Gökkuşağına İki Bilet Hakkındaki Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Daha bir kahve molasına bile ihtiyaç duymamışken bitiverdi kitap. Ankara'dan bahsedilmesi ayrı güzeldi benim için. "Attila Şenkon'un diğer kitaplarını da alıp okumalı." dedim kitap bitince. Açıkçası bu kadar güzel bir his bırakacağını düşünmemiştim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Suat Sungur 02.04.2005
“Gökkuşağına İki Bilet”, -kapak yazısında da belirtildiği gibi- küçük oğluyla birlikte, kente gelen sirki görmek için otobüsle giderken, ‘yaşam nedir’ sorusuna yanıt arayan bir kahramanın, aslında geçmişine yaptığı içsel yolculuğun romanı. Her bölüm baba ile oğul arasında şimdiki zamanda, sirke giden yolda geçen kısa bir diyalogla açılıyor ve babanın zihninde o diyaloga paralel bir anıyı ateşliyor. Bu anılarla Işık Bey’in çocukluğuna uzanıyoruz; onun 70’li yılların Ankara’sında yaşanan ilkokul günlerine, mahalle arkadaşlıklarına, çocukluk sevgilerine, dünyayı anlama anlamlandırma çabalarına, her bir olayın onun zihninde yarattığı çağrışımlara ve babasının armağan ettiği düş kumbarasında biriktirdiği düşlerine... O düşler ki zamanla birikecek ve Işık’ın gençlik yıllarında yayımlayacağı öykü kitaplarına dönüşeceklerdir.

Sekiz bölümden oluşan yüz sayfalık bu kısa roman bir yandan Işık’ın çocukluktan yetişkinliğe geçiş sancılarını özetlerken diğer yandan birbirine kenetlenmiş bir ailenin, en çok da Ziya beyle Işık’ın ilişkilerine odaklanıyor. Tam bir Cumhuriyet aydınıdır Ziya bey; oğlunu elinden geldiğince eğitmeye, ona özgür düşünceler aşılamaya, edebiyatı sevdirmeye çalışır, hayatın yükselen değerlerine teslim olmamayı öğretir. Ne yazık ki Ziya bey gibiler pek azdır artık. Işık’ın mahalle arkadaşlarının babaların seçimleri farklıdır. Orhan, daha küçük yaşlarda aşağı mahallelerdeki çocuklara kader-kısmet çektirerek müteşebbisliğe adım atacak, Nedim’se babası Ebubekir efendinin baskısıyla İmam Hatip’in yolunu tutacaktır. İkisi için de verimli zamanlardır.

Attila Şenkon, son derece ekonomik bir dille otuz yıllık bir zaman dilimini aktardığı romanında, bu uzun zaman diliminin neredeyse bütün karakteristiklerine yer vermeyi başarmış. Sirk heyecanları, çocukluk efsaneleri, akbaba dergili pudra kokulu berber dükkanları, dev gençler, büyükler arasındaki çekişmeler, ilk aşklar, giderek keskinleşen zengin yoksul ayrımı, pop müzik parçaları, cep foto romanlar, velhasıl o yılları andıkça bizim de hemen hatırlayacağımız geçmiş imgeleri Işık’ın hayatından gelip geçiyorlar. Şimdiki zamanda ise öğretme sırasını Işık devralmıştır Ziya Bey’den; “babasıyla paylaştıklarını oğluna aktaran Işık, geçmişle gelecek arasında köprü kurarken, hayatın, günümüzün sert, acımasız koşullarında değil, sakin, huzurlu, sevgi dolu olarak da yaşanabileceğini hatırlatıyor bize”.

Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Sade bir dille anlatılan bir içsel yolculuk. Yaşananların, arkadaşlık ilişkilerinin ve aile içinde edinilen değerlerin farkında olmadan aslında hayatımızda nasılda önemli birşeyler inşaa etiğini, maalesef onları kaybedince daha belirgin şekilde farkına varıyoruz. Yazar bunu çok güzel bir şekilde satırlara aktarmış. Bir solukta okuyacak, kah gülüp kah gözyaşlarına boğulacaksınız.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir