“Mahler, öylece yatıp onu seyretti. Gecenin mavi ışığı Alma’nın yüzüne vurmuştu. Ben onun şansı mıyım, bilmiyorum. Ama o benim için şans. Onu hak ediyor muyum, onu da bilmiyorum. Aşk hak edilmez. Baksana ona. Omuzları, karlarla kaplı bir dağ adeta.”
Avusturyalı yazar Robert Seethaler’in çok sevilen Bütün Bir Ömür kitabını okumuş, sevmiş ama umduğum kadar etkilenmemiştim fakat kendisiyle yolculuğuma devam etmeye niyetliydim, ettim de. Minik novellası Son Senfoni, ünlü besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler’in hayatının son günlerinde yaptığı bir gemi yolculuğuna ve bu yolculuk sırasında geri dönüp hayatının türlü anlarına bakışına odaklanıyor.
Tıpkı Bütün Bir Ömür’deki gibi, burada da her cümleye sinmiş bir hüzün var. Seethaler’in incelikli, yalın, sakin, dokunaklı kelimelerini okumak çok iyi geldi. Bu kadar ihtişamlı bir hayat da olsa mevzubahis olan, insanın son anlarında kendiyle, yaptıkları ve yapamadıklarıyla yüzleşmesinde çok dokunaklı bir yan var şüphesiz. Yorgun Mahler’in hesaplaşması da bundan azade değil.
Bu kitapla ilgili en sevdiğim şey, beni Alma Mahler’le tanıştırması oldu - ne kadın ama! 20. yüzyılın en ünlü ilham perilerinden ve (bu lafı hiç sevmiyorum ama) “femme fatale” figürlerinden biri olarak anılan biri kendisi. Gustav Mahler’in ölümünün ardından Walter Gropius ve Franz Werfel ile evlenmiş. 17 yaşında ilk öpüşmesini Gustav Klimt ile yaşamış, ilk sevgilisi kompozisyon öğretmeni Alexander Zemlinsky imiş ve ressam Oskar Kokoschka ile uzun bir ilişkisi olmuş, Kokoschka’nın ünlü Rüzgarın Gelini tablosundaki kadın oymuş! Çalkantılı ve yaratıcılığın tavan yaptığı bir dönemin en ilham verici, en özgür ruhlu, en cesur kadınlarından biriymiş o. Ve aslında kendisi de bir müzisyenmiş ancak Mahler tipik bir erkek olarak onu müzikten uzaklaştırmış, bir eve bir yaratıcı deha yeter demiş herhalde. Kitapta bu kısımlar biraz muğlak anlatılıyor ama Mahler’in pişmanlığı ve kendine öfkesini seziyorsunuz satırların arasında.
Son Senfoni, bir veda müziği gibi bir roman. Nazik, hüzünlü, dokunaklı. Mahler’in senfonilerini açın, koca bir kahve yapın, birkaç saatliğine dönem Viyana’sına uzanın ve bir oturuşta bitirin. Ben öyle yaptım, çok iyi geldi.
Dehaların hayatlarının zorluklarıyla ilgili filmler izlemiş, kitaplar okumuşuzdur. İşte bu eser de bir müzik dehasının hayatından kesitler sunuyor bizlere. Gemi ve yolculuk yaşama dair en güçlü metaforlardandır. Mahler’de yaşamının son günlerinde bir seyahate çıkıyor. Güvertede gökyüzünde kuşlarla konuşurken, sonsuz maviliklere bakıyor. Üşüyor, titriyor ve zihninde geçmişten sahneleri seyrediyor. Viyana ve Amerika yönettiği orkestralar onu ününü arttırırken, yalnızlığa da gömüyor maalesef.
Duygusal yönü baskın, ritmi ahenkli, kısa ama oldukça iyi bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Robert Seethaler'ı seviyorum. yine akıcı ve temiz bir üslup. kitabı okurken benim aklıma sürekli Tornatore'nin "The Legend of 1900" filmi canlandı belki de bir müzisyen ve gemi bir araya gelince...