Hmmm. Umduğumu bulamadım, acaba umudum fazla mı büyüktü? Adı her sene Nobel Edebiyat Ödülü için anılan Norveçli yazar Jon Fosse ile tanışma kitabım oldu Üçleme. Sevmedim diyemem ama beklentimi karşılamadı maalesef.
Alida ile Asle'in hikâyesini okuyoruz. Kendilerine başlarını sokacak bir yer arayan iki genç aşık onlar, üstelik Alida doğurmak üzere. Çaldıkları kapılar yüzlerine kapanıyor, kiralayacak bir oda bile bulmakta güçlük çekiyorlar, Asle pek çok şeyi göze alıyor sevdiği kadını ve doğacak çocuklarını korumak için, oradan oraya yürüyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Hikâye kabaca böyle, öyküde yer yer şaşırtıcı dönemeçler olsa da yazarın alamet-i farikası dili. Yer yer Saramago'yu epey andıran bir dili var yazarın, zira neredeyse hiç nokta kullanmadan yazıyor, diyalogları ve düşünceleri zaman zaman Saramagovari "diyor"larla okuyoruz. Ben bu üslubu çok severim, burada da hoşuma gitti, zamanda sık sık yaptığı atlamalara da açıkçası çok itirazım yok ama yine de... Bazı tekrarları beni çok yordu, karakterlerin çaresizliğini hissedelim diye yapılmış bir tercih muhtemelen ama sahiden boğucu bir hâl alabiliyor ilerledikçe. Ayrıca ana 2 kahramanımız dahil olmak üzere, yazarın karakterlerini yeterince derinleştirmediği kanaatindeyim.
Yarı rüyamsı - şiirsi anlatı da bu sefer nedense bana nüfuz edemedi, belki karakterlerin arasındaki aşk hikâyesine ikna olamadığım için. Sanırım hem yukarıda söz ettiğim üslup benzerliğinden, hem de iki kitabın da benzer şekilde yolda geçen birer aşk hikâyesi anlatmalarından ötürü, aklıma sık sık Saramago'nun Baltasar and Blimunda'sı geldi ve nerede o kitabın gücü, nerede bu diye düşünmeden edemedim. Haksız bir kıyaslama muhtemelen, kıyaslama yapmak da yersiz ama okurken çok sık aklıma düştüğü için buraya da not düşmek istedim.
Yazarın dilimize çevrilen diğer kitapları Melankoli ile Sabahtan Akşama'yı da okuyunca kendisine dair daha doğru düzgün bir fikir edineceğim sanıyorum.
Jon Fosse bu kitapta zamanı adeta eğip büküyor; yalnızca bölümler arasında değil, aynı cümlenin içinde bile zamanın değiştiğini hissediyorsunuz. Kitapta noktalama işaretleri neredeyse hiç yok, yalnızca virgüller kullanılmış. Bu tercih anlatıyı zaman zaman zorlaştırsa da metne kendine özgü bir ritim kazandırıyor.
Alida ve Asle’nin hikâyesi ise oldukça dokunaklı. Biri ailesini tamamen kaybetmiş, diğeri hayatta olsa da ailesinden gerçek bir iyilik görmemiş iki gencin saf aşkını anlatıyor. Birbirlerini o kadar derinden seviyorlar ki sanki ruhları iç içe geçiyor.
Yoksulluk duygusu da oldukça güçlü verilmiş. Yağmur altında bekledikleri sahnelerde o çaresizliği hissediyorsunuz. Fosse aynı zamanda Norveç edebiyatına özgü o balıkçı kasabası atmosferini de çok iyi yansıtıyor.
Yazar bazı şeyleri özellikle muğlak bırakmayı tercih etmiş gibi; kimi olayların nedenini tam olarak bilemiyoruz. Rüya ile gerçeklik de zaman zaman iç içe geçiyor, bazen aynı cümlede bile birbirine karışıyor.
John Fante’nin Toza Sor romanı tek kelimeyle “çarpıcı.” Arturo Bandini’nin yazarlık tutkusu, kimlik arayışı ve aşkı; içten, çelişkili ve sarsıcı bir anlatımla sunuluyor. Özgüvenli görünmeye çalışsa da içten içe kendini sorgulayan Bandini, hem trajik hem komik yanlarıyla empati uyandırıyor. Los Angeles sadece bir arka plan değil, onun iç dünyasının aynası gibi. Yoksulluk, yalnızlık ve bastırılmış arzularla örülü bu dünyada Bandini hayalleriyle gerçekler arasında sıkışıyor. Camilla Lopez’le olan inişli çıkışlı ilişkisi ise romanın en vurucu yönlerinden biri. Bu, iki kırık ruhun birbirini düzeltmeye çalışırken daha da hırpalamasının hikâyesi. Fante, insanı zaaflarıyla, kibri ve kırılganlığıyla tüm çıplaklığıyla sunuyor. Bandini’nin bencil yanlarına bile empatiyle yaklaşmak mümkün. Çünkü aslında hepimiz biraz Bandini’yiz.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Romanda birbirine aşık ve bebek bekleyen 17 yaşlarında iki gencin yaşadıkları köyden ayrılmak zorunda kaldıktan sonra karşılarına çıkan zorluklar anlatılıyor.
Yeni bir hayat umuduyla ellerindeki çok az parayla hiç bilmedikleri bir şehre giden çift bir çok zorlukla karşılaşıyor ve roman bu şekilde ilerliyor.
Yazarın anlatım tarzı normalden biraz farklı. Yazar tüm hikayeyi olaylara sanki orada olup şahit olan üçüncü bir kişinin ağzından aktarıyor okuyucuya. "Burada kalamayız artık, diyor Asle, niçin kalamayız, diyor Alida" şeklinde anlatım tüm roman boyunca bu şekilde olunca okumak ve takip etmek zorlaşıyor.
2023 Nobel edebiyat ödülü almış bir yazarın kitabı olması nedeniyle merak edip okuduğum romanda aradığımı bulamadım maalesef.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İskandinav edebiyatını sevenlerin beğenerek okuyacağı bir kitap. Kitap, klasik üsluptan çok farklı olarak yazıldığı için başta zorlanabilirsiniz. Fakat kitabın havasını yakaladığınız taktirde, hoş bir hikaye sizi bekliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın üç bölümden oluşan, doğu efsanesi tadında yer yer masalsı bir anlatım içinde ilerleyen dilbilgisi kurallarına çok ta takılmadan Asle ile Alida’nın aşkını, hayat yolculuklarını anlatan eseri. Norveç geçmişini sanatsal teknikle birleştirerek, insanın kaygılarını ve ikilemlerini yansıtan ve söylenemez olana ses veren bu eseri çok beğenerek okudum. Ayrıca çevirisi de çok iyi bence.