GO OYUNCUSU
Shan Sa
1930’lu yılların Mançurya’sı.Japon istilası hızla yayılırken,işbirlikçi hükümet güçleri ile direnişçiler ve Japonlar arasındaki çatışmalar da sürmektedir.
Mançurya’da küçük bir kentte geleneksel değerler bağlı olarak yetiştirilmeye çalışılan lise öğrencisi genç kız Japonlara karşı düzenlenen bir gösteri sonrasında kendisine yardımcı olan Çinli genç ile ilişki kurar,duygularını pek de anlamlandıramadan.Bu ilişki hamilelikle sonuçlanacak,genç kızın sevgilisi direnişçilerden olduğu savıyla Japonlar tarafından yakalanacaktır.
Japon militarist geleneğine uygun olarak yetiştirilmiş genç Japon,kendisi ve ailesinin onuru için İmparatora hizmet etme güdüsüyle Japon ordusunun bir subayı olarak Mançurya’dadır.
Genç kız ve erkeğin yolları Bin Rüzgarlar Meydanında kesişir,birbirlerini tanır,sınar ve Go arenasında duygularını oluştururlar oynadıkları oyunla birlikte.Hemen hiç konuşmazlar bu süreçte ama,aşk zaten ruhların muhabbeti değil midir?
Japon militarist geleneğinin atalara ve otoriteye kayıtsız şartsız bağlılık ve “başka”olana karşı duyduğu aldırmazlık (başka bir ifade bulamadım,”başka”olanın yaşaması ile yaşamaması arasında bir fark yok,resmedilen Japon militarizminde)çok etkileyici bir biçimde aktarılmış.
İki “başka”arasındaki aşk,nereye kadar sürebilir?Japon subay,askerlerinin eline geçen “başka”için ne yapabilir?Peki ya onur anlayışı?
Nedense Batı Coğrafyası dışında okuduğum her kitaptan bambaşka bir lezzet alıyorum bugünlerde.
Kaçırmayın