Kader Hakkındaki Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
metuva00
26.02.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
. İnsanı sarsan psikolojik tahlillere sahip bu kitabı, insan psikolojisine ilgi duyan herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
M.sami Beydilli
07.11.2015
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sert bir kitap.acı bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
dsal 20.05.2013
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sadece 48 saati anlatan kitap. ama insanın elinden su gibi kayıyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
marinera 14.08.2014
Yazar Ayfer Tunç' un önerisiyle aldığım bir kitaptı, bir solukta okunuyor..
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
derviş54 17.05.2012
İlginç bir üslupla yazılmış akıcı bir roman. Bitirdiğinizde iyiki okumuşum diyeceksiniz.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Sybaris 12.04.2012
Enfes bir kitap. Su gibi akan, yer yer şiirsel hale gelen usta işi bir düzyazı. Çevirmen Roza Hakmen'in de harika bir iş çıkarması, okuma keyfini iyice artırıyor. Özellikle Thomas Bernhard'ın üslubuna alışkın olan okurlar bu kitabı çok sevecektir. Evlat acısının nasıl evrensel bir duygu olduğunu lirik iç konuşmalar aracılığıyla gösteren, bireysel bir trajediden insan varoluşunun açmazlarına, yürek ile aklın bitmeyen çatışmasına uzanan bir ağıt-kitap. Son 10 yılın en önemli kitaplarından birisi. Kitapta insanı kalbinden yakalayan o kadar çok pasaj var ki, sık sık duygulanıyor ve düşüncelere dalıyorsunuz. Herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
CountDarkWater 28.04.2009
Dolambaçlı olsa da yalın, kederli olsa da zevkle okunan, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış çarpıcı bir metin.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Suat Sungur 02.04.2005
Parks’ın üslubu, çok farklı zaman ve mekanlardan çıkıp gelen ama eşzamanlı parlayıp sönen bu düşünce süreçlerinin şekilsizliğini -Virgina Woolf gibi- aynı şekilsizlik içinde yansıtmak amacını güttüğü için ilk bakışta karmaşık gibi görünebilir, ama bilincin zaman içinde yaptığı bu hiç bitmeyen döngüsel yolculukların ilk bakışta karmaşık görüntüsünün ardında her anı, her olayı, her düşünce ve duyguyu titizlikle yan yana getiren katı bir üslupçuluk var .

Thomas Bernhard’ın –özelikle “Odun Kesmek” romanının- etkilerini taşıyan “Kader”de, yazar İngiliz modernist roman geleneğinin izlerini sürerken Joyce ve Woolf’un günümüzdeki en meşru mirasçısı olduğu izlenimi bırakıyor; kimi yerde titizlikle kurulmuş, imgesel sözcüklerle zenginleştirilmiş uzun cümlelerle, kimi zaman da gündelik konuşmanın doğallığı içinde yazmış metnini. Sözcükler sözcükleri, imgeler yeni imgeleri çağırıyor, kesinlik taşıyan yargılar, apaçık gibi görünen gerçekler bir an geliyor güvenilirliklerini yitirip muğlaklaşıyorlar. Chris henüz kendisinden emin görünürken uzun kurulmuş, dolambaçlı ve zeka pırıltılı cümleler, Chris’in kendine olan güveni sarsılmaya, zihni dağılmaya başladıkça parçalanıyor, tekliyor, bulanıklaşıyorlar. Final sahnesi de bir dizi kısa ve durum bildiren cümleyle noktalanıyor. Tam bu anda huzursuzluğunun artık dindiğini düşünüyoruz; çünkü Chris, yaşanan bunca şeyin ardından ileriye yönelik bir umudu barındıran “Seni Seviyorum” sözcüklerini fısıldıyor karısının kulağına…

Bilinç akışının dışında diyalog ve iç monologlar da var “Kader”in kurgusunda. Ancak konuşmalar aydınlanma ya da ferahlama anları yaratmıyor roman kişilerinde. Tim Parks, insan belleğinin anımsama reflekslerinin haritasını çıkartmış sanki; ve romanın biçimsel özelliklerini öyle bir ustalıkla kullanmış ki, roman bittiğinde böyle bir hikayenin başka türlü anlatılmasının mümkün olamayacağını düşünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bellek geçmişte cereyan etmiş olayların zihinde yeniden canlandırılmasından ibaret değildir. Kendi bireysel yaşamlarımızda bile geçmişimizi “anımsarken” seçici davranırız; belleklerimiz kimi kez hatırlamaktan hoşlanmadığımız şeyleri unutmak gibi işlerken kimi kez de nedenini saptayamadığımız bir seçicilik kıstası uygular. Bir diğer deyişle geçmiş, bellek yoluyla şimdiki anın ihtiyaçlarına göre sürekli yeniden şekillenir ve şimdiki anı meşrulaştırır; hatırlama geçmişe ait olduğu halde bugüne hizmet eder…

Yazar, çocuğunu yitirmiş bir entelektüelin ölüm karşısındaki acısını değil, altmışlı yaşlarını süren bir insanın hayatın akışı karşısındaki çaresizliğini yakalamaya çalışmış. insan hayatlarının akıp giden günlerle birlikte nasıl değiştiğini, başlangıçlarla sonlar arasındaki uçurumu, değişimin bireyler üzerindeki etkilerini; sonunda birbirlerine karşı duydukları istek, cinsellik ve kıskançlık bile kalmayan insan teklerinin psikolojisini araştırıyor. Bu insan teklerinin belli bir sosyal kesime ait olması, bu kişilerin toplumsal ve tarihsel bağlamlarının işlenmemesi bir eksiklik gibi görülebilir. Ancak “Özgürlükçü Düşüncenin Peşinde” adlı incelemesinde Yaşar Çabuklu’nun belirttiği gibi, toplumsal olanın gündelik alan içinde eridiği post modern toplumda gündelik hayatın eleştirisi, ister istemez toplumsal-politik yapıların eleştirisini de içerir; her şeyin önünde sonunda ifadesini tüketimde bulduğu gündelik hayata ilişkin göstergelerin deşifre edilmesi, anlamlarının boşaltılması, hicvedilmesi, skandalize edilmesi, gündelik hayatın tüm parçalarını yadırgatıcı, yabancılaştırıcı efektler aracılığıyla eleştirel teşhiri, vb. gibi…

Kitabı okuyup bitirdiğimizde konusunun önemsizliğinin farkına varıyor ve Tomris Uyar’ın şu sözlerini hatırlıyoruz; “en yetkin yapıtlar, en az malzeme taşıyanlardır; anlatımın düşünceye yaklaştığı, dilin düşünceye yaklaştığı ve onunla kaynaştığı oranda parlak oluyor alınan sonuç”. Romanın ne anlattığına, yani hikayesine önem veren okurlardan çok, edebiyatı ve insan zihnini bir labirent olarak algılayan, bulmacalardan, kayıp parçaları bir araya getirmekten hoşlananlar için yazılmış “Kader”, son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan bir tanesi…

Yanıtla
7
2
Destekliyorum  1
Bildir