1Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
06.05.2026
bu türün çok çok iyi yazılmış ve epey güçlü bir örneği...
"Dileklerinin yerine gelmesini istediğini sanıyor insan. İstemiyor aslında. Hem de hiç istemiyor. Düzeni bozuyor çünkü. Gerçekten arzu ettiğin düzeni. Hayal kırıklığına uğramak istiyor insan. İncinmek, hayatta kalmaya çabalamak." İskandinav edebiyatı yine üzmedi. Daha önce okuduğum "Helios Felaketi" eserinden çok etkilendiğim İsveçli yazar Linda Boström Knausgård'ın dilimize çevrilen ikinci eseri "Amerika'ya Hoş Geldiniz" küçücük fakat çok çarpıcı bir metin. Susmaya karar veren bir kız çocuğunun ağzından ailesinin ve kendisinin öyküsünü okuyoruz. "Biz aydınlık bir aileydik" diyor 11 yaşındaki Ellen. Öyleler mi hakikaten? Yahut, aydınlık aile var mı gerçekten? Knausgård, tıpkı Helios Felaketi'ndeki gibi burada da yine ebeveyn-çocuk ilişkisine odaklanıyor ve ondaki kadar sert biçimde olmasa da yine "deliliğin" tanımlarını ve sınırlarını didikliyor. Yazarın; dikkat çekici, ışıltılı ancak zaman zaman ulaşılmaz bir anne ve mutsuz, başarısız ve hatta yer yer zavallı bir baba ile büyüyen Ellen'ın zihninde bizi çıkardığı gezinti çok etkileyici. Ellen sanki zaten kimsenin kendisini duymadığını düşündüğü için susuyor gibi - "zaten beni gören, işiten yok, da olur" diyen bir çocuk o sanki. Küçük kızın kısa, kesik cümlelerinin hepsine sinmiş bir hüzün var. Büyümenin, çocuklukla vedalaşmak zorunda olmanın ve bunu yaparken içinde büyüdüğü ailenin o aydınlık halinin aslında gerçek olmadığını, o dengede gözüken şeyin bir anda yıkılabilecek bir şey olduğunu fark etmenin hüznü. Zaman zaman kendi kendimize yaratıp kendimizi içine kapattığımız zihinsel hapishanelerimizin öyküsü biraz da bu. İskandinav edebiyatının bu karanlık, net, mesafeli, süssüz ve bir o kadar da gerçek halini çok seviyorum ben. Bu kitap da bu türün çok çok iyi yazılmış ve epey güçlü bir örneği olarak aklımda yerini aldı. İyi ki okudum.