Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, gerçekten de sosyoloji disiplinin perspektifini taşımış romanına. “Hiçbiryer”, genç bir akademisyenin benlik arayışının kırsal kesimdeki toplumsal değişimlere paralel gelişen hikayesiyle uzun bir süredir edebiyattan dışlanan mekanlara uzanıyor; 50’lerden 70’lere kadar edebiyatımıza esin kaynağı olan köylere, köylüye dönüyor, ve “gitmesek de, kalmasak da bizim olan köy”lerin yerinde yeller estiğini fark ediyoruz. Barbarosoğlu, Türkiye kırsalının yeni bir evresini, yani taşralaşmasını, köy ile kent arasında sıkışıp kalan taşralıların psikolojisini, duygu ve düşüncelerini ele alıyor. Kırsal alan tek başına değişmiyor elbette; büyük kentler, toplumsal ilişkiler, teker teker bireyler ve değerler de değişiyor.
Hayatın zamanın akışına ayak uydurmasının kaçınılmazlığı konusunda herhalde hemen hepimiz hemfikiriz. Önemli olan akış yönünü tayin etmek; değişenin ne olduğu, hangi başlangıç noktasına göreli değiştiği tespitinde bulunmak. Anlaşılıyor ki Barbarosoğlu’nun dış dünyanın gidişatına bakışı olumsuz; küreselleşmiş modern dünyanın teknoloji ürünleri ve iletişim Araçlarıyla aynılaşmış mekanları arasındaki yolculukların bireye ferahlık getirmeyeceğini, manevi dünya dışında gidilecek hiçbir yer kalmadığını vurgulayacak şekilde, hikayesini Şahin’in kentte ve kırda tutunamamışlığı üzerine kurgulamış.
Kente, köye, insana ve hayata dair çok sayıda gözlem ve tespiti barındıran “Hiçbiryer”, malzemesini gerçeklikten alan, o malzemeyi sosyoloji disiplininin merceğinde kırarak edebiyat alanına devşiren bir roman. Barabarosoğlu, sosyolojik söylemin roman üzerine çökmesini, anlatının ağırlığını roman kişilerinin duygu ve düşüncelerine vererek engellemiş. Ne var ki, çok geniş bir zaman dilimine, çok geniş bir coğrafyaya yayılan ve çok sayıda yaşanmışlık üzerine kurulan hikaye kimi yerde okuyucunun ilgisini dağıtıyor. Romanda açık siyasi mesajlar bekleyenler de düş kırıklığına uğrayacaklar. Yazar doğrudan açıklamıyor düşüncelerini, ideolojik öğeler Şahin’in ya da diğer karakterlerin duyguları, düşünceleri ve değer yargılarıyla cisimleniyor. Mesela idal kadın tipinin nasıl olması gerektiğini Şahin’in bir vapur yolculuğu sırasında yaptığı gözlemlerden çıkarıyoruz. Ancak hiçbir yerde edebiyatın içinde olduğunu unutmuyor Barbarosoğlu. “Hiçbiryer”, iyi bir ilk roman…