"Pek çok erkek tecrübesiz, saf, içten, kolayca secde edebilecek çocuklukta, hayran, özverili, hevesli, bağımlı, ironiyle işi olmayan, gizlisi saklısı bulunmayan kadınlara bayılır. Annem tecrübesizdi, çocuksuydu, çocuksu olmayı tercih etmişti. Annem yetişkin olmayı tercih etseydi gerçeklerle yüzleşmeyi başaramazdı."
Aylardır kendisine düzülen övgülere maruz kaldığım Vigdis Hjorth kitabı Miras'ı sonunda okudum. Övgülerin hepsi haklıymış, hatta bence az bile söylemişsiniz. Çırılçıplak bir kitap, çırılçıplak. Bir büyük sırrı senelerce taşımış bir ailenin yüzleşmesinin - yahut yüzleşmeye zorlanmasının- öyküsünü okuyoruz. Açıkçası çok sert, çok derine nüfuz eden uzun bir terapi seansından çıkmış gibi hissediyorum kendimi.
Babam bir yazısında şöyle yazmıştı: "Suçun fail tarafından inkârı, bazı durumlarda suçun kendisinden bile daha yaralayıcı olabilir; failin yanı sıra suça tanıklık edenlerin de inkâra yönelmeleri durumunda ise sonucun bu tarzda tecelli etmesi neredeyse mukadderdir. Böyle bir inkârla karşılaşan her mağdur, bütün enerjisini “inkâr”ın “ikrar”a dönüşmesi yolunda harcar." - kitabı okurken aklımda hep babamın cümleleri döndü durdu. "Çektiğim acının bir hastalık olmadığını duymaya ihtiyacım vardı" diyor anlatıcı. Tam da bu.
Kitapta babalarının ölümünün ardından bir miras meselesi nedeniyle bir araya gelen kardeşlerin öyküsünü okuyoruz, insan ilk başta kitabın adının buradan geldiğini düşünüyor ama bence yazar başka bir mirastan bahsediyor: çocukluktan bize miras kalan travmalarımızdan. Belirtmek isterim ki şayet çocukluğunuza dair yüzleşemediğiniz, yüzleşmenize izin verilmemiş, ebeveynlerinizin bitmek bilmez bir çabayla inkar ettiği travmalarınız varsa bu kitap çok tetikleyici, can acıtıcı olabilir, siz de kendinizi çırılçıplak hissedebilirsiniz.
Çok canım yandı, çok hissettim, çok kızdım, çok şefkat duydum. İskandinav edebiyatının kendine has sessiz gücünü iliklerimde hissettim, tam anlamıyla "çığlık çığlığa susan" bir metin okudum. Ebeveynlerimiz tarafından "görülmemenin" bizde açtığı yaraları, kapanamayan hesapların yakıcı izlerini müthiş bir şekilde anlatmış Hjorth. Bu kitabı herkes okusun çok, çok, çok isterim.
"İnsan ailesini seçemez ama hikayesini anlatmayı seçebilir."
Yazar kendi hayatından esinlendiğini söylediği için zamanında çok ses getirmiş ve birçok ödül almış bir kitap. Ölüm ve miras meselesi gibi başlarken Bergljot'un saramadığı yaraları, babasının istismarına susan anne ve kardeşleriyle hesaplaşmaları ile devam ediyor.
Böyle bir konu ancak bu kadar yalın bir dille, okuyucuyu irrite etmeden ve ajite etmeden işlenebilir. Tetikleyici olmakla birlikte gayet akıcı okunabilir de bir kitap.
Metin geçişlerinde Freud ve Jung'dan alıntılar, Bosna Savaşı ve Filistin meselesi, roman, film örnekleri var. Bunlar da metni çok zenginleştirmiş.
"...ve şöyle düşündüm: Artık evden taşınmak zorundayım! Hemen sonra da şöyle düşündüm: Ama yapamam, daha beş yaşındayım."
İyi okumalar :)
“... bir kapı yoktu, kendi içimde kilitli kalmıştım ben.”
“Dünya bu yüzden batıyor işte, çünkü insanlar fikirlerini söylemiyor, dürüst davranmıyor, kimsenin keyfi kaçmasın diye yapmacık tavırlar takınıyorlar.”
“İçinizden birinizin kalkıp da nedir senin meselen diye asla sormaması içimi çok acıttı ve acıtıyor.”
