerek konu edindiği fakir insanların hayatı anlatılıyor. Raskolnikov'da bunlardan birisi. Başı paraya sıkıştıkça elindeki değerli eşyalarını rehinci yaşlı bir kadına götürüyor ve karşılığında bir miktar para alıyor. Günün birinde yaşlı kadının bu dünyada yaşamaya hakkının olmadığı kanaatine kapılıyor ve onu öldürüyor. Herşey aslında bundan sonra başlıyor. Attığı her adımda suçluluk psikolojisi ile yaşamak Raskolnikov'a müthiş bir acı ve ıztırap veriyor. Paranoyak insanlar gibi kendisinin sürekli izlendiğini, suçlunun kendisi olduğunu çevresindeki insanların anladığını düşünüyor ve roman bu psikoloji ile devam ediyor. Her sayfası birbirinden ilginç ve heyecan verici. Gerçekten okunmaya değer. Rus edebiyatının ve özellikle de Dostoyevski'nin romanlarının ilginç de bir yönü var. Bir kahramanın bir kaç tane adı olabiliyor. Farklı yerlerde aynı kişiden, farklı adlarla bahsedilmesi insanın bazen aklını karıştırıyor olsa da konudan kopmak mümkün değil. Olaylar fakir insanların yaşadığı mahallelerde ve tek odalı yerlerde geçiyor genellikle. Tasvirler mükemmel olunca okuyucu Raskolnikov yaşadığı odayı bile gözünde canlandırabiliyor. "Suç ve Ceza" mutlaka okunması gereken bir eser. Günün birinde bir sohbette okumayan insan eksikliğini hissedebilir inanın.