Beyaz Köpek bitti. Nasıl haz aldım okurken, anlatması zor. Bazı kitaplar edebiyatı niye bunca sevdiğimi iliklerime dek hissettiriyor, bu da onlardan oldu. Önce şunu söyleyeyim, bu herif, Romain Gary yani, düpedüz manyak. Ama nasıl tatlı bir manyak, nasıl çok seviyorum. (Jean Seberg gibi Fuentes ve Gary arasında bir tercih yapmak zorunda olmadığım için mutluyum çünkü biliyorum ki mümkünü yok seçemem; ikisi de benim olsun işte ya.) Neyse, kitaba döneyim, sadece siyahlara saldırmak için eğitilmiş bir köpeğin öyküsü üzerinden bir sürü sorgulamaya girişiyor Gary. Irk ve ırkçılık, kültür, medeniyet, devrim, sosyal adalet, ezberlerimiz, vicdan… Hep etrafında dolaştığı, sevdiği konular yani. Bu bir roman değil, hayatının bir dönemine (1968‑69) otobiyografik bir bakış. Seberg’le ilişkisine dair de çok fazla ipucu var kitapta. Romain Gary’nin en sevdiğim kitabı değil belki ama Romain Gary’i en çok sevdiğim kitap oldu ‑ çok ama çok sevdim. Lütfen okuyun, okurken “Black Lives Matter” meselesini de zihninizin bir köşesinde tutun. 50 sene önceye bakınca alamadığımız bir arpa yola şaşıracaksınız. Alıntılamak istediğim çok fazla yer var, ama yalnızca birini ekleyip susuyorum, çünkü ah o son cümle: “Seberg’le tanıştıktan sonra ondaki saflık bana da bulaştı; kaybedeceğini bile bile kazanmak için bu şart çünkü. O günden beri insanlara hep güvenirim, çünkü inanıp güvenmek insanların seni hayal kırıklığına uğratmasından, ihanetinden, onların alay konusu olmaktan çok daha önemlidir. Kendini kaybetmek, kaybetmekten daha vahim.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
1968 yılındayız. Gary, köpeği Sandy’nin getirdiği Batka’nın siyahlara saldırmak için yetiştirilen bir polis köpeği olduğunun kısa zamanda farkına varıyor ama bir köpeğe bağlanmak için gereken zaman daha da kısa. Artık bu ırkçı hastalığından onu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapacak. Eşi Jean Seberg de siyahlar için mücadele eden bir film yıldızı. Martin Luther King’in öldürüldüğü yıl, Vietnam Savaşı bitmemiş, Amerika, Paris karışık, çatışmalar, protestolar, ayaklanmalar… Irkçılık ve Gary’in ezberlere yenik düşmeyen umutlu, şefkatli, sağduyulu, gerçekçi ve aslında bütün taraflara biraz da “yettiniz be” diyen sesi.
“Bize benzeyerek kendinize çok zarar veriyorsunuz. Bizi matah bir şey sanıyorsunuz.” diyor Batka’yı iyileştirsin diye emanet ettiği siyahi Keys’e. Karşıtlık, intikam, düşmanlık iki tarafı da ne çok aynılaştırıyor ve sevimsizleştiriyor gerçekten.
Bir zamanlar hayran olduğum Jean Seymour’un da adı ve kendisi de geçince okumak daha zevkli hale geldi. Kitap ırkçılık,68 kuşağının ayaklanmaları,arada Vietnam etkileri,Amerikan toplumunun içsel dışsal mücadeleleri,siyaset, olaylara yaklaşım ve bakış açıları biraz mizah derken bir çırpıda biten ilginç bir kitap. Tavsiye ederim.