Adını neredeyse tüm Marias kitapları gibi yine bir Shakespeare tümcesinden alan bu tuhaf kitaba çok hazırlıksız yakalandım – içindeki ölüme ve yasa dair kısımlar (hacmen kitabın çok az bir bölümünü kaplıyor olsalar da) beni çok zorladı: Uzun bir aranın ardından yine kelimelerin beni korkutabileceğini, alıp tehlikeli yerlere götürebileceğini hatırladım. Yani benimki gibi bir kayıp yaşamışsanız uzak durmanızı öneririm aslında. Bunun dışında: sanırım Marias’ın beyninin nasıl çalıştığını en iyi görebildiğimiz kitabı bu. ‑Bence en iyi romanlarından biri olmayan‑ Tüm Ruhlar’ı okuduktan sonra okuyunuz mutlaka; Marias, romandaki kurgusal kişilikleri gerçek ve hatta kendileri sanan arkadaşlarının öyküsünü anlatıyor ve kitaptaki aslında tek gerçek kişinin izini sürüyor sahaflarda, arşivlerde, mektuplarda. Başta dağınık gibi başlayan öykü öyle bir toparlanıp, öyle bir birleşiyor ki; tarifi güç. Çok büyük bir yazarsın sevgili Marias, çok. Beni çok zorlayan bölümlerin birinden bir alıntıyla bitireyim: “Olanları kafamda evirip çevirmekten vazgeçmiyordum, geçmişte olan şeyler geri dönebilirdi, hem geçmişin nabzı hâlâ atıyor gibiydi, hâlâ da öyle geliyor. Geçmiş giderek uzuyor.” Geçmiş, benim için de, gerçekten, giderek uzuyor.