Kaya Sancar, edebiyatı yakından tanıyan bir yazar olduğunu hemen belli ediyor. Başta Bilge Karasu, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan olmak üzere Türk edebiyatının büyük ustalarının romanlarına, roman kişilerine satır arası göndermelerle zenginleşen “Aşkın ve Kederin Kitabı”, yalın, açık ama edebiyatı hiç elden bırakmayan, dolambaçlı yollara sapmayan duru anlatımıyla güzel bir roman. Anlatısının ilk bölümlerindeki pastoral atmosfer sonlardaki trajedinin etkisini daha belirgin bir hale getiriyor.
Bana kalırsa Kaya Sancar’ın en büyük başarısı, bu kadar geniş bir zaman kesitinin birey üzerinde yarattığı etkilerin karakteristiğini kısa bir romanda bu kadar açık biçimde sergilemesinde. Birey ve toplum açısından neyin önemli neyin ihmal edilebilir olduğunu çok iyi tahlil etmiş Sancar. Öyle ki, romanı hakkında çıkan yazılarda bir cümle ile bile bahis konusu edilmeyen yirmi yıl süren savaşa sırtını dönmüyor o. Bugün hikaye ve roman yazan hemen herkesin hayatında az ya da çok, iyi ya da kötü ama bir biçimde mutlaka iz bırakmış olan son yirmi yılın Türk edebiyatına birkaç roman dışında yansımamış olması bilinçli bir bellek yitiminden ve anlatılan bütün hikayelerde kendisini hemen hissettiren bir eksiklikten başka bir şey değildir.
Evet, anlattıkları belki de çok bildik, tanıdık gelecektir okuyucuya, ne var ki, iyi bir yazar yaşarken dikkatimizden kaçan ya da farkına varamadığımız küçük ama önemli ayrıntıları yakalayabildiği ölçüde iyi bir yazardır. Kaya Sancar da, bireyi toplumla ilişkisi içerisinde ele alırken, sıradan, herkesin yaşadığı veya yaşayabileceği olayların ardındaki gerçekliği, bilinçaltında gizlenen duygu ve düşünceleri açığa çıkarmayı başaran iyi bir yazar.