Anne ve babanın sahip oldukları iki kulübeyi, dört kardeşten sadece ikisine miras bırakması ile başlayan hikaye, yaşanması, ifade edilmesi, paylaşılmasının zorluğunun yanı sıra, ikna etmesi ve inandırması çok daha zor olan, travma hikayesini anlatıyor arka planda. Bence okuyucuya da, tam olarak, imkansızlık ve sıkışmışlık duygusunu aktarıyor. Akıcı bir dille yazılmış. Çevirisi güzel. Sıkılmadan okudum. Tavsiye ederim.
insanı ve havası gibi edebiyatı da soğuk kuzey avrupa'nın. ama içerik gerçekten etkileyici. ana karakter gibi gerilip stres olup hayal kırıklığına uğrayıp üzülmek çok olası. kardeşler arasında dışlanmış hissetmek, sürekli kendini tetikte bekletmek ve hatalar üzerine bir hayat inşa etmek belki başkaları için daha kolay empati kurulan temalar olabilir. ben empati kuramasam da yazarın anlatmak istediklerini anlayabildiğimi düşünüyorum. sadece akışta başlangıç çok yavaş ve açıkçası benim için sıkıcı ilerlemişti ama devamı bence güzel gidiyor.
kitabın başında ve anlatımında insanı kendisine çeken ve kendinden izler bulacağın ya da anlayacağın bir üslup mevcut. kendini ailesinden soyutlayan ve istismara uğrayan kişinin sancılarını güzel bir şekilde ele almış. ancak kitabın sonunun bu kadar söyleme rağmen elektra sendromunu savunarak bitmesi ve istismarı bir nevi savunması durumu çok kötüydü. kitabın başında istismara alkol etkisinde iken maruz kaldığını ve babasının hatırlamadığını düşündüğünü söylüyor ancak sonra bu istismarın farklı zaman ve mekanlarda sarhoş olmadan olması durumu dehşet vericiydi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Miras’ı okurken en çok hissettiğim şey rahatsızlık oldu. Ama kötü anlamda değil; daha çok insanın içini kurcalayan, susturulmuş şeyleri yüzeye çıkaran bir rahatsızlık. Vigdis Hjorth öyle bir anlatım kurmuş ki, olaylardan çok karakterin zihninin içinde dolaşıyorsun. Bu da kitabı yer yer ağırlaştırsa da bence asıl gücünü buradan alıyor.
Aile meselesi zaten başlı başına karmaşık bir konu ama burada sadece bir miras kavgası yok. Daha derinde, geçmişle hesaplaşma, inkâr, bastırma ve “gerçek” dediğimiz şeyin ne kadar kişisel olduğu üzerine bir hikâye var. Kimin haklı olduğuna kesin bir şekilde karar veremiyorsun ve bu belirsizlik kitabın en çarpıcı tarafı bence. Okurken sık sık “Acaba diğerleri mi doğru söylüyor, yoksa anlatıcı mı?” diye düşündüm.
Anlatım dili sade ama tekrarlar dikkat çekiyor. Aynı düşüncelerin dönüp dolaşıp yeniden gelmesi bazen yorucu olsa da, karakterin zihinsel sıkışmışlığını hissettirmek açısından bilinçli bir tercih gibi duruyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aile bağlarının karmaşıklığını ve geçmişle yüzleşmenin kaçınılmaz ağırlığını çarpıcı bir içtenlikle ele alan Miras, okuru duygusal olarak sarsan ve düşündüren bir anlatı sunuyor. Vigdis Hjorth, karakterlerin iç dünyasını derinlemesine işlerken, bastırılmış travmaların ve suskunlukların hayat üzerindeki etkisini güçlü bir dille ortaya koyuyor. Gerçekçilik dozu yüksek bu eser, aile içi ilişkileri ve bireysel hakikat arayışını sorgulamak isteyenler için etkileyici bir okuma deneyimi sağlıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Miras kavgası ile bilayıp aile içi istismar ve aileyle yüzleşme teması çevresinde şekilleniyor roman.. Ailenin sana innmaması kısmı gerçekçiydi am kitap çok sıkıcı geldi bana tema güzl olsa d.. Akmadı kitp bir türlü..
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
50 yaşlarında bir kadının, babasının ölümü sonrasında çocukluğunda yaşadığı korkunç bir olayla tekrar yüzleşmesini anlatan Norveç’li yazar Vigdis Hjort romanıdır. Suçu işleyen kadar ispat edilemeyen suçu yok sayanların da günahkar olabileceğini anlatan müthiş bir eserdir.
ALINTI:
“Doğru sıralama ile yapılmazsa çözüm çözüm değildir. Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. “
“Annemin görmek istemediği ya da görmeye cesaret edemediği her şeydi beni kederlendiren.”
“ Baskı gören genellikle baskı yapanın düşünce yapısıyla yöntemlerini benimser, baskı görmenin en vahim sonucu budur.”
“ Bastırılmış, korkunç, dayanılamaz olanın tam da onunla baş etmeye hazır olduğumuzda su yüzüne çıkmasını sağlayan bir biçimde kurgulanmışız.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İstismara uğramış bir çocuğun yıllar sonra annesi ve kardeşleriyle yüzleşmesi, bir miras tartışması beraberinde ele alınmış. Güzel ve akıcı bir anlatım. Konusu itibariyle biraz rahatsız edici.
Babalarının ölümü ile miras sonucunda bir araya gelmek zorunda kalan dört kardeşin ve ebeveynlerinin yüzleşmesini anlatıyor Miras. Tam anlamıyla geçmiş ile yüzleşme romanı diyebilirim. Kuzey edebiyatından, Norveç'ten bir eser. Yer yer sıkılsamda, temas ettiği noktalar oldukça hassas. Gerçekten de çocuklukta yaşanılan bir hasar her daim iz bırakır. Okuyunuz efendim...