En son ne zaman beni bu kadar heyecanlandıran bir metin okuduğumu hatırlamıyorum. Nefis, nefis, nefis bir kitap bu. İdeal Defter, 1982 doğumlu Meksikalı yazar Brenda Lozano tarafından 2014’te yazılmış. Bir yazara hem böyle hayranlık duyup hem de kendisiyle arkadaş olmayı arzuladığım hiç olmamıştı – zira bazı cümleleri resmen benim zihnimden geçenlerin aynıları: “Markette Oscar Wilde’ı görür gibi oldum. Bir perşembe pazarında Fernando Pessoa’yı meyve seçerken görmüşlüğüm var.”
Heyecanlanmamın çok sebebi var: ilki teknik. Lozano, aklından geçenleri sanki çok da çerçevelemeden, günlük tutarmışçasına kağıda döküyor ve fakat okudukça parçalar birleşiyor, ortaya dev bir resim çıkıyor. Annesini kaybedince bir yolculuğa çıkan sevgilisini beklerken ideal defteri arayan bir kadının yazdıkları bunlar. Gözlemler, düşünceler, hisler, içgörüler. Aşk, yas, kimlik. Çok dürüst, çok gerçek, çok içten yazılmış bir metin. Beklemek kadar sabit bir eylemin nasıl yorucu olabileceğini nefis anlatmış Lozano. Durmanın yoruculuğunu.
Dürüst dedim; çünkü derinlikli derinlikli düşünürken birden “seni çok özledim Jonas” diye kesiveriyor metni – aşıkken bunu hangimiz böyle deneyimlemiyoruz ki? İnsanın acı çekerken ve özlerken algılarının ne kadar açık olduğunu, bu sayede dünyadaki komik ve neşeli olan şeyleri de başka türlü fark edebildiğimizi müthiş sade biçimde ortaya koymuş yazar. (Kendi deneyimlerime öyle çok benzettim ki!)
Bugünün edebiyatı tam da bu olmalı işte. Araçsal olmayan, gücünü içtenliğinden ve söyleminin gerçekliğinden alan metinlere ihtiyacımız var. Kahkahalarla gülerek okuduğum bu kitabı bitirince nedense hüngür hüngür ağlamaya başladım – somut bir şeye de değil üstelik, bende yarattığı hissin kuvveti sebep oldu sanırım buna. Çok şaşkın ve çok büyülenmiş durumdayım. Buraya alıntılar eklemeyeceğim çünkü neredeyse her sayfanın köşesini kıvırdım, birini seçemeyeceğim kadar çok cümlesini sevdim bu eserin.
Son söz: şunları bulup çıkardığı, dilimize çevirdiği için Notos Kitap'a ne kadar teşekkür etsek az. İyi ki varlar.